Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Devrim Dağlarda Yuvalanmış Seyirci Kalmak Olmaz

Devrimin yolu Halk Savaşı stratejisidir. Devrim dağları mesken eyleyerek konumlanır, buradan kök salıp zafere ilerler. Bu nitelik ülke koşullarına uygun olarak saptanır ya da toplumsal çelişkiler Halk Savaşını koşullar. Devrim ile karşı-devrim arasındaki güç dengesi ilişkisi bu stratejik konumlanmanın askeri stratejisi bakımından rol oynar.
Halk Savaşı stratejisi Yeni Demokratik Devrim’le özdeştir. Halk Savaşı’nın içeriği devrimin karakteri tarafından doldurulur veya tayin edilir. Halk savaşı uzun süreli savaş stratejisidir. Taktik olarak güçlü olan düşman stratejik olarak kof ve güçsüzdür. Taktik üstünlüğün devrimci güçler lehine tersine çevrilmesi uzun bir savaş dönemini gerektirir. Proletarya ve devrimci halka ait küçük güçler, bu savaş boyunca düzenli orduya dönüşür. Başından beri iktidarın ele geçirilmesinin teminatı olurlar. Halkın hazır bir ordusu yoktur ve halkın devrimci ordusunu savaş içinde inşa etmekten başka şansı yoktur. Düşman uzun süreli yıpratma savaşı içinde parça parça zayıflatılacak, devrimci kuvvetler güçlenerek büyüyecek. Bu savaş dönemi tüm özellikleri itibarıyla çetin ve kanlı geçecektir.
Yeni Demokratik Devrim, kırlarda iktidarlaşarak gelişir ve bütün bir iktidarın ele geçirilmesinde ifadesini bulur. Sınıf çelişkileri ekseninde düşmanla aramızdaki çelişkiler savaş yöntemiyle çözülecektir. Savaş devrimci mücadelenin en ileri niteliği ve siyasetin doruğudur. Ordu devrimin temel silahlarındandır. Gerilla savaşı ordu örgütlenmesinin biçimi ve değişmez şartıdır. Devrimin stratejik mekânı dağlardır. Dağlara dayanmayan devrim, nesnel toplumsal gerçeğe uygun olmayıp ütopik kurgu ya da soyut tezden ibarettir. Devrimin tutarlı yolu dağlara çıkar; devrim ve “dağlar” ikilisi doğru orantılıdır. Bütün bunlar yalnızca Türkiye-Kuzey Kürdistan ve benzer ülkeler için geçerlidir; evrensellikle geçerlidir.
Halk Savaşı ve bunun tutarlı paralelinde ordu örgütlenmesi, silahlı mücadele, gerilla savaşı, dağlar-kırlar esas gibi argümanlar Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasında yeni demokrasi güçlerine has spesifik argümanlardır. Maoistler toplumsal çelişkilerin çözülüp faşizm olarak nitelenen gericiliğin tasfiyesini bu ilkelerde formüle ettiği devrimci strateji ile öngörmekte, devrimin teori-pratiğini bu zeminde geliştirmektedir. Bu, devrim ile karşı devrimin silahlı çatışma halidir. Kesin ki, devrimin ve Maoist Partinin üstün özellikleridir de bunlar.
Sınıf çelişkilerinin basit burjuva demokrasisi mücadelesine indirgenerek yumuşatıldığı, sınıflar arasındaki iktidar sorununun adeta unutularak burjuva devlet düzeninin içten iyileştirilmesi mücadelesine çekildiği genel koşullara tanık olmaktayız. Devrimin tasfiyesinde anlam bulan bu yasalcı reformist eğilim sınıf hareketine egemen olmanın eşiğindedir. Bilinçli devrimci dinamikler bu zemine kayarak hızla erimektedir. Tarihin tanık olduğu belli kesitler gibi, bugün de, militan temeller üzerinde duran devrimci duruş, mübalağa edersek “bir avuç” bilinçli proleter devrimci yapıda temsil bulmaktadır. Devrimci direnç odakları örgütsel olarak zayıf ve tasfiyeci hortlağın soğuk atmosferinde çetin şartlar altındadır. Sınıf hareketi önemli bileşenleriyle tasfiyeciliğin zehirli şırıngalarına esir düşmüştür.
Tam da bu şartlarda Maoistlerin Halk Savaşı perspektifiyle yürüttüğü gerilla savaşı devrimci bir kale olarak anlamını büyütmektedir. Bundandır ki, egemen sınıfların azgın saldırıları ve demagojik argümanlar eşliğinde yürüttüğü tasfiyeci terör dalgası Maoist partiyi ve tüm yeni demokratik güçleri özellikle hedeflemektedir.
