Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Zamana Doğru Yaklaşmak

Zamanın her şeyin ilacı olduğu vecizesi, göreli bir gerçeği ifade etse de, özünde burjuva dünya görüşüne tekabül eden ve idealist felsefenin ürünü olarak ondan peydahlanmış olup kendiliğindenciliği kutsayan teorinin sinsi bir uzvudur.
Zamanın nasıl kullanıldığı, nasıl tasarruf edildiği veya ne kadar tutumlu değerlendirildiği, nasıl geçirildiği (emek verilerek mi, yoksa avarelikle mi doldurulduğu), nasıl ve hangi doğrultuda ve kimler tarafından veya hangi amaçlarla yönetildiği, söz konusu zamanın hangi planlamalarla harcandığı ya da zamanın planlanıp planlanmadığı, harcanan veya geçen zamana hangi sınıf egemenliği ve iktidarının damga vurduğu, nelere tanıklık yaptığı gibi geniş yelpaze üzerinde çoğalan sorular, zamanın tılsımını çözen kuvvetli delilleri oluştururlar. Bunlar göz ardı edilerek düz ve insan aktivitesinden bağımsız telakki edilen “zaman en iyi ilaçtır” sözü katıksız idealizmdir.  
Zaman kavramıyla ilgili olarak; “alışırsın”, “unutursun”, “zamanla geçer” ve hatta “sabırlı ol” gibi telkinler çoğu kez yaşanan gelişmeler karşısında haklı ve yerinde gösterilen reaksiyon durumunda karşımıza çıkar. Bu telkinlerin hepsini her şartta reddetmeyi mutlaklaştırmak elbette doğru olamaz. Örneğin, salt tepkisel-duygusal davranışlarla hareket etmenin hatalı olacağı, buna karşın planlı bilinçli hareket etmek için belli bir sabrın taşınması doğru olanıdır. Ama bu telkinler yaşanan olumsuzluk ve negatif gelişmelerle barışık durma, kanıksama, kabul etme, entegre olma vb temelinde gündeme geldiğinde (yani haklı reaksiyonu pasifize etme-nötrleştirme veya geri olanla uzlaşma muhtevasında iseler), tamamen gerici rol oynarlar.
Kuşkusuz ki zaman kavramıyla tanımlanan olgu; insanın bilinçli dinamik rolü ve nesnel gerçekle uyumlu iradi müdahalesi, bu zeminde fonksiyon oynayan iradesi ve gerçeğe hükmeden dönüştürücü devrimci kuvveti, gelişmelere yön veren ve yöneten etkisi, çelişki ve gelişme yasasının siyasi yansıması olarak sınıflar mücadelesi yasasının içeriği ve ilerleme yönü, tecrübelerin direnç oluşturduğu vb vs hesaba katılmadan ve salt kendiliğindenci koşullarda tasavvur edildiğinde (bu olgu, yani zaman); aşındıran, ufalayan ve acı da dahil her şeyi unutturan etkilere sahiptir denebilir. Kısacası, zamanın belli bir etkiye sahip olduğu doğru ama esas olarak zamanın insan kitlelerinin veya sınıflar aktivitesiyle birlikte daha tam ve anlamlı tesire kavuştuğu inkar edilemez.
Zamanın etkisiyle ilgili ikili yaklaşım; özünde, gelişmeyi kendiliğindenci akışına bırakma tutumu olan birinci yaklaşım ile bu gelişmeye devrimci müdahaleyle etkide bulunmayı öngören ikinci tutum olarak bir birinden kökten ayrışır. Birinci görüş, “nasılsa tarihin tekerleği ileri doğru dönmektedir ve toplum eninde sonunda sınıfsızlığa varır, dolayısıyla bu tekerleği hızlandırmanın çabasına girmenin manası yoktur” der, ikinci görüş de hiçbir nesnel koşul tek başına devrime varmaz, dolayısıyla nesnel gerçeğe uygun olarak sübjektif güçlerin sürece müdahale etmesinin zorunluluğu ve gerekliliğini öngörür… İkinci görüş devrimci, birinci görüş teslimiyetçi ve hatta özünde sınıf işbirlikçisi görüştür. Çünkü, özünde sınıf çelişkilerini reddeden ve sınıfların barış içinde bir arada yaşamasını salık verendir. Buna karşın birinci görüş, sınıf mücadeleleri ve sınıf savaşımı olmadan toplumların nitel ilerlemesinin göreli olup bir sınıf devrimine ve sınıf iktidarına yol açmayacağı görüşü olarak sınıfsız topluma gidiş yolunun sınıf mücadeleleriyle mümkün olduğunu bilimsel zeminde öne sürer.
Kuşkusuz ki, devrimcilerle kendiliğindenci oportünizm ve hatta sınıf işbirlikçiler zaman veya zamana yaklaşım meselesindeki ayrışımda netleşmezler. Ölçü bu değildir. Fakat şu ölçüttür ki, devrimciler zamana en doğru yaklaşanlar olmak durumundadır. Ve zamanı değerlendirmeleriyle devrimci özelliklerini yansıtmış olurlar. Kısacası, devrimcilerin zamanı doğru değerlendirmeleri, planlamaları, yönetip yönlendirmeleri, tamamen bilinçli olarak düzenlemeleri şarttır. Şayet bunu yapmazlarsa, devrimci özelliklerini en azından zayıflatmış veya tam manasıyla yerine getirmemiş olurlar. Zamanı salt bir süre veya geçen saat meselesi olarak telakki edemeyeceğimiz; tersine geçen bu süre içindeki olay ve gelişmeleri, çelişkileri, görevleri zaman içinde tarif ederek zamana yükler ve zamanın planlamasını yaparak onu anlamlandırırız. “Bugün erken, yarın geç olabilir” sözü zamanın sınıf mücadelesi açısından ne ifade ettiğini ve onu muazzam derecede planlamamız gerektiğini ortaya koyar. Bu, zamanın içindeki gelişmelerin, çelişmelerin, görevlerin vb. öne çıkardığı değerdir; salt günün doğuşu ve batışının önemi değildir.
Bekleyerek-bekle gör yaklaşımıyla zamanı karşılamamızın devrimci tutuma kökten tezat olduğu açıktır. O halde gelişmeleri zamanında değerlendirmek, zamanında çelişki ve çatışkıların içine girerek bunlara yön verip zamana ortak olmak gerekmektedir. Ne çatışan yoldaşlarımızı bekleyerek zaman kaybedip savaşa seyirci kalabiliriz ne de şehit düşen yoldaşlarımızı zamana yayarak unutabilir ve bizlere bıraktıkları bayraklarını doruklara dikmekten geri kalabiliriz. Zamanı kendiliğindenciliğe salıp yitirmeden ve zamanın tanıklık ettiği gelişmelere kayıtsız kalmadan ateşten gömlekleri giyip zamanın sürükleyeni olarak ileri çıkmanın günüdür.
Komünist ve devrimcilerin belleği “balık belleği” olmadığı gibi, kendiliğindenci idealizmin “zaman her şeyin ilacıdır-iyileştirenidir” teziyle de çatışan sağlamlığa hastır. Anlık duygu ve tepkilerle değil ama davaya kesin bağlılığımızla ve tüm devrimci kararlılığımızla şehit düşen yoldaşlarımızı unutup unutturmadan onların mevzilerini tutma göreviyle karşı karşıyayız. Düellocu değil ama stratejik kavgamız adına, bugün, yarın ve her gelen gün gerilla saflarında yer almak somut ve stratejik görevimiz-devrimci hedefimizdir.

 
Share