Yazarın Diğer Yazıları
İş Cinayetleri
Esad'ın Kanlı Diktasının Katliamlarını Lenetle
Özgür Tutsaklara İsimsiz Mektup
Devrimci-Demokratlık Sadece AKP'ye Karşı Çıkmakla Olmaz
Klavuzumuz Bilimsel Doğrulardır
Sürecin ihtiyacı militan devrimci kişiliktir
Sayın Cilasun'a ve Cilasun Vesilesiyle
Zemin Ortadan Kalkana Kadar Israrla Birlik
Enternasyonalizm Algısında Çarpık Anlayış
Devrimci Görev ve Sorumluluk
Yaşamı Yok Edenler Çocukları Yaşatamaz
Devrimci Mücadele Yakıcılığını Koruyor
"Müebbetliklere" Mektup!
Sorun ve Çelişkileri Yenme Azmi
Zamana Doğru Yaklaşmak
Devrim Dağlarda Yuvalanmış Seyirci Kalmak Olmaz
Kadın sorununda somut mücadele
Öğrenmek Hayati, Öğretmek ise Görevdir
Faşizmin Ağzı Salyalı ve Kanlı İzleri
Dersim ve Boykot
Birlik Devrimin İhtiyacıdır
Birlik - Birlik - Birlik
Hatalara Karşı Tutum Niteliği Belirler
Taktik Politika Üzerine
‘Halka Ayaklanmasını Söylemeyen Alçağın Biridir’!
Dna Tesbitinden Tükürük Testine
Tasfiyeci salgına önlem devrimci aşıdır! -II-
Tasfiyeci Salgına Önlem Devrimci Aşıdır! -I-
Devletin Dersim’deki Kokuşmuş Yüzü
Kalem Kullanmak
Devrim, keyfi bir tercih değil zorunlu bir olgudur
Devrim cephesinin durumundan yalnızca acı değil sorumluluk duyulmalıdır!
Birlik, birlik yine birlik!
“Ağaçlar üstten değil alttan büyürler!”
Bir kez daha: Maoist saflar ısınıyor mu?
Binlerce çürük içinde kokuşmuş örneklerin eleştirisi
Dersim ’38 in başka öğrettikleri!
| Kalem Kullanmak |
|
Kendimi eleştirmekten yola çıkıyorum. Ama bana benzeyenlerin de hatalarımdan ders almasını istiyorum. Yazarken birçok noktayı ihmal ediyor ve daha nitelikli yazılar yerine vasat yazılarla yetiniyorum. Bu niyetimden bağımsız olup, hatalı yöntemimden kaynaklanan sübjektif bir durumdur. En temel bir kural olan plan çıkarma kuralına uymadan yazıyorum. Aceleci davranıp, apar-topar yazarak görevimi yerine getirdiğimin rahatlığına kavuşuyorum. Sonra yanlış yaptığımı fark ediyorum. Aynısı olmasa da başka makalelerde de hatalı yanlar görüyorum. Bazı makalelerin somut-pratik ihtiyaçlardan kopuk, soyut teorik çerçevede kalarak talep edilenden uzak ezberler olarak kaleme alındığını görüyorum. Yani, kendimle meşgul olduğum kadar diğer yazarlarımızla ya da yazmayanlarımızla da meşgulüm. Çünkü kolektifin parçaları olup, karşılıklı sorumluluklar taşıyor oluşumuzun eleştiri hakkı tanıdığının bilincindeyim. Her eleştiri doğru olmasa da, eleştirinin (tabi ki özellikle doğru eleştirinin) muazzam bir alet olduğunu ve asla unutulmaması gerektiğine inanıyorum. Eleştiri ilgime takılan bu kimi makaleler, kanaatimce son derece ağır teorik damgalı ve anlaşılması güç bir karmaşa durumundadır. Bunlar karşısında “kime ne faydası olacak”, “ne anlatılmak istenmiş ki” diye düşünmekten-sormaktan alamıyorum kendimi. Entelektüel çerçeveyi aşmalarının gerekli olduğunu düşünerek, hatalı olduklarında ikna ediyorum kendimi. Teorik, felsefi makaleler elbette gereklidir. Teorik sorun ve tartışmaları aydınlatmak ya da bu konularda perspektif verip bakış açısı sunmak ve okuru bilinçlendirerek donatmak gibi birçok bakımdan faydası tartışma götürmez bu makalelerin. Ne var ki, bu makalelerin somut, anlaşılır ve sade olması fevkalade önemlidir. Elbette politik dil, kültür ve bilincin yerleştirilmesi ve bu düzeyin geri çekilmemesi, tersine ilerletilmesi için teorik-entelektüel seviyeyi korumamız gerekir. Fakat bu, çoğunluğun göz ardı edilip, entelektüel bilgelikle kendi dilimizden konuşmamızı haklamaz. Halkın dilini kullanmak her zaman yeğdir. Yazarken verilen emeğin ürün vermesi, yazının okur kitlesiyle buluşması durumunda gerçekleşebilir. Bu bağ yakalanmaz ise, emeğin hibe edilmesi veya okurun dikkate alınmadığı sonucu doğar. Oysa yazı ve makalelerimiz doğru düşüncelerin en geniş kitlelere ulaşarak oralarda kök salması için önemli araçlardandır. Ajitasyon-propaganda ve örgütleyici özelliği ancak yazılanların kitleler tarafından anlaşılıp alınmasıyla mümkündür. Okura anlatmayı-kavratmayı beceremiyor veya doğru dil ve anlatma yöntemiyle onlara hitap edemiyorsak aracı doğru kullanmıyoruz demektir. Bu ve benzeri eksikliklerden hareketle bazı önerileri tecrübe etmenin faydalı olacağı kanısındayım. Bunlar salt köşe yazarlarına ilişkin söylenenler değil, adaylar için de söylenmiş sözlerdir. Kalem büyük bir silahtır; onu doğru ve etkili