|
Saldırganlık, başka ulusların ezilmesi, baskı altına alınması, fethedilmesi, egemen ulusun kültür ve dilini diğer ulusların dil ve kültüründen üstün sayıp dayatma siyaseti ulusal çıkar adına yapılan milliyetçi burjuva ideolojisinin çerçevesini oluşturur. Elbette ulusal çıkarların sadece egemen gerici sınıfların çıkarı olduğunu da unutmamak gerekir. Emperyalizm çağında sınıf mücadelesi, burjuva milliyetçiliğin temelindeki ekonomik ve sınıfsal özü ortaya çıkarmıştır. Sosyalist uluslar çatışmasız ve kardeşçe yaşayabilineceğini dünyaya göstermişlerdir. Bunun dışında milliyetçilikten kaçınabilecek tek devlet dahi yoktur, olmamıştır.Türk egemen sınıflarının istilacı, yayılmacı, Türk ulusçuluğunun kutsanmış ruhuyla Kürt ulusu ve diğer azınlıkların asimile edilmesi ve katledilmesi politikası sistemlidir. Dünyada Türk egemenliğini kurmak, tüm dilleri Türkçeleştirmek isteğinin somutlaşmış ifadesi Kemalizm’dir. Türk devlet yapılanmasının resmi olarak sürdürdüğü politikanın tanımı kısa kelimelerle; Türk olmayan uluslara karşı katliam, soykırım, büyük zulümdür, anti-komünizm amacına uygun olarak dizginsiz şiddet ve tescillenmiş faşizmdir. Bilindiği gibi Türk milliyetçiliği, gerici sınıflar ve devlet bürokrasisi Türk ordusunun gücüyle, tecrübesiyle övünmektedirler. Tecrübesini hangi savaşlarda, hangi ülkelerle savaşarak elde ettiği ise hiç sorgulanmaz! O halde bu deneyim nereden geliyor, tarihi kökleri nerededir? Savaştan (1914-18) yenilgiyle çıkıp sömürge kertesine inen Osmanlı’nın saraylarına İngiliz, Fransız generalleri yerleştiğinde devlet yönetimini ellerine aldıktan sonra bu güçlerin denetiminde görevlendirilen Kemal, emperyalizme karşı savaşı değil, isyan eden Kürtlerin bastırılmasını örgütlüyordu. Sınıf hareketinin Komünist öncülerini nasıl yok edeceğini planlıyordu. Bazı tarihçiler ‘Lozan’dan hemen sonra Türk ordusunun gücünü (1925) Şeyh Said ayaklanmasında Kürtleri ezerek gösterdiğini söyleyerek Kemalizm’in başlangıcına işaret etseler de bu eksik bir tespittir. Çünkü milliyetçi ittihatçı Kemalistler 1920’lerden başlayarak geçiş sürecinde kendi rüştünü emperyalistlere kanıtladılar. Anti-komünist kimliğini acımasız azgın sınıf kinini TKP’nin önderi Mustafa Suphi ve 14 yoldaşın katledilmesini (28-29 Ocak 1921) gerçekleştirdi. Bu birincisi. İkincisi ise 1920-22 arası Koçgiri isyanında Kürtlerin vahşi şekilde ezilmesi, köylerin yakılması, kitlesel katliama vardırılması aynı zamanda bu tarihten sonra olabilecek Kürt isyanlarına karşı izlenecek politikanın temelini oluşturmuş olmasıdır. Nitekim 1920 ile 38 arasında Türk ordusunun 20’ye yakın askeri harekatının Kürdistan’da gerçekleştiğini biraz tarihle ilgilenen herkes bilir.En açık ve anlaşılır haliyle söylersek 1920’lerden günümüze Türk ordusu Kürt ulusuna karşı fiili olarak savaşmaktadır. NATO bünyesinde çeşitli ülkelerin işgal edilmesinde “barış güçü” olarak belli düzeyde asker göndermesini ayrı tutarsak Kürdistan Türk ordusunun fiili olarak savaştığı başka savaş alanıdır. 1949-52 arasında Kore halkının devrimci mücadelesini bastırmak anti-komünist niteliğini tekelci burjuvaziye kanıtlamak ve görevini yerine getirmek için Türk ordusu ABD ile Kore’de halka karşı savaştı. Kore halkını, devrimci ve komünistleri katletti. 