Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Binlerce çürük içinde kokuşmuş örneklerin eleştirisi

Ufuk Çizgisi
Devrimci Demokrasi - Sayı 183

Bakış Can

Gerici çıkarlara şartlanmış önyargıyla siyaset yapma tarzı, en rezil burjuva siyaset tarzını temsil eder. Doğrunun etrafında dönüp durur ama bir türlü ona gelmez. Doğruyu yok sayar,  ayarlanmış ezber tümcelerle gerçeği gizlemeye çalışır. Kaçak dövüşmeyi sever, dili asla somut olana varmaz. Bin dereden su getirir, soyut ve yalan olanı gerçeğin yerine koyarak kanıtlamaya uğraşır. Tek kelimeyle kişiliksiz ve kokuşmuş bir siyaset tarzıdır bu.

Mürekkep yalamış bilumum burjuva aydın, entelektüel ve akademisyen her gün tapulanmış TV. programlarında kiralık fikirleriyle Kürt ulusal sorununu tartışmakta, sorunu çarpıtmak için kafa patlatmaktadır. İşçi sınıfı hareketine bulaşmış ama tam aydınlanmamış yarı-aydınları da bunlara eklemek gerekir. Öyle ki, bu tartışmaların en düzeysiz ve bayağı simalara kadar indirilmiş hali gına getiren cinstendir. İstisnasız olarak hepsi ahkam kesmekte ama gerçekte “zeka” problemlerinin olduğunu deşifre etmektedirler. Ekranlarda ender sayıda seğirten demokrat şahsiyeti saymazsak, hakan havasıyla otorite kesilen bu alametiharikaların fikirleri parayla aynı olukta aktığı için zeka testine muhtaçtır.

Kıssadan hisse çıkaran bu kuru gürültü gurupları saplandıkları “memur aydın” tabiatlarıyla akla ve halka hakaret etmekte bir sakınca görmemektedirler. Çünkü, tüm siyasetlerini siyasi erklerin gerici otoritesinin hizmetinde yürüterek, gerçekleri kilitli sandıklara kapatıp halk kitlelerine yalan söyleyerek tam bir manipülasyon vazifesi yüklenmektedirler.

Kendilerini “doğrular” ve “kanıtlar bataryası” gibi gören bu gereksiz kalabalık, yargının bağımlılığından, oranın buranın siyasi otoriteye bağımlılığından vb.’den haklı olarak bahsederken, doğrunun yalnızca bir kısmıyla ilgilenmekte, tamamını karartmaktadırlar. Dahası aynı sistem çark içinde vazife ederken kendilerinin de o veya bu erke bağlı olduklarını unutur, gözlerden ırak tutarlar. Oysa, gazeteden televizyonlara kadar bir bütün olarak medya ve bilişim ağını büyük patronların-sermayenin, iktidarın ve siyasi iktidarın hizmetinde-denetiminde ve hatta mülkiyetinde olduğu bilinmeyen bir sır değildir. Hatta haber müdürlerinin, program yapımcıların görevden alındığını ve alınma sebeplerini, genelkurmayın X,Y,Z’yi çağırarak talimatlandırdığı, ajanlık teklif edilen televizyoncu ve gazetecileri yine aynı basından öğrenmekteyiz. Sermayenin elindeki medyada medya sahibi sermayedarların şartlarını kabul etmeyenlerin “afaroz” edildiklerini bilmeyen yoktur. Yayınlanmış olan listeler, andıçlar vb. unutulmayacak kadar tazedir. “Yandaş”lar dizisinde yer almayan bağımsız bir organ, kurum, basın düşünülemez. Medyaya atfen “altıncı kol” gerçeği temelsiz değildir. Para verilerek mitingler için insan kiralandığı şartlarda, televizyonlarda “konuşanların” kiralandığını düşünmek haksızlık olmaz. Özcesi hepsinin de dibi kara bunların. Nadir görülen tutarlı simaların da, daha çok konuk sıfatıyla ekrana taşınan ender sayıda demokrat, aydın örnekler olduğunu tekrarlayalım. Peki, bunlar hangi yüzle doğrucu ve hangi ahlakla bağımsız olduklarını söyleyebilir, bunda inandırıcı olabilirler ve nasıl dürüst olabilirler…

Referandum vesilesiyle sökün eden kıymeti malum “evet-hayır” simsarcılarının en kötü amigoları “yetmez ama evet”ci, bir eli orada bir eli buradaki orta yolcu burjuva ideolojik dokudakilerdir. Başta Türk milliyetçisi zihniyetinin koyu temsilcileri olmak üzere, “evet-hayır” cephesinin boynundaki değirmen taşı, yani hepsinin paradoksu şudur: Tüm meseleyi Kürt ulusal sorununa endeksli görmek!

