Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Sayın Cilasun'a ve Cilasun Vesilesiyle

Dersim kırımı üzerine yürütülen mevcut tartışmalar ya da konu ile ilgili bu minvaldeki güncel gelişmeler hakkında sergilenen en enteresan yaklaşım Sayın Cilasun’a aittir desek yanlış olmaz. Yani, ilgili gündem veya konunun “devrimci” açıdan yorumlanmasının şampiyonu Cilasun’dur!?
Abartı değil ki, yüzlerce yorum yapıldı gelişmelere ilişkin. Doğru-yanlış çok şey söylendi. Ama bunlar içinde en belirgin olarak ve hatta sadece Sayın Cilasun’un baktığı pencere ve elbette ki meramı enteresandı. Bu özellik nereden ileri geliyordu? Birazcık mübalağa edersek; neredeyse yeryüzündeki melanetlerin esas sorumlusunun “Kaypakkaya camiası” olduğu veya tüm bu melanetlerde Kaypakkaya geleneğinin parmağının olduğunu savlayacak kadar bağdaşıksız tasvir biçiminden, daha doğrusu saplantısından ileri gelmektedir. Bu mealde, yani Kaypakkaya “camiasına” pay çıkarma bakımından eşine az rastlanır bir yetenekle konuyu sımsıkı sararak kavrıyor Sayın Cilasun.
Tayyip Erdoğan meclis grup toplantısında, kaçınılmaz bir açıklama haline gelmiş olan Dersim katliamını, “bir taşla iki kuş vurma” siyasetiyle hem halk kitlelerini aldatma ve hem de Kemalistleri-CHP’yi de hırpalama fırsatını değerlendirmek üzere; Dersim’de gerçekleştirilen katliamı resmi ağızdan itiraf edip, gerekiyorsa devlet adına özür dilerim demesinden sonra sarsıntı geçiren Sayın Cilasun alelacele “Kaypakkaya camiasına” verip veriştirdi. Tayip ayaklarınızın altından halıyı çekip aldı diyerek, siz misiniz bölgecilik yapan kükreyişiyle kendince iyi bir ders verdi adı geçen camiaya?!
Oysa ne halı çekilip alınmıştı ayaklarımızın altından, ne de bölgeciliğimiz söz konusuydu. Dolayısıyla olmayan bir bölgeciliğin verdiği zarar da olamazdı ve bu “bölgecilik” ile Tayyip’in manipülasyonu arasında bir bağlantı da yoktu. Kurana helal olsun! Eh meram ilgili camiayı eleştirmek olursa, elbette bir pay çıkarılır, takılacak bir kulp bulunur. Ki bu kulpun bağlantısında tutarlı olması da gerekmez…
Biz bu saplantıya yabancı olmadığımızdan ötürü meseleyi abartmadık. Ne ki, Sayın Cilasun daha garip bağlar kurmaya başlayarak yetisini iyice ilerletti. Eleştiri hırsı ve öfkeye varan hıncının esiri olarak; “bakın DHF’nin zamanında birlikte hareket ettiği bu Hüseyin Aygün’dür” diyerek bu geçmiş geçici beraberliği de aynı camiayaya suç saydı, kendince teşhir etti ya da eleştirdi Sayın Cilasun.
Bu eleştiri (tabi eleştiri denirse…) son derece biçimsiz ve bir kaba sığmayan türden. Böyle bir eleştiri olmaz-olamaz. Eleştirinin amacı bellidir. Peki, “bakın zamanında beraber hareket ettikleri zat buydu” diyerek ne ispatlanmış olunuyor? Sayın Cilasun biraz düşünmelidir ve bu eleştirisiyle ne amaçladığını, amacının ne olduğuna bir yanıt verebilmelidir. Eleştirmiştir ama nasıl ve niçin?
Üstelik adı geçen kişi hakkında yönetici-yetkili organların açık teşhir ve tavır bildirileri olduğunu yok sayma ve bu gerçeği atlayan dürüstlükle… Kötü bir tarz. Sadece adı geçen camiayı karalama, kötü gösterme, gözden düşürme, teşhir etme içeriğine sahip olan bu eleştiri; ne eleştiridir, ne de dostane yaklaşıma sığandır. Cilasun bu eleştirisiyle hoş görümüzü ihmal etmiştir. Cilasun demokratik tavır ve yaklaşımımız karşısında suistimalcidir!
Kaypakkaya camiasının kriterleri farklı, ilgili alan ve çalışmalarda yapılan birlikteliklerin ölçüleri farklı şeylerdir. Kaldı ki, geçmişte olmuş bir birlikte hareket etme olayı somut bir meseledir. O gün, yani ortak hareket edildiği dönem CHP’li kimlik yoktu. Öte yandan adı geçen kişi karşı-devrimci, gerici bir insan olmayıp, demokrat, ilerici, dost veya halktan biri olma özelliklerine sahipti. Dolayısıyla ortak hareket etmenin önünde bir engel olmadığı gibi, o gün birlikte hareket edilmesi yanlış da değildi-değildir.
