Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Devrimci Görev ve Sorumluluk

Gerici sınıflara, bu sınıfların iktidarına, bunlar şahsında gerici devlete karşı proletarya ve halk kitlelerinin devrimci kurtuluşu, iktidarı ve çıkarları uğruna siyasi mücadele veya savaş yürüten, bu doğrultuda değişik biçimlerde siyasi etkinlik ve faaliyetlerde bulunan her hareket, oluşum, örgüt, parti ve kurum ya da toplumsal sorun ve çelişkiler karşısında ilerici zeminde duran, toplumsal aydınlanmaya hizmet eden, yaşamını ilerici amaçlarla siyasi nitelikte biçimlendirerek son tahlilde sınıf mücadelesine ayıran-adayan veya sınıf tavrı-tutumu ekseninde devrimci sınıflardan yana pozisyon alan tek tek her bireye saygı duymak yerindedir. Bu bir kültür ve değer olarak edinilmek durumundadır.
Yukarıda tarif edilen yelpazede duran her dinamik, her öğe, her çaba ve en küçük pozitif faktör tartışmasız biçimde saygındır. Bu müspetin sahiplenilip “yüceltilmesi”; devrimin terk edilip reformizm ve tasfiyeciliğe geçişin güçlendiği günümüz şartlarında, sınıf mücadelesi adına-lehine gösterilen erdemin kazandığı bir hak, bir ihtiyaç ve gereklilikten doğar. Proletarya ve halk kitlelerinden yana olan her nüvenin desteklenerek korunması, sahiplenilerek geliştirilip büyütülmesi bir kültür ve bilinç olarak yerleştirilmelidir.
Yükselen değer yasalcılık zemininde reformculuğa entegrasyon ise, devrimci duruş ve doğrultunun olağan dışı gayretle öne çıkarılması şarttır. Suskunluk tehlikesi belirmiş ise, devrimci tehditle ortaya çıkmak veya devrim adına konuşmak tarihsel görev ve zorunluluktur.   
Her komünist, her devrimci, her aydın ve demokrat, aynı zamanda devrim lehine söylenen her söz, sergilenen her davranış, gösterilen her çaba mutlak biçimde değerlidir. Tasfiyecilik koşullarında daha da değerlidir. Devrimden kaçıldığı, devrimci eylemin yaygın olarak yerildiği, tüm bu eğilimlerin geniş ölçekte kanıksandığı koşullarda devrimci çizgiyi savunup uygulamak katbekat değerlidir. Savaşmak ise karanlığın zifirileşmeye yüz tuttuğu günümüzün genel eğiliminde muazzam bir kıymettir. Genel eğilime rağmen aykırı duran komünist ya da devrimci çizgi, felç edilmek istenen geleceğin büyük güvencesi ve umududur. Tüm bunlar komünist ve devrimci hareket olarak içinden geçtiğimiz ağır tasfiyeci süreç bakımından oldukça anlamlıdır.
Bu süreçte devrimci eğilimin geliştirilmesi yaşamsal önemdeyken, komünizm ve devrim adına söz hakkı kullanan herkesin bu eğilim doğrultusunda sorumluluk taşıması hem temsil ettiği nitelikten beklenendir, hem de tabii bir görevdir.
Peki, komünist ya da devrimci sıfatı taşıyan her çizgi, her birey ve her iddialı kişi ve yapının bu yükümlülüklere uygun davrandığı söylenebilir mi? Kuşkusuz ki hayır. O zaman açık ki iddia ve etiket ne olursa olsun devrimci çizgi ayrımını iyi yapmamız, objektif ve sübjektif olarak devrimci olanı iyi seçmemiz gerekir. Bu seçme-ayırma işi, komünist doğrultuda sağlam durmayanların ya da devrimci çizgide hatalı eğilim taşıyanların ötelenmesi anlamına gelmez, gelmemelidir. Aramızdaki çizgi sorunlarına karşın, devrimci amaçlara hizmet eden dinamiklerle birleşme perspektifine uygun olarak, genel devrimci amaç ve en genel ortak paydalarda bunlarla birleşmek durumundayız. Bu devrimci gayeye bağlanan Maoist yaklaşımdır.  
