|
Öyle ya da böyle dünya çalkalanıyor. Durulmasının en anlamlısı, sonuna kadar çalkalanması ve yerli gericilikle birlikte dünya gericiliğini iyice sarsması; arzu odur ki yıkmasıdır. Ne var ki, kitlelerin kahredici gücü ve devasa hareketi, proleter devrimci önderlik ve bilimsel sosyalizm teorisiyle buluşmadan veya yolu MLM bilimi tarafından aydınlatılmadan, kendiliğinden gerçek kurtuluş hareketine dönüşemez, izleyeceği devrimci rotayı saptayıp nihai sonuçlara varamaz ve radikal devrimci değişime doğru yol alamaz. Dahası bu şartlardaki hareketler, sosyal pratik olarak büyük tecrübe ve birikim yaratsa da, sonuç itibarıyla gerici düzenler içinde kalıp burjuva diktatörlüklere yedeklenmesi kaçınılmazdır. Devrimci bakımdan dünyanın kalbi durumundaki bölge halkları diktatörler devirerek “domino etkisiyle” kabarıyor. Gerici faşist diktatörleri yıkma kudreti gösteren kalkışmaların, diktatörlükleri yıkmaya uzanmaması ise, tayin edici öğe olarak hareketin devrimci niteliğini buduyor. Mevcut hareketlerin genelindeki stratejik devrimci doğrultu yoksunluğu ve ideolojik-siyasi özün zayıflığı, hareketlerin devrimci önderlik rolünden yoksun oluşları ile stratejik hedeflerinin güdüklüğünden beslenmekteyken; halk kitlelerinin demokrasi ve özgürlük istemiyle ayaklandıkları inkar edilemez gerçektir. Bunun kadar gerçektir ki, ayaklanan halk kitleleri objektif olarak baskı, zulüm ve sömürü çarkına karşı hoşnutsuzluğunu dışa vurmaktadır. İşte bu, hareketteki devrimci halk kitlelerinin temsil ettiği ve sadece bu özelliğiyle hareketlerin objektif devrimci yanıdır. Söz konusu hareketlerde belirgin olarak öne çıkıp önem kazanan temel zaaf, bu hareketlerin doğrudan gerici sistem ve diktatörlükleri hedeflemeyip, salt bu sistem ve diktatörlükleri temsil eden somuttaki diktatörlere yönelmesidir. Yani bu hareketler, bir bütün olarak gerici sınıflar devletini, düzenini ve sistemini hedeflemeyip, yalnızca mevcut hükümet, cumhurbaşkanı, başbakan gibi reel yönetim ve hatta kişileri hedeflemektedirler. Bu, fiilen şu demektir; örneğin, Hüsnü Mübarek gitsin Baradey gelsin vb vs… Kendiliğinden ve komünist devrimci önderlikten yoksun bir hareketten proleter devrim veya biçimlerini beklenemeyeceği açıktır. Sistemin çelişkileri kişiler üzerinden açıklanamaz ve kişiler üzerinden sorgulamaya girerek gerici sistemler yargılanmış olamazlar. Bunun gibi, aynı sınıf niteliği zemininde hükümetlerin, başbakan ve cumhurbaşkanlarının değiştirilmesi, bilimum gerici-faşist sistemlerin değiştirilmesine yetmez. Devlet iktidarı ile hükümet (siyasi iktidar) olgularının aralarındaki nitel fark görülmeden doğru hedefler saptanamaz, tutarlı devrimci çizgi izlenemez. Mutlak biçimde sınıf niteliği taşıyan devlet çarkı ve ekonomik-siyasi sistemler parçalanıp yok edilmeden, isim, şahsiyet ve tabelaların değiştirilmesiyle nitel bir değişim gerçekleştirilemeyeceği gibi, devlet ve sistemlerin sınıf niteliği de değiştirilemez. Bireyler kurulu olan mekanizmanın birer memuru durumundadırlar. Bireyler değişir ama sistem değişmez. Tersi düşünülemez. Dünya ölçeğindeki hareketlerin hedefleri ve gerçekleştikleri kadarıyla sonuçları hakkında yürüttüğümüz bu genel fikir, coğrafyamız için de olduğu gibi geçerlidir. Ne Erdoğan kurtarıcıdır, ne de Kılıçtaroğlu… Hepsinin görevi, emperyalizmin çıkarları ile yerli hakim sınıfların menfaatlerini ve elbette devlet bekalarını sürdürmektir… Kişinin etnik kimlikle Kürt, mezhepsel kimlikle Alevi ve hatta görünürdeki “siyasi kimlikle sosyal demokrat” olması bu gerçeği değiştirmez. Mesele, sistem ve iktidarların değiştirilmesini sınıf zemininde gerçekleştirmek, sınıf bakış açısına uygun hedefler saptamaktadır. Gerçek devrimci dönüşüm ve büyük devrimci sonuç yaratmıyor diye kitlelerin devrimci tepki ve öfkesine kayıtsız kalınamaz. Komünist ve devrimciler bu hareketlere önderlik yapmıyor-yapamıyor diye bu hareketlere sırtımızı dönüp gözlerimizi kapayamayız. Bunun gibi, bu hareketleri, toptancı biçimde gerici değerlendirerek karşı durma aymazlığına da düşemeyiz. Aynı gerekçelerle kitlelere ayaklanmayın deme gericiliğine düşülemez. İsterse bu hareketler burjuva kliklere yedeklenip gerici iktidar dalaşlarında kullanılmış olsun ve isterse de hepsinin temelinde gizli emperyalist burjuva hesaplar olsun, halk kitlelerinin devrimci öfkesi görmezden gelinemez ve ayaklanma pratikleri olumsuzlanamaz. Baskı ve sömürüye karşı ayaklanan halk kitlelerinin karşısına dikilmek düpedüz gericilikken, baskı ve sömürünün olduğu yerde “halka ayaklanmasını söylemeyen alçağın biridir.” Ezilen/sömürülen dünya halklarının emperyalist dünya gericiliği ile onun uzantısı durumundaki bütün gerici sınıflar düzenine karşı ayaklanması ve iktidarlarını bertaraf ederek kendi iktidarlarını kurmaya dönük girdikleri tüm eylemleri meşrudur. Baskıya karşı her isyanı devrimcidir. Aynı biçimde çeşitli ulus ve azınlıklardan Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarının baskı, sömürü ve her türden zulme karşı ayaklanması meşrudur. Bu vesileyle, adı geçen ülkeler şahsında halklar baskı sistemlerine karşı ayaktayken, Türkiye-Kuzey Kürdistan proletaryası ve ezilen emekçi halkları, siyasi iktidar perspektifiyle daha tutarlı ve devrimci hedeflerle ayağa kalkmalıdır. Ülke halklarının devrime kalkışması için yeterince sebep vardır. Halklarımızın maruz kaldığı baskı, sömürü ve zulüm; ayaklanmalar yaşanan ülkelerdekinden daha az değildir. Zemin uygundur. Kitle hareketlerinin geliştirilerek güç biriktirilmesi ve devrimci savaşın yükseltilmesi mümkündür!
|