Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Dersim ’38 in başka öğrettikleri!

Ufuk Çizgisi
Devrimci Demokrasi - Sayı 182

Bakış Can

Türk devletinin resmi ideolojisi askeri faşist bir diktatörlük olan Kemalizm’i kendisine rehber alıp atbaşı giderek bugünlere kadar gelen ırkçı faşist CHP’nin önemli kadrolarından Onur Öymen’in, ’38 Dersim Katliamı’nı onaylayan ve Mustafa Kemal’i sahiplenen açıklaması, toplumun birçok kesiminden tepki almıştı, bir dizi protesto eylemleri yapılmıştı.

Ancak çok önceleri bu katliamı dile getiren ve buna karşı mücadele edenler unutulmaktadır. Tarihsel belleklerin ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır. Zira emperyalizmin stratejik uşağı faşist Türk hakim sınıfları ve kliklerinin bu katliamı kendi sınıf ideoloji ve politikaları gereği savunmaları anlaşılır bir durumdur. Her sınıf ve ara katman, kendi sınıfsal ve politik karakteri gereği ’38 Dersim Katliamı’na farklı bakış ve duruş sergileyerek ayrışma ve netleşme süreci yaşamaktadır. Ha keza ABD emperyalizminin stratejik uşağı ve memuriyetliğini yürüten faşist R. T. Erdoğan bile argümanın da Dersim Katliamı’nı dillendirmesi karşısında demogoji ve yanılsamalara yönelik de oldukça dikkat etmek ve aldanmamak zorundayız. Yeni Atatürkçülüğün biçimlendirildiği anlaşılmaktadır.

Fakat kabul edilemeyecek ve bütün ezilenlerden yana olan bazı kesimlerin başka bir gerçekliğini de ’38 Dersim Katliamı vesilesiyle tekrardan deşifre ederek tarihsel belleğimizi ideolojik ve politik düzlemde daha da geliştirip güçlendirmemiz gerekmektedir. Uluslararası devrimci ve komünist hareket geneli ve Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci ve komünist hareketin tarihi gerçeklikleri ile 1920 Eylül’ündeki Ermeni katliamı, 1920-1921 Koçgiri, 1925-1926 Şeyh Sait ve 1938 Dersim katliamı özgüllerinde de doğru ve bilimsel olarak hesaplaşmanın artık zamanı gecikmiş bir gereksinim olarak kavranması gerekmektedir. 1920-1930-1940‘lı yıllardaki enternasyonal proletarya ve ezilen halkların büyük öğretmenlerinden Lenin ve daha sonra Stalin’in başını çektiği 3. Enternasyonal ya da namı diğer Komintern’in yanlışları ve zafiyetleriyle de hesaplaşmak zorunda olduğumuzu belirtelim. Komintern’in yayın organlarından biri olan Rundshan’ın 29 Temmuz 1937 tarihli ifadesinde Dersim isyanı hakkında söylenenler, ciddi ve samimi devrimci ve komünistler açısından kabul edilemeyecek gerçekliklerdir. Bu yayın organında geçen utanç tablosunu aktaracaksak olursak: ‘’İki ayı aşkın bir zamandan beri Ankara Hükümeti, Dersim bölgesindeki Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasını bastırmakla uğraşıyor. Feodal unsurlar, Kemalist parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen, bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesinde barınmayı başarmışlardır. Bu bölgeye, geçtiğimiz yıl TUNCELİ adı verilmişti. Dersim’in hakim katmanları, yürürlükteki yasalara rağmen, kendi yasadışı ayrıcalıklarını koruyabilmişlerdir… Dersim’de devlet otoritesi sadece kağıt üzerinde kalıyordu. Feodal aşiret reisleri, her fırsatta devleti hiçe sayarlardı… Bugün Kemalist hükümetin enerjik reformları yüzünden kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz bir direnişi ile karşı karşıya bulunuyoruz.’’Türk devletine ve onun faşist Kemalist hükümeti yani CHP’sine, Komintern’in nasıl sempatiyle baktığını görüyoruz. Dersim özgülünde ezilen bağımlı Kürt ulusunun haklı-meşru ve bir o kadar demokratik Dersim İsyanı’na ise ne kadar antipati ile yaklaştığını hep birlik ve bu yazılarla öğreniyoruz.