Birleşmek eleştirmemek anlamına gelmez. İkisinin bir arada bulunması diyalektik zorunluluktur. Mücadelesiz ve çelişkisiz bir süreç ya da birlik tasavvur edilemezse, mükemmeliyetçi ve mutlakçı yaklaşım da benimsenemez. Tersi, tekçilik olup kapalı kapıcılığa uzanacağı gibi, çizgi mücadelesinin reddi ve Maoist diyalektiğin kavranmaması olur. Toplum ya da halk kitlelerinin çelişmelerle dolu olduğunu, yüzlerce eğilim ve farklılıklar taşıdığını, değişik fikir ve yaşam alışkanlıklarına sahip olduğunu, değişik yaşam tarzı ve kültürüyle biçimlendiği bilinmek-kavranmak durumundadır. Bunun gibi, bütün bu farklılıklara, kategorilere, kültüre vb. karşın bunları kendi sınıf çıkarları zemininde devrim amacına bağlamamız ve nihayetinde proletaryanın davasında birleştirme yükümlülüğümüzü idrak ederek hareket etmek zorundayız. Tüm toplumsal-sosyal katmanları tek düşüncede tekleştirmemiz ya da kitlelerin yığınca alışkanlıklarını bir anda yok etmemizin olanaklı olmadığı aşikardır.
Hata ve yanlıştan yakınmak diyalektik dışı olup, diyalektik süreci yadsıyan tutumdur. Eğer zıtların birliği yasası gereği karşıtlar bir arada ve mücadele içinde bulunurlarsa, zayıflıklarla güçlülüklerin-başarılar ile başarısızlıkların partide de bir arada bulunması kaçınılmazdır ve bu diyalektiğin ta kendisidir. O halde diyalektiğin tezahürü olarak yaşanan başarı ve başarısızlıklar harmonisinden yakınmanın anlamsız ve bir o kadar da diyalektiği kavramayan yaklaşımlar olduğu açıktır. Hem diyalektiği tanıyıp kabul edeceksin, hem de diyalektik gereği veya diyalektiğe uygun olarak yaşanan realite-gerçek karşısında yakınacaksın! Bu olmaz. Yakınmacılık devrimci tarz değil, kaderciliğin türevidir. Devrimci temelde birlik-mücadele-daha ileri birlik siyaseti devrimci gelişmede tayin edici politikalardandır. Parti içi gelişmelerde olduğu gibi, dışımızda devrim ekseninde bulunan diğer devrimci güçlere yaklaşımımız da iki yanın bir arada bulunduğu şeklindeki diyalektik doğruya uygun şekillenmek zorundadır. Ki, bu diyalektikten veya çelişkiden kaçınmak mümkün değildir.
Bencil ve kişisel çıkarla bu zemindeki kaygıları terk ederek proletarya ve halk kitlelerinin ortak sınıf çıkarlarını öne çıkarıp esas alan her tutum ve her davranışı olağan görev olarak kuşanmalıdır. Bunun bilinçli tavırla örgütlülüğe dönüştürülmesi devrimin mantığına uygun tutarlı tavırdır.
Devrimci olan ne varsa onu desteklemek komünist ve devrimcinin tartışmasız görevidir ama ne adına yapılırsa yapılsın devrimci kıvılcımı küllemek aymazlık ve tutum özgülünde gericiliktir. Devrimciyi devrimci ruh ve pratikten geriye çekmek, ileri mevzilere doğru taşınan eğimini çeşitli gerekçelerle sabote edip engellemek ve zayıflatma rolü oynamak devrim adına da yapılsa somutta gerici pozisyon almaktır.      
Somut ülke devrimiyle ilgili olan bir devrimciyi spekülatif teorik mülahazalarla bu yöneliminden uzaklaştıran veya uzaklaştırmaya çalışmak, yine bu ülke somut devrimci mücadelesinde adım atan bir devrimciyi bu adımından çeşitli vesilelerle geri çeken veya çekmeye gayret eden herhangi bir devrimcinin ve hatta “komünistin” saygınlığı tartışılırdır. Bir devrimciyi ya da özellikle genç bir devrimciyi somut devrimci pratikten alıkoyarak soyut ve söylem devrimciliğine davet etmek, yine devrimciyi devrimin ileri-diri olduğu zeminden kopararak belirsiz ve bir o kadar da zayıf ve hatta pratikten yoksun teorik boyutu geçmeyen koşullara bağlamak, bağlamaya çalışmak aynı derecede “komünist” ve devrimcinin saygınlığına gölge düşürür. En önemlisi de tek ülke devrimini kafasından silen ve bu anlamda toptan dünya devrimini gerçekleştirme hayaline saplanan bu tür “komünist” ve devrimciler bu tutumlarından ötürü siyasi saygınlığını ve ciddiyetlerini yitirmiş olurlar.

 
Share