|
Toplumsal çelişkilerin uzlaşmaz karakteri ekonomik temelde var olan uzlaşmazlıktan gelir. Burjuvazinin proletaryaya karşı tarihsel düşmanlığı ruh hali bozukluğundan değil, sınıfsal karakterinden ve amacından kaynaklıdır. Kimler ne kadar çaba harcarsa harcasın açlar ve toklar, zengin kodamanlar ile yoksunlukla boğuşan yoksulları uzlaştıramaz! Ezen ulus ayrıcalığı ile ezilen ulus yoksunluğu da uzlaştırılamaz! Türk egemen sınıflarının Kürtlere karşı var olan düşmanlığını eksik, hatalı algılama, eğitim ya da politik şekillenişle değil, bizzat Kuzey Kürdistan’ın ekonomik kaynaklarının zor yoluyla talan edilmesi, emek pazarına sürülen karın tokluğuna çalışmak zorunda kalan ucuz emek deposu Kürt yoksulları, köylüleri, yarı-proleterlerinin sömürülmesi… Ucuz emek garantisi durumuna gelen işsizler ordusuyla basınç oluşturması… Kürt ulusunun bir avuç işbirlikçi gerici sınıflar dışında ezici çoğunluğunu oluşturan halkın bürokratik rantçı devlet tarafından ağır vergilerle sömürülmesi… (Tüketmek için satın aldığımız her şeyde vergi veriyoruz) Elbette bu vergilerle ülkemizdeki tüm ezilen sınıflar sömürülmektedir. Mevcut eşitsizlik en bariz sömürünün açık ifadesidir. Ayrıca halkın canını, kanını emen devlet aygıtı, Kürt ulusunu baskı altına almak için askeri yatırımlarına tüm hızıyla devam ediyor. Herkesin rahatlıkla anlayabileceği gibi emperyalist işbirlikçi Türk egemen sınıflarıyla işbirliğine giren Kürt egemen sınıflarının palazlanmasına karşın halkımız daha da yoksullaşmaktadır. Emperyalistlerin uşağı egemen sınıfların hizmetinde olan kukla devlet bürokratik yapısıyla sadece kendi obur karnını halkın sırtından doyurmakla yetinmiyor. Burjuva-feodal sınıflar emperyalist babalarıyla devleti kullanmakta, kendilerine akacak sermaye musluklarını açmaktadırlar. Devlet bankalarından alınan milyarlarca dolarlık kredilerin ödenmemesi, şirket iflasları, zararına çalıştırılıp yıkıma bırakılan tesisleri hatırlayalım. Devlet eliyle kullandırılan arazi, kaynak ve olanakların, egemen sınıfların devleti, ezilen sınıflar üzerinde şiddet ve baskı aracı olarak kullanmakla birlikte, bir sömürü aracı olarak da kullanılabildiklerine de dikkat çekmek gerekir. Rantcı-bürokratik askeri faşist diktatörlüğün dayandığı ekonomik temel 21. yüzyılda daha da vahşileşerek kendisini yapılandırmaktadır. Binlerce çocuğun sokaklara düştüğü Kuzey Kürdistan ne kadar yoksullaştırılmışsa egemen sınıflar da o kadar zenginleşmişlerdir. Burada hiç kimse Kürtler dışında Türk ve çeşitli milliyetlerden azınlıklardan işçi sınıfı, emekçi köylülerimiz, geniş halk kitlesinin ezilip sömürülmediğini söylediğimizi sanmasın. Dikkat çektiğimiz husus 20. yüzyılın ilk çeyreğinden başlayarak –öncesini de unutmadan- Kürt ulusuna dayatılan ölüm üzerinde emilen zenginliğine bağlı düşmanlığın nedenlerine birazcık dikkat çekmektir. Emperyalizme bağımlı montaj sanayinin Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın doğusu ve batısı arasındaki orantısız gelişme ve aynı zamanda rantçı-bürokratik devletin Kürt ulusu üzerindeki çifte sömürüsü Kürt işçi ve emekçi köylü halk yığınlarının, ezilen sınıfların ödediği eşit vergilerden asla eşit düzeyde yararlanmama durumu vardır. Bu sömürü biçiminin karşılığı şudur: Yüksek vergilerle yoksullaştırılan, zenginlikleri emilen bir ülke olan Kürt ulusuna yönelik egemen Türkçü ideoloji, eğitim ve kültürü dayatmak; okul, hastane, üniversite, yol, eğitim, spor ve kültür merkezleri, kentsel alt, yapı vb yatırımların eşit yapılması gerekirken, hiç yatırım yapılmayarak buradan elde edilmiş olan gelirin daha çok batı eksenli ele alması ve çeşitli