Dikkat edilsin o dönemde Komintern’in üyesi yani bir bileşeni de Türkiye Komünist Partisi(TKP)'dir ve aynı zihniyetle gerek feodal faşist Türk devletinin bu katliamlarını gerekse de Komintern’in bunu alkışlayan siyasetini on yıllardır destekleyerek şakşaklayanlardandır. Özellikle faşist Kemalist Türk devleti ve onun parlamentodaki temel temsilcilerinden CHP’nin T.C. tarihi ile özdeşleşmiş ırkçı diktatörlüğü ve politikaları bugün de aynı temeller üzerinden sürmektedir. Fakat burada asıl tarihini ve geçmişini sorgulaması ve doğru-bilimsel bir muhasebe yapması gerekenler devrimci ve komünistlerdir. Bu nokta da Türkiye-Kuzey Kürdistan proletarya ve ezilen halklarının komünist önderi İbrahim Kaypakkaya’yı bir kere daha anmak bir zorunluluk olsa gerek. Zira İbrahim yoldaş 1920 ve 1930’lardaki Kürt ulusal isyanlarının meşru ve demokratik olduğu ve de desteklenmesi gerektiğini doğru ve bilimsel bir şekilde ortaya koyarak ilk önce Komintern ve onun şakşakçısı TKP'den bu noktadaki kopuşunu ortaya koymuştur. Dikkat edilirse 1920’lerden 1970’lere kadar elli yıllık inkar ve imha siyaseti ile başta Kürt ulusu olmak üzere gadre uğrayan ezilen ve yok sayılan milliyetler karşısında Kemalizm’e ilericilik payesi biçilmiş ve oportünist ve eklektik bir ideolojik-politik duruş sergileyenler gerçekliği içerisinde Kaypakkaya yoldaş oldukça cüretli ve bir o kadar da anlamlı bir çıkışla bu kopuşu gerçekleştirmiştir. Her ne kadar 1970‘lerde Kaypakkaya yoldaşın bu doğru ve bilimsel çıkışı söz konusu olsa da o zamandan 2009'lara kadar -hala da devam eden- Türk devletinin resmi ve temel ideolojisi olan faşist Kemalizm’e yönelik çeşitli grup, çevre ve partilerin eklektik ve oportünist ya da sınıf işbirlikçisi teorik pratik politikaları sürmüştür. Dolayısıyla her ciddi ve samimi yurtsever, devrimci ve komünist parti ve hareket -tabi ki bireyler sadece Türk devletine yönelik değil aynı zamanda geçmiş devrimci ve komünist hareketin yanlışlıkları ve zafiyetleriyle de ideolojik-politik olarak hesaplaşarak arınmak ve bu yanlışlardan kopmak zorundadır.