Evet Kürt ulusal sorunu gerek faşist karakterin ürünü olan demokratik sakatlıkların varlığında ve gerekse de anayasa ve değişikliği tartışmalarında belirgin bir sorundur; ama sadece bir, evet yalnızca bir tanesidir; esası, özü, mihengi asla değildir faşizmin ya da anti-demokratik külliyatın… Açıkçası tekil sorunlarla açıklanamayacak kadar geniş, derinlikli ve esaslı bir sorundur demokrasi sorunu. Şartlarımızda tam da bir devrim sorunudur demokrasi meselesi ve meselenin halli. Elbette demokratik talepler ve mücadeleler yadsınamaz kadar gerekli-zorunludur. Fakat bunların neye bağlandığı meselesi hayati bir sorundur. Gerici düzeni reaktif alıp rektifiye etme amacına mı bağlanacaktır, yoksa gerici düzenin devrimci yoldan değiştirilmesi mücadelesine bir katkı olarak mı bağlanacaktır, demokratik talepler uğruna mücadelenin sicili. Tüm mesele bundan ibarettir eninde sonunda. “Yetmez ama evetçi” şeklindeki sözüm ona sosyalistlerin çıkamadıkları çukur işte budur. Düzen sınıfları veya siyasi iktidar esasıyla temsil edilen evetçi cenahla birleştikleri yer de budur. Kavrayışsızlıklarının kurbanı olarak bu burjuva taraflara feda edilen dürüst ilerici aydınları, sanatçıları ve en önemlisi de halk kitlelerinden kesimlerin hangi yönde olursa olsun tutumunu kesinlikle eleştirilerimizin sert nitelemeleri dışında tutarak, asla bu burjuva yığına karıştırmıyoruz.

İdeolojik-politik manada defteri dürülmesi gereken siyasi ahmaklara yeniden dönersek: Bunlara ahmak derken hakaret amacından daha önce siyasal gerçekliklerini tanımlama hakkımızı kullandığımızı ifade etmek isteriz. Bunlar düzen sınıflarının kollukları durumundaki gevezeler olduklarından demokrasi sorunlarının olmadığını ve egemen sınıflar adına konuşanlar olduğunu da ekleyelim. Bakın bunlar Kürt ulusu tarafına seslenerek ne diyorlar; “gelin beraber demokratikleşme mücadelesi verelim!” Devamla ve ikinci paradoksları olarak şunu demektedirler; “etnik sorun üzerinden tartışmadan meseleyi çözelim!” Yani ulusal mücadele ve hareketin taleplerinden, ulusal sorundan bahsetmeden, bunu konu etmeden tartışalım, sorunu çözelim diyorlar. İşte ahmakların ahmak siyaseti dememizin sırıtan bir unsuru bu “aklı harika” fikirlerdir.

Ahmaktırlar çünkü, pratik gerçeği atlamaktadırlar. Demokrasi sorunu hakim sınıfların sorunu değil, ezilen, sömürülen halk kitlelerinin ve imha-inkarla ağır milli zulüm altında bulunan kürt ulusu, diğer azınlıklar ve inanç gruplarından halk mozaiğinin sorunudur. Bu atlanıyor ve egemen sınıfların da böyle bir sorunu varmış gibi yansıtılmış oluyor. Özcesi, demokrasi sorunuyla karşı karşıya olanlar demokrasi mücadelesi verirler ve demokrasiyi kısanlarla bu mücadeleyi ortak yürütmeleri tasavvur edilemez. Demokratik tüm haklarını elinden alacak, gaspedeceksin ve baskı altında tutacaksın, sonra da kalkıp neden demokrasi talebiyle mücadele ediyorsun, gel birlikte yapalım diyeceksin… Bu rezilce ve ikiyüzlü bir siyaset yapış tarzıdır.

