Reformizme meydan okumak

Gorki’nin Ana romanında Ana, Pavel’in 1 Mayıs gösterilerinde bayrağı taşıyacağını öğrendiğinde, hapishaneden yeni çıkmış olan oğlunun bu davranışının nedenini anlayamaz. O bayrağın taşıdığı anlam, bugün bizim en çok ihtiyacımız olan şeydir herhalde. Gorki’nin romanında geçen zaman diliminde işçilerin verdiği amansız mücadelenin doğru bir çizgiye çekilmesinin anlamı olan o bayrak, amansız sömürü koşullarına karşı ayağa kalkan bir işçi sınıfının bilincini ifade ediyordu. Proleter devrimler çağını açan Rusya işçi sınıfı bunu ancak Bolşeviklerin ideolojik önderliği sayesinde başarabilmişti. İşte, Pavel’in 1 Mayıs’ta taşıdığı kızıl bayrağın anlamı budur.
1 Mayıs’ın öngünlerini yaşadığımız bugünlerde hem ülkemizde hem de dünyada halklar adına önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Yaşanan gelişmeler (hem ülkemizde hem de dünyada) uzun yıllardır uygulanan politikaların sonuçları olarak kendisini göstermektedir. Ülkemizde emekçiler açısından önemli hak kayıpları yaşanmış, işsizlik artmış, gelir dağılımındaki uçurum giderek açılmıştır. Küçük köylü üreticisi uygulanan politikalarla üretemez hale getirilmiştir. Tüm bunların yanında ülkemizin yapısal sorunlarından olan milli mesele ve ezilen inançlar sorunu çözümsüz bir noktada durmaktadır. Esasen de devlet bu sorunları istediği bir noktada çözüme kavuşturmanın hesaplarını yapmaktadır. Efendilerinin Ortadoğu’da yüklediği misyonu yerine getirmek için bir dizi açılım furyası ve yapısal dönüşüm hamleleri yapmıştır. Ancak mevcut durum esas olarak halklar adına bir dizi tehlikeyi beraberinde getirmiştir. Yapısal dönüşüm hamleleriyle devlet belli oranda teşhir olmuş yönlerinden ve geçmiş yıllarda kullandığı; ancak süreç için ihtiyaç olmayan yüklerinden kurtularak kendisini temizlemiş ve yeni sürece uygun bir şekilde kendisini yeniden dizayn etmiştir. Yapılan belli düzenlemeler, açılımlar ve çıkarılan yasalarla göstermelik bir demokrasi ortamı yaratmıştır. Başta Kürt Ulusal Hareketi olmak üzere Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci hareketi açılan bu tasfiye güzergahına girmiş durumdadır.
Bu durum yükselen bir reformist dalgayı beraberinde getirmiştir. Son süreçte yaşanan kitle hareketliliği esas olarak reformizmin bataklığına akmaktadır. İşçi hareketliliğine baktığımızda bir çoğu reformist veya ekonomik taleplerle(süreç itibariyle önemi ayrı bir yerde durmakla birlikte) ortaya çıkan ve siyasi bir mecraya kanalize olmayan veya kanalize edilemeyen hareketler olduğu görülmektedir. Sendikaların belli bir çöküş yaşadığı hepimizin malumu; ancak var olan yapı içerisinde de esas güç ve inisiyatif sahibi olan hareketler büyük bir oranda reformist veya devlet güdümlü anlayışlardır. Yine öğrenci hareketlerine baktığımızda neredeyse sürece kumanda edenlerin reformist öğrenci hareketleri olduğunu görmekteyiz. Devrimci hareketler sürece müdahale etmekten oldukça uzak kalmış durumdadırlar. Hem talepler hem de mücadele tarzı, en önemlisi de bu hareketlerin program ve niteliği gençlik hareketleri için önemli bir tehlike oluşturmaktadır. Yükselen kadın mücadelesi açısından da benzer şeyler söylenebilir. Özellikle erkek egemen bir anlayışla şekillenen düzenin sınırlarını parçalayarak gerillalaşan Kürt kadınlar, feminizme kayarak önemli bir potansiyelin de reformize olmasına neden olmaktadırlar.
Tüm bunların yanında devrimci faaliyetin gözden geçirilmesi önemli bir meseledir. Nihayetinde aynılaşan bir faaliyet algısıyla reformizme meydan okunamaz. Düzen içi devrimcilik bugün bırakalım genel olarak demokratik kamuoyunu köklü devrimci hareketleri de etkilemektedir. Sınırları düzeni aşmayan bir faaliyet algısıyla reformizme meydan okunamaz.
Ancak bilimsel bir yöntemle sürece müdahale edebiliriz. Kitleler içinde devrimci bir programı ve devrimci bir faaliyeti ancak bu şekilde örebiliriz. Kitlelerin devrimci potansiyelini adım adım örerek süreci tersine çevirebiliriz. İşte eğer bugün koyu bir karanlığa mahkum olmak istemiyorsak reformizme aman vermeden Büyük Proleter Kültür Devrimi’yle en yükseğe çekilen işçi sınıfının kızıl bayrağına daha fazla sarılmamız gerekir. 1 Mayısı bu bilinç ve inançla karşılamamız gerekmektedir. İşçi sınıfı öncülüğünde ezilen dünya halklarının başka bir çıkış yolu yoktur. Ya koyu karanlık, ya da özgür geleceğe uzanan kızıl güzergah. Temel mesele budur!

 
Share