kentlerde yatırıma dönüştürülerek gelişmenin göstergesi haline getirilmektedir. Hem de Kürtlerin ana dilleri, kültürleri ve eğitim hakları yasaklanarak… Vahşi sömürünün adı budur işte… Bununla birlikte sömürünün birikiminden verilen rüşvet, ilkokul çağından başlayarak Türk milliyetçi eğitimle donatılan nefret, ezen ulus kibir ve büyüklük tavrı ulus ve azınlıkları aşağılayan politik-siyasi kültürle yoğrulan toplum, Türk olmayan uluslara karşı düşmanlaştırılmıştır. Basit bir mantıkla düşünülse bile ezilen Kürt ulusuna yönelik devletin yaklaşım ayrıcalığı anlaşılır. Anlaşılma kolaylığı bakımından bir benzetme yaparsak; çalışırken sigorta primi kesilen iki işçinin birisine emekli olduktan sonra emeklilik maaşının ödenmemesi gibi!.. Açıktır ki, ülkenin bütününde toplanan kaynaklar, sadece ülkenin bir kısmı (Batı illeri) için kullanılıyor. Bu bahsettiğimiz ise sadece sömürünün bir biçimidir ve ezen ulusun egemen sınıflarını besleyen önemli bir kaynaktır. 21. yüzyılda egemen sınıflar ezen ayrıcalıklı Türk ulus varlığının devamından taviz vermek istemiyor. Bu arzu tarihsel bir olgudur. Emperyalizmle işbirliği halinde ezen ulus egemen sınıfları sömürdüğünün bir kısmını sosyal şovenizmi geliştirmek için toplumun çeşitli siyasi-politik temsilcilerini satın almak için harcamamtan sakınmazlar. Milliyetçilik toplumun derinliklerine nüfuz eder. Egemen olan milliyetçi ideoloji elbette topluma egemen olan sınıfların ideolojisi ve kültürüdür. Okulları, gazeteleri, televizyonları, siyaseti ve politikalarıyla egemen ideolojiyi bin bir türlü araçlarla kitlelere taşınırken işçi sınıfı hareketi asla boş bırakılmaz. Küçük-burjuvazi ve işçi sınıfının belli sayıda üst katmanları etki altına alınır. Ülkemizde sarı sendikaların ekonomik temeli burada yatmaktadır. Ezen ulusun egemen sınıflarının işçi sınıfının politik güçleri üzerindeki çarpıcı etkisinin ifadelerini daha kapsamlı işlenmesi gerektiğini de belirtmek gerekir. Van depreminde halkımız büyük bir acı yaşadı. Fakat Van depreminin enkazında devlet ve milliyetçi ideoloji kaldı. TC hükümeti depremi bile Kürt ulusal hareketine karşı kullanma alçaklığından vazgeçmedi. Devlet doğal afetin ilk 24 saatinde yapması gerekenleri yapmadı, yardımları engelledi, dağıttığı yardımlar ise devletin Kürt halkı üzerindeki etkisini hissettirmek amacına uygun olarak ahlaksızca kullanıldı. “Ben de bir başbakan olarak Van’a gittim” diyen Başbakan’ın “lütfu” (!) elbette unutulmayacaktır. Deprem yaraları ve acılarıyla boğuşan Kürt halkının insanlık değerleriyle dalga geçer gibi, Cumhurbaşkanı’nın “intikamları alınacak” sözlerine bağlılığını kanıtlayan Türk ordusu depremin ikinci gününde “270 PKK’linin hava ve kara harekatında öldürüldüğü”nü gururla açıkladı. Tarihsel olarak yok etmeye koyulduğu Kürtleri Türk devleti ne diye kurtarsın!? Zira deprem altında kalanları kurtarmak için asker ortalıkta yoktu, sağ olanları katletme peşindeydi! Türk basınına, sosyal paylaşım sitelerine yansıyan Kürt karşıtı faşist ifadelere şaşırmaktan ziyade devletin yapmak istediklerinin toplumda karşılık bulmasının tarihsel köklerine bakmak gerekir. Kemalizm İslam karşıtı değildir. Takiyeci Başbakan’ın sıklıkla tekrar ettiği gibi Kemalizm tek ulus (Türkler) tek devlet, tek bayrak, tek dil (Türkçe) ve tek din (İslamiyet) ideolojisidir. Peki, bu faşist ideolojiyi kim en güzel şekilde milyonların karşısında haykırıyor. Başbakan! Türk ve Kürt halkının arasında düşmanlık filizlerini büyüten gerici sınıfların iktidarını yıkmadan, ırkçılık, milliyetçilik ve gericilikten kurtulmak olanaksızdır. Tek yol devrimci iktidar yolunda ilerlemektir.
|