İkinci olarak, Kürt ulusunun mücadelesi ulusal mantaliteden başka bir zemin değilken ve Kürt ulusunun mücadelesi ulusal hak ve taleplerine endeksliyken; “etnik sorunu konu etmeden sorunu tartışıp çözelim” demek en ucuz burjuva bayağı siyasetin sahtekarlığından başka bir şey olamaz. Kürtler, biz ulusuz ve ulusal haklarımız gasp edilmiştir diyerek ulusal mücadele verecek, sen kalkıp etnik-ulus gibi sorunu gündemleştirmeden sorunu çözelim diyeceksin… Kokuşmuş burjuva zihniyetin “aydını”, “entelektüeli”, “akademisyeni”, “siyasetçiyi” bu kadar derin vurduğu, “demokratikleşmenin” hakim sınıfların harmanında dövüldüğü bu bohem şartlarda ne adına ileri adım atılabilir ki?

Kürt ulusunun mücadelesini ve Kürtlerin ulus olduğunu inkar eden bu kör Türk milliyetçisi ideoloji ve siyaset tarzı sahipleri işte bu kadar pespaye durumdadırlar. Objektif bakış açısından yoksun olan bu kulvarın en büyük günahı, hakim sınıflara memur kalma gerçeğidir. Sermayenin desteğine muhtaç olarak yapılan siyaset ancak sermayenin siyaseti olabilir. Oysa bilim gerçek karşısında çıplaktır.

Sınıflar yer değiştirmek zorundadır, başka bir ihtimal gerçekleri egemen kılmaya yetmez. Her sınıf kendi siyasetini yapar. Tersini beklemek alıklıktır. Burjuva-feodal sınıflar kanlı olduğu kadar kirli siyasetiyle kokuşmuş durumdadır. İster “af”fı kullansınlar, isterse de Dersim katliamını kullansınlar halkı aldatmaktan başka dertleri yoktur onların. Evren anayasasına karşı pozlar takınırken, sokaklara verdikleri ismiyle “ölümsüzleştirmektedirler” onu. Kürt raporu hazırlamaktan bahsederken, “İmralı” ile görüşme-pazarlık yapıldı diye feryat-figan ederek, bir taraftan göz kırpıp öte taraftan düşmanlık siyaseti yapmaktadırlar. Hepsinin sicili halk düşmanlığıyla kabarık ve düzen bekçiliği nöbetinde sabittir.

Bakın “TC” devleti başbakanı sıfatıyla Erdoğan ne demektedir. “IMF siyasi plan önerirse onunla anlaşmayı kabul etmeyiz. Şu kurumu kurun diyorlar. Biz bağımsız kurum kabul etmeyiz. Diğer hükümetler hep IMF’e borçlandılar, biz bu borçları ödüyoruz, altı milyar dolar kaldı.” Erdoğan bu sözleriyle kendine-AKP hükümetine pay çıkarmak için de söylese bunları, “TC” devletinin durumunu ortaya koyarak itiraf etmektedir. IMF’in siyasi planlar dayattığını açıktan kabul ediyor. Anlaşmadıkları bazı pazarlıklar olabilir ama AKP’nin de ekonomik-siyasi planları kabul ederek uyguladığı bilinmektedir. İşte ülkeyi yöneten sınıfların ve komprador bürokratik burjuva devletlerinin durumu bu. Bu gerçek Komünist devrimciler tarafından her vesileyle ilan edilmiş ama hakim sınıflar inkar ederek bağımsız oldukları yalanına sığınmışlardır.

Proleter devrimci siyasetin önemi her vesileyle açığa çıkmaktadır. Toplum gerçek aydınlara muhtaçtır. Bilinç karartılmasının önüne geçmek proleter devrimci aydınların görevidir. Sınıf siyasetimizi kitlelere daha fazla taşımak için kolları sıvayalım. Gerçekleri açıklamak burjuva aydınların işi değil, proleter halk aydınlarının harcıdır. Ama hepsinden önemlisi de bu halkın bir devrime ihtiyacı vardır. Bunu unutan siyasetin varacağı durak burjuva dümenlerdir.

 
Share