|
Bu yazıyı Dersim Sokırımı’nın gündemi işgal etmesi nedeniyle gecikerek yazıyorum. Server Tanilli adıyla ilk karşılaşmam, “Uygarlık Tarihi” ile ilgili yargılama, basın haberleri ve entelektüel ilgi yoluyla olmuştu. 1 Mayıs 1977 katliamından sonra, arkadaşlarla İstanbul’da TÖB-DER ve TÜM-DER içinde Devrimci Mücadele Birliği adı altında çalışma başlatmıştık. Bir süre sonra Bülent Tanör ve Hasan Girit de bu çalışmaya katkı sunmaya başladılar. Bu arada grubumuz TÖB-DER’de bir panel düzenleme kararı aldı. Girit ve Tanör’ün önerisiyle Server Tanilli hoca da panelist kadrosuna dahil edildi. Hepimiz çok sevinmiştik. Panelimize birkaç gün kala 7 Nisan 1978 akşamı Server Tanilli’nin vurulduğu haberi geldi! Şok içindeydik. Panel iptal edildi tabii. Onun ardından yakın dostlardan liseden hocam Doğan Erdoğan, Ümit Kaftancıoğlu ve hepimizin sevimli delikanlısı Mehmet Günalp kısa aralıklarla vuruldular ve tabi ki daha sayısız aydın devrimci ve Alevi de... Yüreğimiz öfke doluydu. Sonra 12 Eylül’ün karanlığı pek çok yaşayan dostluklar gibi onu da kesintiye uğrattı. Tanilli yoğun bakımdan çıktıktan sonra tedavi için İngiltere, Almanya, Leningrad arasında bir süre gezinip durur. Sonunda Melikoff’un büyük özverisiyle Strasbourg’a yerleşir ve Strasbourg Üniversitesi Türkoloji Bölümü’nde ders vermeye başlar. Böylece görev yaptığı İstanbul Üniversitesi (İÜ) Hukuk Fakültesi, Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu, Şişli İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulu’na Strasbourg Üniversitesi de eklenmiş oldu. Melina Melikoff, onun hayranı ve aynı zamanda en iyi dostlarından biriydi. Uzun tutsaklık yıllarından sonra yurtdışında Server Tanilli hoca ile yeniden karşılaştık. Uğur Mumcu, Turan Dursun, Musa Anter, Sivas-Madımak katliamlarının ardı ardına yürek burktuğu yıllardı. IWAA (Uluslararası Yazarlar ve Sanatçılar Birliği), Stuttgart’ta, Türkiye‘deki aydın katliamı konusunda bir sergi ve kitle toplantısı düzenlemişti. Server hoca da gelmişti. Bu çalışmayı güzel sözlerle övdü ve uzun uzun sohbet ettik. Bu, ilk yakın temas tanışıklığımız oldu. Bir seferinde Strasbourg’da “Odyssee” deki sinema günlerinde Atıf Yılmaz’la görüşmeye gittiğimizde o da ordaydı; sinema konusundaki bilgisi şaşırtıcıydı. Sonraları sık sık karşılaşır olduk. Nerde kim çağırsa hiç yüksünmeden gider ve her panele veya gece konuşmasına özenle hazırlanır, etkili konuşmalar yapardı. Özellikle sosyalist dernekler ile Alevi dernekleri sık sık davet ederlerdi. En etkilendiğim konuşması, Mehmet Bekaroğlu’nun da konuşmacı olarak geldiği Lüdwigsburg’daki Sivas-Madımak katliamını kınama gecesindeki konuşmasıydı. “Konuşma”dan çok, gericiliğe karşı şiirsel kükreyişti aslında. O katliama karşı duyduğu öfkeyi asla unutamam, tekerlekli sandalyede yaşlı bir bilge değil de dimdik ayakta kükreyen bir aslandı sanki, yumruğu şiirsel bir tamlama içinde kürsüye indiğinde bütün salon ayaktaydı!.. Daha sonra Turan Dursun Gönüllüleri çalışma grubunda birlikte olmanın onurunu yaşadık. Zaten Muhammet Dursun, Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nda öğrencisiydi. Turan Dursun 4 Eylül 1990’da katledilmeden önce Almanya’ya her geldiğinde, Offenburg yakınlarındaki Schloss Staufenberg’e uğrayıp orada şarap içmekten çok haz edermiş. Biz de onun anısına her Eylül’de orda buluşurduk ve tabii Tanilli’yle birlikte. 