1974”te Kıbrıs’ı işgal etmesinin dışında Türk ordusu 1920 sonrası başka savaşa katılmamıştır. Fakat Türk ordusu dünyada sayılı tecrübeli ordulardandır. Çünkü yüzyıldır Kürt ulusuna karşı fiili olarak savaşmaktadır. Türk egemen sınıflarının ve siyasi politik temsilcilerinin tarihi iki yönlü düşünülmek zorundadır. Birincisi emperyalist işbirlikçi niteliğiyken, ikincisi ise anti-komünizm üzerine şekillenen saldırganlıkla sınıf hareketini ezmek, Türk olmayan ulus ve azınlıkların yok edilmesi, asimile edilmesi, Türkleştirilmesi amacıdır. 1920’lerden 38’e 20’ye yakın askeri harekatla Kürt isyanlarını ya da isyan etme potansiyelinden dolayı Kürtleri ezen Kemalist diktatörlüğün imhacı, asimilasyoncu karakterinin görülmemesi demek sadece Türk ezen ulusçuluğu bakış açısıyla Türkçü ideolojinin yedeğine düşmektir. Bu anlamıyla Kemal’in bizzat (1920-38) askeri faşist rejimin katlettiği yüz binlerce Kürdü tarihin bir kenarına bırakarak Kemal’i-Kemalistleri “küçük-burjuva devrimcisi”, “anti-emperyalist, “halkçı” olarak görmeye devam edenler Kemalist Türkçü burjuva tarih anlayışını benimsemişlerdir. Ayrıca burjuva-feodal sınıfların iktidar olduğu hiçbir devletin emperyalizmden bağımsız olamayacağı anlayışının halen varlığını sürdürüyor olması işçi sınıfı hareketinin nasıl derin burjuva ideolojik etki altında olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Sınırları emperyal güçler tarafından çizilip parçalanan Kürdistan üzerindeki politikanın emperyalizmden bağımsız olduğunu kimse anlatamaz! Kemalist diktatörlük en azgın faşist karakteriyle emperyalist işbirlikçi bir rejimdir. Günümüzde sürdürülen politikanın kökleri 1920’lerde atılan ve devlet kimliği haline gelen 21.yüzyıla taşınan Kemalist siyasettir. 1920-38 arasında Kürdistan’da savaş uçakları Kürtleri bombalıyordu. (Ağrı-Dersim) Güney Kürdistan’da ise İngilizler Kürtlere hardal gazı kullandı. 1980’lerden sonra Türk ordusu 27 sınır ötesi askeri harekat yaptı. Şimdi kapsamlı bir askeri harekata hazırlandığını ilan ediyorlar. Bu arada Kürdistan bombalanmaya devam ediliyor. Savaş uçakları, Skorsky, Aphaçi, Kobra, helikopterleri ve üzerindeki roketler, uçaksavarlar, kimyasal taşıyıcı silahlar, Heronlar, termal donanımlı tanklar, uydu görüntüsü sağlayan ileri teknoloji tüm hepsi emperyalist güçlere aittir. Yani Türk ordusunun Kürt ulusuna karşı savaşı sürdürmesini tekelci burjuvazi 21.yüzyılda desteklemeye devam ediyor. Kandil’i bombalamak için bile ABD izni gereklidir.Ne dün ne de bugün Kürt ulusal sorunu bir dünya sorunu olarak emperyalizmden bağımsız düşünülemez. Tüm tarih bilge bir öğretmen gibi karşımızda dururken 1921 ya da 1924 anayasalarında reformların tarihi köklerini aramaya; gizli oturumlarda Kemal’in Kürtlere ne dediğini aramaya kalkanlar halkı kandırıp “entegre stratejisi”ne hizmet ediyorlar. Kemalist diktatörlüğün yaptıkları açıktayken “gizli” olanları aramak niye?! Seyirci ya da destekçi rolünü sonlandırmak, Kürdistan’da kayıp halka olan sınıf hareketini örgütlemek için öncelikle tarihi ezilen sınıfların devrimci bakış açısıyla değerlendirmeliyiz. Sınıf hareketi her türlü burjuva sosyal-şoven zehirden kurtulmadan ve ideolojik mücadeleyi süreklileştirmeden devrimci gelecek inşa edilemez.
|