|
Devrim amacı uğruna mücadeleye katılan ve her alanda büyük zorlukları göğüsleyerek, kararlılıkla egemen sınıflara karşı mücadeleyi geliştirmeye koyulurken her yoldaşın öğrendikleri örgütsel ilkelerin çiğnenemeyeceğidir. Parti bir bütündür ve her alanda partinin örgütsel ilkelerine, ideolojik ve siyasi amacına uygun örgütlenmek zorunludur. Bütünlüklü düşünme zorunluluğunu kaybeden fonksiyoner organ, alan, partinin, amaç ve anlayışından uzaklaşmış demektir. Şayet bütün alanlardaki enerji aktif şekilde merkeze akmıyorsa, üstten alta doğru birbirine bağlı olan hiyerarşik organsal bütünün işlerliğinden bahsedemeyiz. Parti merkezi bütün alanlarını birbirine bağlayan hayati öneminin yanında, sorunlarla mücadele etmek ve devrim hareketine önderlik etmekle yükümlüdür! Amacımız teorik olarak parti ve önderlik ilişkisini analiz etmek değildir; tasfiyeciliğin güç kazandığı, dağınık, son derece gevşet, örgütsel ilkelerin aşınarak, disiplinsizliğin demokrasi ve özgürlük olarak savunulduğu koşullarda vazgeçemeyeceğimiz ilkelerimize sadece dikkat çekmek, partinin bir bütün işleyen proletaryanın biricik aracı olduğunu hatırlatmaktır. Stratejik hedefe yürüyen bütünlüklü kavrayışta meydana gelen zayıflamaya karşı mücadele edilmelidir. İdeolojik, politik, kültürel olarak her alanda parti çizgisini pratikleştirmek, parçaları bütünle birleştirmek, eksiklikleri gidermek zayıflıkları aşmaya kolaylık sağlayacaktır. Diyalektik olarak düşünüldüğünde çeşitli halkalardaki enerji merkeze akmıyorsa elbette ana halka olarak partinin diğer alanlara yeterli derecede ideolojik ve politik perspektifsel akışı olanaklı olmayacaktır. Bu durumda bir bütün olarak farklı alanların birbirleriyle olan bağının zayıflaması kesin bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Çevre ilişkileri de dahil örgütlü kitlemizde duyarlılık ve algı zayıflığı yaşandığı alanlardan birisi de hapishanelerdir. Çok açıktır ki bu zayflık Partimizin politik ve siyasi kavrayışın zayıflamasının bir yansımasıdır. Özeleştirinin eğitici yanından yakalayarak kendimize ışık tutmanın sonsuz yararı vardır. F tipi tecrit sistemi partimiz tarafından stratejik bir saldırı olarak tespit edilmiştir. Ölüm Orucu Direnişini örgütleyen politik güçlerden biri olan Partimizin başeğmeyen savaşçıları Ölüm Orucu’nda şehit düştüler. Yine onlarca yoldaşımız da kalıcı sakatlıklar bırakacak düzeyde direniş gazisi oldular. Tecrit saldırısına karşı direnişte 122 komünist-devrimci şehit düştü. Direnişimizi kırmak için tahliye edilen yoldaşlarımız dışarıda mücadelenin en zor görevlerini üstlendiler ve bir çoğu şehit düştü. F tipi tecrit saldırısı henüz geri püskürtülemedi, direniş sürüyor, sürecektir. Tarih devrimci tutsakların teslim alınamayacağının kanıtıdır. Sınıf mücadelesinin kesintisiz alanı olan hapishanelerde devrimci tutsakların direnişi her türlü faşist saldırıya, izolasyona, teslim alınmaya karşı devam ediyor. Ağırlaştırılmış müebbetlikleri günde bir saat havalandırmaya çıkarmaları topyekün saldırının ağır biçimlerindendir. Unutulmamalı ki; hapishanelerdeki yoldaşlarımız mücadelenin çeşitli alanlarından tutsak düşmüşlerdir. Partimizin üyeleri, kadroları, savaşçıları, sempatizanları ve taraftarları olarak ağır cezalara çarptırılmışlardır. Cezalar, baskılar ve saldırılar örgüt olmanın gereklerini yerine getirmenin önünde engel olamaz. Faşizmin en azgın dönemlerinde bile şu ya da bu düzeyde örgütlü olmanın gereklerini, tutsaklarımız yerine getirmiştir. Tutsaklarımız dün olduğu gibi bugün de devrim hedefine bağlı olarak Partimizin stratajik ve taktik çizgisini esas alarak direnişlerini ördüler, öreceklerdir. Partiyi bir bütün olarak kavrama bilincini güçlendirmek için çaba ve ısrarlarını sürdürmektedirler. Tutsaklarımızın devrimci bilincinde ve pratiğinde mücadelenin bir parçası olduklarını asla silemeyeceklerdir. Dışarıda hapishanelerdeki saldırılara karşı duyarlılığın azalmasındaki gidişata dur demek bir ihtiyaçtır. Var olanlar üzerinde tutsaklarımızla olan bağı ve duyarlılığı geliştirmek, daha yaygın ve geniş çerçevede mücadele pratikleriyle ele almak gerekmektedir. Komünist devrimci dinamiklerin toplama merkezlerine dönen hapishaneler kendi haline bırakılacak ve önemsenmeyecek alanlar değildir. “Dayanışmacı” ve “destekçi” kavrayışıyla değil, bizzat devrim hareketinin mücadele parçası olarak kavramak, bütünleşmek gereklidir. Hapishanelerden bihaber hale gelen bir devrimcilik, mücadele alanlarından yabancılaştığı gibi düşmanın saldırı araçları ve sisteminden de bihaberdir. Ancak hapishaneye konulduğunda yabancılaştığı yoldaşlarıyla; mücadele ettikleri saldırı ve kuşatmayla tanışmış olmaları bu alandan koptuğu gerçekliğini anlaşılır kılmaktadır. Bu kopuş elbette ki mücadelenin her parçanın kendi bulunduğu ilişki, çevre ve alanından ibaret sanıp, bir bütün olan Parti çizgisinden sapmış olmasıyla ilgilidir. Tutsaklarımız yalnız kaldıkları en zor koşullarda dahi Parti çizgisine bağlı olarak direnme pratiği ve deneyimine sahiptirler. Yoldaşlarımız yakınmıyorlar, sadece tüm örgütlülüklerin aynası olan tutsaklara baktıklarında kendilerini göreceklerini hatırlatma ihtiyacı duyuyorlar. Var olanla yetinmek, eldekinin kaybedilmesine razı olmaktır. F tiplerinde tecrit saldırısı sürüyor, tutsakların sınıf mücadelesinden yalıtılması sadece tutsakların sorunu değil, Partimizin ve tüm devrimci hareketin de sorunudur. Tutsaklar devrimin düşman çarklarında öğütülmeyen çelik bilyelerdir; kavrayışımızı derinleştirelim, olanaklarımızı bütünleştirelim ve mücadelenin yükseltilmesi için seferber edelim. Tutsaklar direnişleriyle hücrelere meydan okudukları gibi teslimiyete, reformizme, parlamentarizme, tasfiyeciliğe de meydan okuyorlar. Devrimci mevzilerimizi güçlendirelim.
|