Farklı şartlarda (geçmişte ve geçici olarak; üstelik belirli bir çalışmada olmak üzere), belli anlayış ve zemin doğrultusunda gerçekleştirilen ortak çalışmalar, bugün farklılaşan şartlarda ortaya çıkan yeni durumdan hareketle mahkum edilemezler. Cilasun’un da geçmiş birlikteliklerinden bir kısmı ille de değişmiştir. Ve bugün o birlikteliklerin yürütülmemesi veya yürütülmesinin yanlışlığı, dünün birlikteliğini mahkum etmeye yetmez, delil edilemez. Bunun dışındaki yaklaşım, yani Sayın Cilasun’un bugünkü somut eleştirisi diyalektiği kavramaktan uzaktır, diyalektik dışı yaklaşımdır. Sayın Cilasun, Mao neden Lin Biao ile vb, Lenin neden Troçkiyle vb ortak hareket etti, bir parti içinde yer aldı diye eleştirsin. Hatta Bob Avakian revizyonist olarak damgaladığı Nepal’li eski Maoist’lerle vb. nasıl birlikte hareket etti eleştirmelidir. Tutarlılık adına bunu yapmalıdır…
Evet, Sayın Cilasun’un, H. Aygün ile geçmişte ortak hareket etmemize şuradan anlam vermelidir: Kaypakkaya camiasıyla bu denli (kendisinin ortaya koyduğu mevcudiyet kadar) tezat duran Sayın Cilasun ile bu camianın ilişki sürdürmesi nasıl ki suç ve günah değilse, tersine her şeye karşın gerekli ve doğru ise, öyle de o günün H. Aygün’ü ile beraber çalışmak da o kadar doğrudur. Cilasun, Kaypakkaya camiasının kendisiyle hukuk’unu nasıl ki eleştirmiyor ve doğru buluyorsa, öyle de H. Aygün ile yürütülmüş olan beraber hareket etmişliği de yadırgamamalıdır. Yanlış anlaşılmamalıdır H. Aygün ile Sayın Cilasun’u aynı mesafede görmüyor, bir ve aynı değerlendirmiyoruz. Fakat o günün şartlarında H. Aygün de dost ve halk kategorisinde duran, bu niteliklere uygun biriydi. Birinin siyasi niteliğinin daha ileri, diğerinin daha geri olması farklı şeyler ama bu iki nitelikle beraber hareket etmenin doğruluğu ayrı şeydir.
Bu gerçeklerden bir şey çıkar! Maoist ayrıcalığımızın verdiği farklılık! Ve bunun gereği olarak farklı fikirlere yaklaşım meselesinden, dost güçlerle ilişkilere, oradan devrimin güçlerine yaklaşım ve onların değerlendirmesine, ittifak politikasından eylem birliklerine ve hatta devlet ve demokrasi anlayışına kadar uzanan düzlemde farklı yerlerde durduğumuz açığa çıkmaktadır.
Ne pahasına olursa olsun demokrasi anlayışımızdan, iki çizgi mücadelesi kavrayışımızdan ödün vermeyeceğiz. Sosyalizmin güçleri olarak değerlendirdiğimiz ya da halk sınıf ve katmanları arasında gördüğümüz, hatta hakim sınıflara karşı geçici ittifaklar yapacağımız daha geniş demokratik-ilerici kesimlerle ortak paydalarda birleşme, mümkün olan tüm noktalarda ortaklıklar yakalama politikamızdan ödün vermeyeceğiz. Belirli ilke ve anlayışlar temelinde ve somut kriterler üzerinden tüm devrimci demokratik güçlerle ortak hareket etme olanakları olduğu müddetçe ortak hareket edeceğiz. Hiçbir geri eleştiri bizleri doğru anlayış ve ilkelerimizden geri adım atmaya yetmeyecektir. Dünün H. Aygün’ü dost kapsamdaydı, bugünün Cilasun’u da devrimci dostlarımızdandır. Dün H. Aygün’le ortak hareket etmemiz de, bugün Sayın Cilasun ile bilinen paylaşımımız da yanlış değildir.
Birlikte devrimi gerçekleştireceğimiz halk kitleleri ya da bu kesimlerin siyasi temsilcilerinin farklı fikir ve eğilimlerine saygı göstermek ve bu farklılıklarla birlikte beraber yürüme olgunluğunu sergilemek durumundayız. Herkesin bizim gibi düşünmesini bekleyemeyeceğimiz gibi, bu mümkün de değildir. Gelecekte iktidarı paylaşacağımız güçlerle bugünden doğru ilkeli ilişkiler kurup geliştirmek ya da bu kesimleri birleştirmek tam da önderlik fonksiyonu ve devrim kaygısıdır.
Bizleri eleştirenlerle beraber çalışma avantajımızı öteleyemeyiz. İsterse en sert ve hatalı eleştiriler yürütülsün, devrimci kalındığı müddetçe bu kesimlerle ortak hareket etme ve onları dönüştürüp birleştirme hedefinden sapamayız. Bu gün dönüştüremesek de yarın mutlaka! Ama yarına kadar çevremizde kalmaları öncelikle şarttır.
Eleştiriden korkmuyoruz, tersine bekliyoruz. Hatta saldırılardan da korkmuyoruz. Hatalı eleştirilerden hiç korkmuyoruz. Hatalı eleştiriler sadece eleştiri sahibini zayıflatmaktadır. Sayın Cilasun dostumuzdur. Ne var ki, hatalı eleştiri tarzını düzeltmelidir.

 
Share