Tozu dumanı doğru perspektif dağıtır

Olayların analizinde elinizde tuttuğunuz silah ya sizi doğruya götürür ya da sizin doğrudan uzaklaşmanıza neden olur. Bu açıdan esasta belirleyici olan, meseleye hangi pencereden baktığınızdır. Aynı meseleler üzerinden farklı sonuçlar çıkması da aynı olay ve olgulara farklı pencerelerden bakıldığıyla alakalıdır. Ancak hangisinin doğru ve bilimsel olduğunu, yaşayan canlı pratik kanıtlar. Bu açıdan toplumsal meselelere yaklaşırken sizi en güçlü kılacak şey elinizdeki yöntemdir. Kaypakkaya’nın, bir gün, yoldaşlarıyla görüşmeye giderken onlara “size dünyanın en güçlü silahını getirdim” diyerek Kızıl Kitap’ı göstermesi dikkate değer bir yaklaşımdır.
Bugün dünya ezilenlerinin doğru bir pencereden meselelere bakabilmeleri için işçi sınıfının bilimsel ideolojisi ile kuşanmaları zorunludur. Hem de bu ideolojinin, neo-liberal saldırılardan bağımsız olmayan, önemsenmemesinin ve küçümsenmesinin oldukça yaygın olduğu bir dönemde. Toplumsal altüst oluşların yeniyi yaratmalarının temel koşulu da budur. Bu da ancak bu ideolojiyle kuşanmış bir örgütle olur. Eskiyi var eden ve koruyan temel dinamiklerin yıkılarak yeniye ait olanın inşa edilmesi ancak bu şekilde mümkündür.
Toplumsal altüst oluşlar ya da mücadeleler rastgele bir seyir izleyemezler. Hele günümüz koşullarında bu mümkün değildir. En nihayetinde eridiği bir pota vardır. Bizim için esas belirleyici nokta esas güç olan kitle hareketliliğinin devrim hedefine yöneltilmesi ve eski ile yeni arasındaki diyalektik bağda eskinin temellerine vurarak yeniyi inşa yönelimine girmesidir. Devrim dediğimiz mesele de en nihayetinde bu şekilde hareket eden bir sürecin tamamlanmasıdır ve tarihsel bir olgudur. Üretim ilişkileri ve bu üretim ilişkileri üzerinden şekillenen toplumsal formasyonun yenisiyle yer değiştirmesi ancak ve ancak kitlelerin böyle bir yönelim içerisine girmeleriyle mümkündür. Her ne kadar kitleler hareketlenip ortalığı kasıp kavursalar da kendiliğinden böyle bir yönelimin içine girmeleri mümkün değildir. İşte burada da iş ‘tarihin pususuna yatmış’ devrimcilere düşer. Çünkü kitlelerin devrim davasına en yakın oldukları dönem bu dönemdir. Kitleler siyasi çalışmaya en çok böyle dönemlerde yaklaşırlar. Bu dönemde kitlelerin algıları siyasi bilinci almaya daha yatkındır.  
Bu durum genel bir toplumsal mücadelenin yanında tek tek veya kitlesel bir şekilde verilen ekonomik ve demokratik mücadeleler için de geçerlidir. Bu mücadelelerin seyri her zaman için talep edilen şeyle sınırlı olarak erimeye mahkumdur. Egemen sistemin genel olarak böyle direnişlere yaklaşımı göreceli bir demokrasi genişlemesi ve ekonomik-demokratik haklarda belli bir oranda iyileştirme yönündedir. Tüm bu meselelerin geçici olduğunu, geri alınması ihtimalinin yüksek olduğunu tarihsel tecrübelerin ışığında emekçilere kavratmak, geleceği kazanmak için verilen mücadelelerin önemli görevlerindendir.
Bugün, toz duman içinde yatağını bulmaya çalışan ezilen dünya halklarının bu dumanı dağıtabilmeleri için her bir parçanın kendi gericilerine karşı yükselteceği geleceği kazanma mücadelesinden geçtiği, unutulmaması gereken tarihsel bir sorumluluktur. Yetmişli yıllardaki kitle hareketlerinin yüzünü komünist mücadeleye dönmelerinin en büyük sebebi o dönemde dünyada bir fırtına etkisi yaratan Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ideolojik rüzgârıdır. Günün koşulları böyle bir gelişmeye imkan vermemektedir. Merkezi anlamda ideolojik hegemonya kurabilecek bir odak olmaması ezilen dünya halklarının en büyük dezavantajlarındandır.  Böyle bir durum ancak her bir siyasal coğrafyanın kendi çelişkilerini çözerek oluşturacakları güçlü bir merkezle mümkündür. Böyle bir gelişim çizgisi de mevcuttur. Sadece ateşi daha da harlayarak alevi büyütmek gerekir.

 
Share