Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Özgür Tutsaklara İsimsiz Mektup

Senin yerine konuştum birkaç cümle... Haddim olmadan… Seni sen gibi anlatamam dışarıdan.. eksikliğimi bağışla… Beceremem sohbeti, telepatiden yana kusurluyum... Duygularını veremem duygularımla, yeteneksizim… Sen beni anlarsın.. bundandır ki rahatım... Adına konuşuyorum, sana sormadan…
Konuşmadan önce merakla sorarım: Saçların eskisi kadar uzun mu, gözlerin hala ‘’çakmak gibi’’ karanlığı seçer mi? Ayakların çok üşüyordu, yeterince çorabın var mı şimdi?... Karı eziyordun topuğunla, şimdi yeri eziyor musun? Sigara içebiliyor musun, elektrik parası ödemekten sigaraya kalıyor mu paran? Aslında sana soracağım çok şey var ama geleceğin güne saklıyorum… Konuşacağımız o kadar şey var ki, sonraya, geleceğin güne saklıyorum!..
Küçülmeyen yüreğin.. dik başından öpüyorum Tutsak! İroni yaparak adına birkaç söz söyleyip geçeceğim.
Dört duvarı, taban ve tavanı çok sever tutsaklar (?!) Mavi boyalı demir kapıyı, pencereyi, demir ranzayı... Bir de demir kapıda “dışarıya” açılan mazgalı… Yıllarca süren büyük tutku ve okşayan bakışlarla süzerler tek renkten kuşatan o tek tanığı…
Gökyüzünü ‘’sevmezler’’ o kadar; ondandır dört duvara baktıkları kadar bakmazlar gökyüzüne… Metre karesi belirlenmiş ‘’mutlu yuvalarına’’ bakmaktan bıkmaz tutsaklar?!...
Bakışı sınırlanarak belirlenmiş, gördüğü seçilmiş, soluduğu ölçülmüş, adımları bile biçilmiş tutsaklar…
Mevsimlerin değiştiğini buz kesen hücre duvarlarından sezer… Görüş günleri tek bağdır güneş ile… Hani dışarı değil ama ‘’yeşil soğan’’ kokan görüşçü!... Hani görüş sonrası sofrası kurulan düşler… Geleceğe dair planlar, hesaplar, intikamlar… Ve hapishane kapılarında hakarete uğramış ananın karşısında yaşanan çaresizlikler… Bilcümle haksızlığa karşı seyre zorlanmış devrimci ruhun boynundaki ağır mahpusluk… Sen içerdesin mahpus, ben dışarıda… Çerçevelenmiş de olsa gülümseyen sen!..
Kafasında kurar dünyayı... Kabulüdür bedelin en ağırı... Kurgusu onur üzerine… Daralmak bilmeyen enginliği, zincire vurulamaz, içinden koparılıp alınamaz özgürlüğü ondan…
Hummalı gizlilik içinde konuşmuştuk geleceğin eylemini… Planlar yapmış, aksilikleri gidermiştik… Hesaplanmadık şeyler kalmış geriye, ki sen mahpusa düştün tutsak!... Sen içerde, ben dışarıda… Eşitlenmemiş dünyanın eşitsizliği, ben sıcakta, sen soğukta… Siz mahpuslar açlıkta, gözü doymayanlar ter ve kan peşinde…
Yormak ağırıma gidiyor, uzatmadan soracağım meraklarımı…
Üşümediniz mi mahpuslar, gece vakti demli çay çekmedi mi canınız... Sahilde olmasa bile on adımı geçen yürüyüşü özlemediniz mi? Yıldızları saymaktan feragat edin ama dolmuşa binmeyi, komşunun çocuğunu azarlayan kaba sesini özlemediniz mi? Yer altı çalışmasının tehlikelerini, dağları, ormanları özlemediniz mi? Durmaksızın bir şeyler taşıyan karıncayı, tabelasına indirim fiyatlarını yazan esnafı, pazarcının avaz avaz çağırmasını, sokakta koşuşturan çocukları... İki büklüm maaşını alma yolundaki neneyi, kirli parmağını emerek oğlak otlatan kız çocuğunu, terini silen işçinin alnından kalkan buharı, denize savrulan ekmeği kapmak üzere dalan martıyı, havlayan köy köpeklerini özlemediniz mi ey tutsaklar?!
Yaşlı gözleri kurumayan, saçları ağarmış, yüz çizgileri hançer gibi derinleşmiş anayı, titreyen elleri, kucağında odunuyla dönen babayı özlemediniz mi?! Yeğeniniz okul çağını geçmiş kadar büyümüş, kundaktaki çocuğunuz civan delikanlı olmuş, yıllar oldu komşunuz Ahmet dedenin ölümü... Pür dikkat ıssız gecelerin pusularını atlatmayı özlemediniz mi? Özlemediyseniz(?!) özleyenleriniz var ey tutsaklar!.. Parçalayalım tecridi! Biz dışarıda, siz içerde… Bu kez dışarıdan deneyelim tecridi parçalamayı… Gelmeniz için…
Bilmem size mi sormalı, neden gelmezsiniz diye?!...
Bilirim kardeşlerim… Bilirim de sormadan edemem, dindiremem içimin acısını… Gel derim, koş derim, savaş derim tutsak! Kucaklamak isterim, kavgada sırt sırta… Çok zaman geçti tutsak, ben hala beklerim, kavgadayım, beklerim geleceğin günü! Bilirim, en çok kavgayı özlersiniz… Ne sıcak demli çay, ne başka şey.. kavgadan tatlı olamaz… Kavgadasınız içerde.. ama dışarıdakine koşmak istersiniz... Dışarıda dövüşmek şartları az biraz daha eşitlemek... Kavgaya öyle dalmak… Sen kavgayı ararsın, kavga seni mahpus…
‘’ Pencereye’’ takılır her seferinde gözlerim, yollara düşer gözlerim... Günün birinde çıka gelir tutsak diye… Çok şey değişti tutsak ama kavgamız değişmedi daha… Sözümüz var, yerine getirilmek üzere bekler… Sen gelmeden ben gidersem tutsak, kavgam sana emanettir.. sır gibi sakla yüreğine, hücrene!
Bir not düşeyim sana tutsak! Henüz soğumadı acılarımız, yaramız kabuk tutmadı daha… Silahın soğumasın diye kardeşin kavgada, yoldaşların seni bekler yürüyüş kolunda… Mercan sırtlarına akıyor Munzurlardan birlikler.. tekmilde sen yoksun!...
Sordular, mahpus olduğunu söyledim… Her kesin selamı var sana mahpus! Bunu asla unutma!
Sana son sözüm, evvelce söylenmiş olandır, ‘’Sen olmasan da olur ama olmanı isterim’’ ÖZGÜR TUTSAK!
Başkalarına son sözüm ise; F tipi hapishanelerin kapatılması hedefiyle başlatılmış olan kampanyayı desteklemeleri, öznesi olup bu kampanyayı yürütmeleridir. Bu mücadele hepimizin mücadelesidir; herkes kendi mücadelesi olarak ciddiye almalıdır bu kampanyayı. Bu kez dışarıdan başlatalım direnişi, mücadeleyi, kavgayı ve birleşelim içeride bitmeksizin yürütülen direniş, mücadele ve kavga ile…

 
Share