|
Kapalı köy yaşamından saflara yeni katılan yoldaşın; “yoldaş bu sene yılbaşı hangi ayda geliyor” sorusuna, önce iç geçirsek de, “bunlarla bu iş olmaz” şeklinde kestirme yaklaşımla kibir yapmadık. Aynı biçimde nispeten eski ama kapalı köy yaşamı dışına çıkmamış yoldaşın, “her gün haber dinliyorsunuz, bıktık artık” deyip radyoda müzik dinlemek istemesini, önce, şaşkın düşen yanıtsızlığımız ve içimizden geçirdiğimiz “bir vaka” algımızla yoldaşı süzsek de, bunda da “bunlarla bu iş olmaz” fikrine kanaat getirmedik. Haksız da çıkmadık. Bu iki yoldaştan biri şimdi mücadeleyi bırakıp bir taraftar olarak kalsa da; öteki, faaliyet yürütmeye uzun yıllardır devam ettiği gibi, kendisini bir hayli geliştirmiş, iyi durumdadır. Mücadelenin veya devrimciliğin (devrimcinin de) siyasi olarak yetim kalmayacağını, bir sel gibi yolunu açıp ilerleyeceğini ampirik olarak (dar deneyle) kanıtlamaya çalışmıyoruz. Aynı tecrübenin benzerini 17’ler katliamı sonrasında daha büyük deneyimle yaşadık. Merkezi önderlik, ileri kadrolar şehit düştüler. Geriye çok ama çok az sayıda kadro kaldı. Bu kadrolar da şehit düşen kadrolardan oldukça yetersiz-tecrübesiz yoldaşlardı. “Bu iş olmaz” fikrine yine itibar etmedik. Haklı, doğru ve bilimseldik bu tutumumuzla. Siyasi olarak yetim kaldık düşüncesine kapılmadık. Bilakis, “yerde kalmış” görevlerin yerden kaldırılması azmiyle, bilinciyle, inancıyla, kararlı bir hırsla sarıldık görevlere... Yine doğru yolda doğru bilinçle hareket etmiştik. “Dünyayı sarsan on gün”de, Bolşeviklerin saflarında devrime katılarak savaşan proleterin Troytsky’cilere verdiği yanıtı hatırlıyorduk: “Ben konuştuklarınızı anlamam. Benim bildiğim bir şey var; bir proletarya var, bir de burjuvazi. Ben proletaryadan yanayım!” Devrimi yapan tüm kitleler olmasa da devrimi yapan kitleler arasında böyleleri (küçümseme anlamında demiyoruz ama teorik geriliğini kast ediyoruz) vardı ve mutlaka var olacaktır da. Bir gerçek ki, devrimi bu horlananlar, küçümsenenler, sıradan görülenler omuzlamaktadır. Buradan, önderliği ve rolünü küçümsediğimiz, teoriyi önemsizleştirdiğimiz anlaşılmamalıdır. Gerek önderliğin rolü, gerek bilinç ve teorinin rolü tartışmasızdır, bunda şüpheye yer yoktur. “Gerilik”-“teorisizlik”-“bilgisizlik” asla teorize edilemez, kural yapılamaz. Verdiğimiz örneklerle anlatmaya çalıştığımız şudur: Bir; mükemmeliyetçi, mutlakçı, elit-seçkinci, salt teorici, tek yanlı olmamalıyız. İki; asla ve asla kibirli olmamalı, kibre kapılmamalıyız. Üç; küçümsememeli, hor görmemeli-horlamamalıyız. Kimi? Elbette ki, kitleleri! Yoldaşları, dostları… Dört; devrimin kitlelerin eseri olduğu tezini doğru kavramalı, kitlelere doğru yaklaşmalıyız. Beş; devrim sadece sınıfın veya toplumun en ileri kesimlerinin işi değil, bütün halk kitlelerinin işidir. Altı; devrimin kuvvetleri tüm toplumsal kesimleri kavrar ve “geri” kesimler devrim-mücadele içinde de gelişir-geliştirilir. Yedi; kitleler geri olduğu için suçlanamaz-ötelenemez. En önemlisi, sekiz; “geri” dediğimiz bu kitleleri dışlamadan bunları geliştirme-ilerletme görevinin ihmal edilemez bir ihtiyaç olduğu… Aynı zamanda “gerilikten”, zorluklardan vb. yakınarak mücadeleden