Faşist Kemalist CHP’nin faşist kadrosu Onur Öymen, kendi ideolojik–politik penceresinden bir tutum sergilemiştir. Ama aynı zamanda karşı bir tepkinin gelişmesine de hizmet ederek tetikleyici bir görev görmüştür. Mevcut gerçekliği çok yönlü ve bütünlüklü kavramak durumundayız. Eğer ’38 Dersim Katliamı vesilesiyle Kemalizm, Türk devleti, CHP, Komintern, TKP ve Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci ve komünist hareketinin bugünlere kadarki sürecini tarihsel ve bütün kökleriyle kavrayamazsak, karşısında yer aldığımız sistemin ideolojik-politik bir versiyonu olmaktan da asla kurtulamayız. 1938 Dersim Katliamı özgülünde Kemalizm, Komintern ve TKP tahlillerinde bugün eklektik ve oportünist ideolojik ve politik çizgiye sahip bir çok sivil toplum örgütü, sendika, parti ve hareket söz konusudur. Hemen birçoğu faşist düzen partisi CHP ve hatta onun da içerisinde sadece Onur Öymen ile sorunu sınırlayarak hareket etmektedir. Bu yüzden katliamın özü ve niteliği hakkında ideolojik-politik- askeri- örgütsel ve kültürel olarak sadece muhalefet durumuna düşmektedirler. Oysa faşist Kemalist Türk devletinin temel varlık koşulları göz ardı edilmektedir ve sisteme-düzene karşı alternatif bir pozisyon ya da konumlanış sergilenememektedir. Böylesine kırılgan ve parçacı yaklaşım sahiplerinden,  ayrıca o dönemden bugüne Türk devletinin tek millet- tek devlet- tek vatan- tek mezhep anlayışını ve buna ilaveten de ona yedeklenen Komintern ve TKP’nin hata ve zaaflarını doğru ve bilimsel olarak tahlil etmesini bekleyemeyiz-beklememeliyiz de. Ancak reformistler ile sınıf kardeşliğinin ötesinde bir teorik-pratik politik duruşun ötesine geçememektedirler. Bunun için ezen ve sömüren sistemi zayıflatarak demokratikleşmeye doğru adım atanlar değil ancak onu onaran ve adeta Türk devletine pansuman yapan volan kayışları görevi görmektedirler. Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye-Kuzey Kürdistan özgülünde de yurtsever, ilerici, devrimci ve komünistlerin ideolojik ve politik olarak okun sivri ucunu uzlaşmacı-tasfiyeci reformizme yöneltmeleri gerekmektedir. Başını ABD’nin çektiği emperyalistlerin yeniden yapılanma ve yapılandırma sürecinde faşist Kemalist Türk devleti ve kliklerine yönelik yürüttüğü düzeltme operasyonunun birer parçası, yedeği ve destekleyicisi olunamaz ve kabul edilemez. Doğru ve bilimsel olarak gerçekten bir çözüm isteniyorsa ezilen bağımlı Kürt ulusu başta olmak üzere Türkiye-Kuzey Kürdistan’daki proletarya, ezilen halklar, azınlık milliyetlerden inanç grupları bütün ezilen ve sömürülen halk katmanları ve onların içerisindeki bütün ilerici, yurtsever, devrimci ve komünist dinamikler ile birlikte emperyalizme ve onun stratejik uşağı faşist Kemalist Türk devletine karşı ortak mücadele ve örgütlenme araç ve yöntemlerine başvurarak hareketimizi yürütmeliyiz. ’38’deki Dersim Katliamı’nın gerçekten hesabını soracaksak, emperyalizm ve ona göbekten bağımlı faşist Kemalist Türk devletinin reçetelerine inanarak ya da bel bağlayarak değil, bizzat onlardan her alanda hesap sorma bilinciyle mücadelemizi sürdürerek süreci göğüsleyebilir ve karşılayabiliriz.

Belki mevcut güçlerimizin zayıflıklarından kaynaklı bir bütün olarak tasfiyeci süreci tersine çeviremeyebiliriz, ancak bilinmelidir ki nasıl ’38 Dersim Katliamı’na sessiz kalanlar ve bununla da yetinmeyip ezen ve sömüren faşist Kemalist Türk devletinin katliamlarını onaylayarak destekleyenler, tarihsel ve toplumsal olarak sömürü ve zulmün tümden ortadan kaldırılması yolunda aşılıyorsa; bugün de bu tasfiyeci sürece karşı doğru ve bilimsel ideolojik-politik bir duruş ve tutum sergileyerek gelecekte onurlu ve güzel günlerin yaratılması için samimi mücadele edenler olarak anılacaklardır. Bu uğurda bugün her kesimin bu bilinçle hareket etmesi gerekmektedir.

Kürt ulusunun demokratik ve meşru hakları için uzlaşmacı-tasfiyeci reformizme düşmeden ve reformistlere de yedeklenmeden mücadele yürütülmelidir. Demokratik halk iktidarı ve cumhuriyeti için bu gerekli ve zorunludur. Bilinmeli ve anlaşılmalı ki, ufkunu emperyalist ve gerici-uşak sistem içinde daraltanlar, somut-gerçek ve bilimsel çözümler ortaya koyamaz ve sorunun cevabı olamazlar.

 
Share