|
27 Ocak 1924’te Baf’ta doğan Rauf Denktaş’ın yaşamı 13 Ocak 2012’de „ishale bağlı su kaybı“ ve ardından meydana gelen iç organların iflasıyla sona erdi. Türk kontrgerillası olarak bilinen Özel Harp Dairesi‘nin bu çok önemli kuklasının cenaze merasimine Türkiye resmi protokolü tam kadro halinde katıldı. „Kıbrıs Türk varlığına adanmış bir hayat“, „büyük kahraman“ olarak uğurlandı. Kıbrıs, 1923’e kadar Osmanlı egemenliği altında bulunan bir adaydı, „Malta“ ve „Fizan“ gibi daha çok sürgün yeri olarak kullanılıyordu. Başta ünlü Şair Namık Kemal olmak üzere bir dizi ünlü aydın, Kürt’ler ve Aleviler gibi toplulukların liderleri hep buraya sürülür, zindanlara atılır ve orda ölürlerdi. 1821’de Yunanistan Rumları ayaklanıp bağımsızlığını ilan edince, Kıbrıs ta aynı yönde hareketlendi. I.Dünya savaşından sonra Almanlarla birlikte yenilen Osmanlı hanedanlığı çöktü ve ilhak ettiği pek çok yerden çekilerek oraları İngiliz, Fransız, Rus ve İtalyanlara bırakmak zorunda kaldı. Daha sonra Osmanlı yıkıntıları üzerinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Lozan antlaşması gereğince Kıbrıs adası üzerindeki hükümranlık haklarını İngiltere’ye devretti ve 1925’te „Büyük Britanya’nın Taç Kolonisi“ oldu ve koloni valisi tarafından yönetilmeye başlandı. 1931’de adanın Yunanistan’la birleşmesi amacıyla ayaklanan Kıbrıslı Rumlar, Vali Konağını yaktılar. Bu türden bir dizi olaydan sonra kendilerini Enosis Hareketi’nin tehditi altında gören adadaki Türkler kolonici İngilizlerin doğal müttefiki haline geldiler. Böylece Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın politik manevra ve entrika alanı haline gelen Kıbrıs’a sonuç olarak Türkiye’nin yeniden “garantör” devlet olarak dönmesini sağladı. Daha sonra, ABD’nin stratejik gereksinimleri ve NATO’nun yararı nedeniyle çatışmalar daha da karmaşık bir hal alacaktır. Aynı dönemde NATO’ya bağlı olarak her ülkede oluşturulan “gladio”lar buraya da elattılar. Bir yanda EOKA ve TMT, öte yanda CIA, M19’lar... Türk Mukavemet Teşkilatı, aslında Türk Özel Harp Dairesi’ne bağlı bir provakasyon örgütütür. Eski bir Koloni Savcısı ve avukat olan Rauf Denktaş, Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT)’nın başkanlığına getirilmekle birlikte ipler Turgut Sunalp, Kemal Yamak, Sabri Yirmibeşoğlu, İsmail Tosun gibi Türkiye Özel Harp Dairesi kontra subaylarının ellerindeydi. “Anavatan”daki özel harp dairesinin “yavruvatan”daki yavrusu Türk Mukavemet Teşkilatı, Kıbrıs’ta faaliyete başladıktan itibaren, ayni Türkiye’deki gibi karanlık işler, provakasyonlar ve cinayetler işlemeye başlar. 1974’te ki işgalden sonra ise, Türkiye Özel Harp Dairesi’nin adeta üssü haline geldi ve burada eğitilen faşistler Türkiye’deki demokratik devrimci hareketlere karşı etkili biçimde kullanıldı. Örneğin Turgut Sunalp, Kemal Yamak, Sabri Yirmibeşoğlu 12 Eylül darbesini hazırlanmasında büyük rol oynadılar, Diyarbakır 5 Nolu cezaevini işkence merkezi haline getiren Esat Oktay Yıldıran gibi canavarlar da Kıbrıs’ta yetişmişti. E.Oktay Yıldıran, işgal sırasında “binlerce Rum’a Türkiye’deki esir kamplarında” nasil işkence yaptığını ve öldürdüğünü ballandıra ballandıra anlatırdı. Bu canilikler, etnik arımayı sağlamayı ve ilhak için ortam hazırlamayı amaçlıyordu. 5-6 Eylül 1955 faşist tertibi için Selanik’teki Atatürk’ün evinin bombalanması gibi Kıbrıs’ta da Bayraktar Cami’yi bombalayarak etnik çatışmayı körüklediler. Bu olayı deşifre eden Kıbrıs haftalık “Cumhuriyet” gazetesinin sahip ve yazarları olan Avukat Ahmet Muzaffer Gürkan ile Ahmet Hikmet, Denktaş tarafından önce “hain” ilan edildiler, sonra da eşlerinin yanında maskeli adamlarına öldürtüldüler. Denktaş’ın cinayeti “kadın meselesi”yle maskeleme çabasına karşın başarılı olamamış ve Cumhuriyet’in (Kıbrıs) “alçak” dediği Denktaş’ın TMT’sinin infazları olduğ açığa çıkmıştı. Bu gazete ve öldürülen bu aydınlar, Türk ve Rum ırkçı provakatörlerini teşhir eden, adada barış ve kardeşliği savunan insanlardı. Kemal Yamak, “Gölgede kalan izler ve Söyleşiler” kitabında Dr. Fazıl Küçük’ün Türkiye tarafından Denktaş lehine nasıl tehdit ve tasfiye edildiğini anlatır. Yamak gibi bir ÖHD subayı olan İsmail Tosun da, kitabında, Denktaş’ın karşısına çıkan şimdiki KKTC Cumhurbaşkanı Devriş Eroğlu’nun nasıl tehdit edildiğini ve Ankara’ya çağrılıp nasıl vazgeçirildiğini anlatır. Tosun ayrıca Denktaş’ın Özel Harp Dairesi’nde silahlı eğitim görürken çekilmiş bir fotoğrafını da kitabına koymayı unutmaz. 7 Haziran 1958 tarihinde “Kıbrıs’ın 6/7 Eylül’ü” olarak bilinen olaylardan biri de “Türk Enformasyon Bürosu”nun bombalanması olayıdır. Bu bombalamanın ardından Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlara karşı saldırıya geçmiş, 100’den fazla insan hayatını kaybetmiş ve sürüp giden etnik çatışma böylece başlatılmıştı. Rauf Denktaş, yıllar sonra, 1984 yılında, bir İngiliz televizyonuna (ITN) Türk Enformasyon Bürosu’na bombayı Kıbrıslı Türklerin koyduğunu itiraf edecekti. Ada’da barışçı çözümlerin önünü tıkama işlevi üstlenen, “Ya taksim ya ölüm” sloganını hiç bir zaman bırakmayan Denktaş, çocuklarını da ülkücü tosuncuklar olarak yetiştiren bir ırkçıdır. .... “Büyük kahraman”mış!.. Haydi git artık sen de! Ordaki Türk ve Rum halklarına verdiğin zarar yetti.
|