geri çekilme, kırılma yaşama ve “bu iş olmaz” karamsarlığına düşmenin yanlışlığının kanıtlanması... Devrim sadece ve sadece ileri kitlelerle ve pratikten kopuk teoriyle yapılamaz. Devrimci teoriden geri kalmak ne kadar kötü ise, devrimci pratikten geri kalmak da en az o kadar kötüdür. Bu ne kadar kötüyse, “gerilikten” ötürü kitleleri-yoldaşları suçlayarak ihmal etmek o kadar kötüdür. “Gerilik” karşısında yalnızca yadırgayıcı olmak sonuç vermez, bilakis zarar verir. “Geriliğimizi” yadsıyarak ilerlemeye doğru orantılı tutum anlamında yadırgamalıyız. Sadece yadırgamak ama yardımcı olmamak-geliştirmemek, tespit edip gereğini yapmamak gibidir ki, bu da devrimciliğin tabiatı olan değiştirme çabasına girmemek demektir. “Geri-bilinçsiz-aydınlanmamış” olan kitleleri veya kişileri anlamak şartken, bu realiteyi değiştirmek için asıl olandır gerçeği anlamak. Özellikle bizimki gibi toplumlarda halk kitlelerinin “geri” kalmışlığını (ki, bu geri bıraktırılmışlıktır) anlamak fevkalade önemlidir. Egemenlerin rahat yönetebilme arzusuyla toplumsal kitleleri daima karanlıkta tutmaya çalıştığını düşündüğümüzde, suçu “geri” kalmış (bıraktırılmış) kitlelerde değil, egemen sınıf ve sistemlerde aramamız gerektiği kendiliğinden açığa çıkar. Bunu görmek ise, bizleri ‘’geri’’ kitlelere doğru yaklaşmaya sevk eder. İkinci çocuğunu davar nöbetinde doğuran-doğurmak zorunda kalan “anneme”; “cahil, ne olacak işte…” diyip geçemeyiz. Suçlayamayız da. Küçümsemek ise tam bir felaket yaklaşımdır. Bilgililik veya cehalet-gerilik anadan doğma bir yetenek, bir “tanrı vergisi” olmadığına göre, bu sorununu toplumsal sistemle ve bu sistemin yarattığı insanlar arası eşitsiz şartlarla açıklamak, böyle ele almak durumundayız. “Gerilikleri” suçlayıp cezalandırarak yol alamayacağımız özümsenmelidir. Zorlukları gerekçe ederek çareyi kaçmakta bulmak da faydasızdır. Bunların hiçbiri devrimci hal-tutum değildir. Zorluk ile gerilik belli bir noktada çakışırlar. İkisine karşı mücadele de bir noktada-yöntemde-tutumda birleşir: Mücadele etmek, direnmek, değiştirmeye çalışmak; yani zorluk veya geriliği aşmaya azmetmek! İşte devrimci olan budur. Tek ifadeyle devrimci, komünist olmak! Yani, bilimsel olanı yapmak… Bilgisiz veya geri kitlelerin ya da yoldaşların ya da insanların küçümsenmemesi, horlanmaması, dışlanmaması mutlaka doğru ve gereklidir. Bunların ilerletilmesi-geliştirilmesi-aydınlatılması temel bir ödev ve zorunluluktur. “Bunlarla iş olmaz” gibi sonuçlara çıkan “aydın” kibri ve geriliği de son derece yanlıştır. Bu, işin bir yanıdır. Fakat ikinci yanı da vardır. Daha doğrusu, tüm bunların yanı sıra, bilgisizliğin ne kadar ciddi bir problem olduğunu da kesinlikle kavramak durumundayız. Bilgisizlik idealizmin beslendiği temeldir denebilir. Tanrı, kutsallık, tabu, korku gibi tüm mistik şeylerin temelinde bilgisizliğin karanlığı vardır. Bilgisizlik olmasaydı ne tanrılar yaratılırdı, ne putlara tapılırdı ve ne de gerici hakim sınıfların yalan ve demagojilerine inanılırdı. Daha özgür, daha aydın, daha mutlu bir dünya-bir yaşam böyle mümkün olurdu, olur; yani bilgi ve bilginin geliştirilip tüm insanlığa yayılması ile mümkün olur.
|