Gerilla savaşı bölgesinde yeni demokrasi güçlerine yönelik yoğunlaşan saldırılar ve ölümsüz kahramanlarımız bunun açık kanıtıyken, ülkenin çeşitli bölgelerinde demokratik mücadelelere karşı yürütülen saldırı ve uygulanan baskılar da aynı özden beslenmektedir. Gerilla güçlerine karşı gerçekleştirilen hain pusular, imhaya yönelik sızma yeltenimleri, imha operasyonları her ne kadar gerillaları tarafından başarıyla boşa çıkarılsa da, savaş tabiatının kaçınılmaz sonuçları olan üç yoldaşımızın katledilmesi ve yoğunlaşan operasyonlar ile konjonktürel şartlar düşmanın Maoist parti güçlerine özel yönelimini açıkça göstermektedir! Bu özel yönelim anlamsız değildir fakat mutlaka kayda alınarak karşı taktiklerle boşa çıkarılmak durumundadır!
Meselenin diğer boyutu ise tüm Maoist güçlerin tarihsel sorumluluk bilincine uygun davranarak gerilla güçlerini hedefleyen bu saldırılar karşısında gerillayı yalnız bırakmamak ve başta gerilla savaşına katılmak üzere yaşamın her alanında ve her biçimde buna dair görevler üstlenmesi gerekmektedir. Bu anlamda dağların mesken eylenmesi birincil görev ve sorumluluktur. Bu görev ve sorumluluk doğrudan devrime bağlı olup Maoist partinin öncelikli doğrultusudur.
Devrimci savaş salt gerilla güçlerine havale edilerek savaş karşısındaki görevler ertelenemez, es geçilemez. Her militan, her örgütçü tepeden tırnağa savaş ruhuyla kuşanmalı, bir gerilla olarak şekillenmelidir. Buradan başlayan görev, gerilla kıtalarında yer alarak tamamlanmalıdır. Devrim, parti önderliğinde devrimci ordunun yürüttüğü savaşla kazanılıp gerçekleştirilecekse, devrimci iddiaya sahip her samimi aktivist yönünü dağlara-gerilla savaşına çevirmelidir. Halk ordusunu kurup geliştirmeden iktidara sahip olunamayacağı açıktır. Ordunun kurulmasıysa onun çekirdeği olan gerilla birliklerini geliştirmekten, her şeyden önce onlarda yer almaktan geçer. Bu hem devrimin talimatı, hem de şehit yoldaşlarımızın emaneti bir buyruktur.
Emaneti devralalım, halkın iktidar davasına ve devrim yürüyüşüne sahip çıkalım. Sıradan yaşam devrimci ve komünistlere göre olamaz; devrimciler tutuk olamaz. Köprüleri atmanın, korkuları yıkmanın günüdür. İsyan ruhu sarmalıdır bedenleri. Bilinçler daha keskin, ileri atılan adımlara dair kararlar daha cüretkâr ve net olmalıdır. Ayak bağları koparılıp atılmalı, keskin kopuşlarla enginlere açılmanın ve çalkantılara göğüs gerip büyük dalgalarla boğuşmanın zamanıdır. Ertelemek olmaz.
Halkın, devrimin ve destan yazarak düşenlerimizin bizlerden beklediği budur.
Gün özne olmanın günüdür; birilerinden beklemek, ne uzak ne yakın durmak ya da kararsızlık içinde bocalamak olmaz.
Savaşan yoldaşlarımızla övünmek ve onlara bakarak güç alıp göğüs germek iyidir; fakat yandaşlık sermayesini sigorta edip yetinmek olmaz. İleri çıkıp kavgayı solumak, devrim tarlasına bir filiz olarak dikilmek şart. Destekçi olmaktansa, desteklenen durumda olmak yeğ tutulmalı.  
Kuşatılmış beyinlerden, köhneleştirilmiş yaşamın parçası olmaktan, belirsizlik ve ikilemden, daha da önemlisi kemirgen karamsarlıktan kurtulmanın günüdür. Bunun tek yolu savaşa adım atmaktır; bunda evirip-çevirmek, falsolar ve eğriler çizmek, aklı tersten yola koyup lafazanlığın batağında açmazlar büyütmek olmaz.  
Devrim dağlara yuvalanmış, seyretmek olmaz.
Dağlara bakın; kızıl saçan güneş gibi en berrak eşkâliyle devrim oradan doğuyor!

 
Share