kullanalım! Yazım tarzında ideal olan yöntem nedir? Basmakalıp yazılardan kaçınmak ilk hatıra gelen kuraldır ve doğrudur. Makale yazarken, yazının sade ve anlaşılır olmasına önem verip klişelerden uzak durarak tekrarlara düşmemek; dilinin yalın olup anlatılan şeyin somut anlatımına önem vererek lafı dolandırmadan direk konuya girmek iyi bir makale için her bakımdan gereklidir. Bu yetmez; tema edilen konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmak, ya da makaleyi kaleme almadan önce gerekli inceleme ve araştırmayı yaparak ne yazacağımızı bilen yeterli duruma gelmek, makalede verilmek istenenin tatmin edici derecede verilmesi için gerekli aşamadır. Buradan çıkaracağımız bir sonuç, yeterli hazırlığa sahip olmadan veya ne yazacağımızı bilmeden, salt yazmış olmak için yazmaya kalkışmak yanlıştır. Bu zoraki yazmaktır; zorlamayla ve hazırlıksız olarak yazılan makale de verimli olmaz. Yazarken dikkat edilecek hususlardan biri de, yazdıktan sonra gözden geçirip gerekli düzeltmeleri yapmaktır. Tüm bunlara uygun hareket ettiğimizde, yazdığımız yazıda konu ettiğimiz mesele hakkında istenilen yanıt ve aranan sorulara cevap vermiş oluruz. Şayet makale-yazı ortada duran soruları açıklayıp perspektif vermiyorsa, o yazı iyi değil kötüdür. İsterse en tumturaklı sözcükler dizilsin veya en beylik ve en keskin laflar edilmiş olsun, hatta biçimsel olarak kurallı olsun, eğer sorun anlaşılır ve somut biçimde ortaya konmamış ve anlaşılır olmaktan uzak ise bu yazı başarılı değildir; hedefine ulaşmış sayılmaz. Okurun kafasındaki soru işaretlerini gidermeyi karşılama görevi yazara ait olduğu kadar, daha ileri soru işaretlerinin yaratılarak toplumsal meseleler üzerinde devrimci merakın derinleştirilmesiyle bilimsel bir yönlendirmeye sebep olmak da yazar ve makalenin vazifesidir. Kişisel sorun ve tartışmaları makalelere taşımak yersizdir, yanlıştır. Çünkü bu sorunlar başkasını ilgilendirmez. Gerekli değildirler ve okura faydalı şeyler vermez. Egoların tatmini ve kişisel münakaşalar bu kürsülerden yapılamaz. Konu ve içeriğin toplumsal sorunlar ve kolektif ihtiyaçlara uygun olarak seçilmesi isabetle gereklidir. Makalenin mümkün mertebede özet olması gerekmektedir. Bu da tek bir konuyu ele almayı ve daldan dala atlayarak konuyu dağıtmamayı, ana tema üzerinde yoğunlaşmayı zorunlu kılar. Her konuyu bir araya getirerek yazılan makaleler iştah kaçıran çorbalar gibidir. Ne anlatmak istediği bu karmaşa içinde kaybolup gitmektedir. Makalelerde işlenmesi gereken konuları veya yazmayı tespit ettiğimiz meseleleri önce özetleyerek tanımlamalıyız. İkinci aşamada tanımladığımız meseleyi ayrıntılarıyla ortaya koyup iyice anlaşılmasını sağlamalıyız. Üçüncü aşama olarak da tartışma konusu yaptığımız meselenin önümüze koyduğu görevi tespit ederek, sentezleyerek perspektif çıkarmalıyız. “Nedir, niçin, niye, nasıl, neden, ne?” sorularını yanıtlamak iyi bir yazıda vazgeçilmez noktalardır. Genel geçer bir doğruyu hatırlatma babında söyleyelim ki, örgütsel tartışma ve iç sorunların merkezi kitle yayın organı sayfalarına yansıtılması doğru olmadığı gibi, köşeler de bu tartışmaların platformu değildir. Genel olarak kolektifin merkezi görüşleri ve ihtiyaçları ile ideolojik-politik şekillenişe hizmet eden kürsüler durumundadır-olmak zorundadır buralar. Yazarlar salt kendi kişisel ya da özel meramı peşinde olmamalı, kolektif kaygının ortağı olmalıdırlar. Buna karşın, kolektifin örgütsel bağlayıcılığı altında olmayan yazarlara ait belli köşe ya da bölümlerde, imza sahibini bağlayan (ilerici-devrimci olmak kaydıyla) farklı fikirlerin kendisini ifade etmesi, yayın politikasının geniş demokratik anlayışı tarafından tanınmış bir haktır. Bu hakka sahip olan yazarların kolektifin demokratik anlayış ve yaklaşımını suistimal etmeden gerekli duyarlılığı göstermesi ise, yazarın kendisine ait olmakla birlikte, beklentimizdir de. Bu duyarlılık farklı fikirlerin ifade edilip edilmemesine ilişkin beklenen bir duyarlılık istemi değil, bazı özgün durum ve hassasiyetlerin kollanması ya da devrimci teori, pratik ve ilkelere karşı sistemli bir mücadelenin yürütülmesi vb. gibidir. Yani, devrimci kürsünün kendisini yıkma-devrimci gayesini boşa çıkarma emeline sahip olan sistemli, ısrarlı ve kökten tezat bir gayeye alet edilmemesine dikkat edilmelidir. |