10 Şubat 2008’de Ştuttgart’daki panelde de birlikte konuşmacıydık. Geçen yıl arkadaşlar, “Hoca’nın artık Türkiye’ye dönmeye karar verdiğini” bildirdiler ve hep birlikte Strasbourg’daki evinde ziyaretine gittik. İlk kez evine gidiyordum. Bütün ev kitaplarla doluydu. Kitap yığınları arasında daracık koridordan geçerek, yorulduğunda üzerine uzandığı bir sekiye dizildik. Kendimi bir an için tıka basa kitap dolu bir kütüphanede hissettim. Çalışma masasının çevresi yeni eski çok sayıda Türkiyeli şairlerin kitaplarıyla doluydu. Aslında bütün sanatlarla çok içli dışlıydı. Mimarlık, resim, heykel, sinema, hepsiyle… Ziyaretimize çok sevinmişti. Hüzünlü sıcak kucaklaşmalardan sonra bizi kapıya kadar uğurladı. Fakat bunun son buluşma olacağını doğrusu hiç tahmin etmemiştim. Bir süre önce ailesinden insanların evini taşımaya geldiklerini ve bazı şeylerin çöpe atıldığını söylediler. Keşke evindeki bütün şeyleri uygun bir yerde, aynı o evdeki gibi bir müze olarak düzenleyip genç kuşakların nazarına sunabilseydik, çok iyi olacaktı! Bunu yapmak hala mümkün mü, bilmiyorum? 29 Kasım’da yaşama veda ettiğini ilkin Hüseyin Aygün’den öğrendim. Son uğurlama yolculuğunda maalesef elimizde olmayan nedenlerle bulunamadık. Arkadaşlardan ortak anılarına dair mesajlar aldım. Onun inceliğini anlatmak için Leyla Binici’nin aktardığı anısıyla bağlamak isterim. Melikoff’la birlikte hocayla sohbete giderler. Leyla, “Kadın mücadeleleri” konusunda fikrini sorar. Hoca anlamamış gibi, “var tabii” der ve yardımcısına “Ne Olursa Olsun Savaşıyorlar-Kadın Sorununun Neresindeyiz?” kitabından bir tane getirmesini ister, imzalar ve verir. Yakın dostlarının eserlerinden habersiz oluşuna ironik bir yadırgamadır bu aynı zamanda, fakat artık onu Leyla düşünsün… Server Tanilli, Aydınlanma devrimi, özellikle de Fransız Devrimi konusunda uzman bir bilim insanımızdı. Zaten Cılavuz Köy Enstitüsü’nde “Sefiller” romanıyla başlayan teması, onu aydınlık peşinde koşan ve tam bir “Külliyat“ bırakan server bir aydınlanma savaşçısına dönüştürecekti. Artık; “hocam şu kitaplarınızdan birer tane benim için imzalar mısınız lütfen?” diyemezsek de 80 yıllık ömründe bize bıraktığı şu hazine için minnet ve şükran doluyuz. “Uygarlık Tarihi”,“Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş”,“Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz?”,“Yüzyılların Gerçeği ve Mirası (6 Cilt)”,“Candide ya da İyimserlik”,“Yaratıcı Aklın Sentezi: Felsefeye Giriş”, “Değişimin Diyalektiği ve Devrim”, “Dünyayı Değiştiren On Yıl”,“Fransız Devriminden Portreler”,“Anayasalar ve Siyasal Belgeler”, “Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz?”, “İslam Çağımıza Yanıt Verebilir mi?”, “Din ve Politika”,“Voltaire ve Aydınlanma” Sonsuz sevgi ve hürmetle sevgili kocaman aydınlanma savaşçısı…
|