|
1937-38-39’da Dersim’de olanlar, hiç bir itiraz kabul etmeyecek biçimde dört dörtlük bir soykırımdır. Acıların ve zulmün büyüklüğü şimdiye kadar Erdoğan’dan önce çok kişiyi konuşturdu; konuşana değil konuşturana bakacaksın! Kıyamet kadar delil ortadayken, devlet arşivi cinayet planlarıyla doluyken kim susabilir? Bayırlar, dereler, dağ yamaçları, mağaralar, köyler ölü dolu, ölü Dersimliler. Yaşayanların tamı tamına yarısı! Sadece beşte biri yetişkin erkeklerdi, gerisi tümden kadınlar ve küçücük çocuklardı, küçücük! Şimdikinden daha fazlaydı o zaman Dersimli çocuklar, çünkü o zaman doğal biçimde çoğalıyorlardı. Az biraz da aksakalları dizinde dedelerdi, zor yürüyebilen dedeler! Yoksulların ömrü çok uzun olmazdı çünkü. Az önce hepsi sağdı şuracıkta, az sonra hepsi ölü oldular. Tek birinde, tek bir çakı bile yoktu, tek bir! İsyan etselerdi sapına kadar haklıydılar, sapına kadar! İsyan etmediler. Belki de isyan etmedikleri için hepsi ölü oldular, hepsi ölü! İsyan edenler hiç silahını teslim ederler mi? Vicdan, akıl ve adaletin tükendiği yıllardı o yıllar. Führerlerin sopa komutuna uyan “kullar”ın komşularını boğazladığı zamanlardı! Böyle zamanlarda öldürme gerekçelerinin tümü yalan olur, yalan! Tıpkı kendilerinin yalandan tanrılar olması gibi. Dersimlilerin “suçu” tümden yalandan ibaretti, tümden! İnsanların en kötüsünün, en adaletsizinin, en vicdansızının yönetici olduğu zamanlarda, ötekilere koyun olmak mı düşüyor? Herkesin şeflerin kulu, “emir kulu” olduğu yerde cumhuriyet olur mu hiç? Daha dün “Kenan Paşa”nın kulları nasıl da kemiklerimizi kırardı değil mi? Kimse itiraz etmedi, meclisinden ordusuna, yargısından yargıcına, köylüsünden kentlisine, hiç kimse… Herkes “emir kulu”ydu ve hep birden mehter takımlarıyla, gazeteleri ve yazarlarıyla, yargıları-yargıçlarıyla ve yalanlarıyla Dersimlilerin üzerine yürüdüler, bir tarafından başlayıp öteki tarafından çıktılar, taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadılar! Kıpırdayan, soluyan, seslenen her şeyi vurdular. Dersimliler yoksul insanlardı, hepsi bugünkünden misliyle daha yoksuldu. Tümünün ikinci adı “ağa” olsa da içlerinde tek bir ağa bile yoktu aslında, dağların, yaylaların ve ormanların, kısacası haşin doğanın olanaklarına tutunan az topraklı yoksul köylülerdi hep birden. Yüz küsur aşiret ve oymak tipinden, hezbet ve klan türünden yarı-komünal sosyal bir topluluktu gerçekte, çevresi ağalık ve toprak kölelik düzeniyle doluyken, “derebeylik” gerekçesiyle ağalar ve beyler düzeninin soykırımına uğradılar. Onlar tarafından bütün verimli ovalardan kovulup dağlara sürülmüş bu kızılbaş topluluğu şimdi de oradan kovuluyordu, daha doğrusu yok ediliyordu kan, barut ve ateş içinde. İşin aslı buydu! Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, ''Literatürde varsa, devlet adına özür dilemem gerekiyorsa dilerim ve özür diliyorum'' demişse küçümsememeli, elbette yetersizdir, elbette samimiyeti sınanmaya değerdir, elbette muğlaktır, ama yine de önemlidir. Şimdiye kadar yasak, tehdit ve katliam yarışıyla iktidara gelinirken, şimdi iktidarda olan birinin, tersine, yüzleşme ve sorgulama kültürün oluşmasına hizmet edecek “özür” hamlesinin neresi “tehlikeli”? Sahte “demokratlar”ın ellerinden kullanamadıkları kozları gitmişse öfkelenmeleri doğaldır. Ya devrimciler neden üzülsün? Erdoğan, akıllı davrandı, zaten akıllı davrandığı için iktidarını durmadan güçlendirebiliyor ya. Ötekileri nal topluyor hala! Nallardan demokrasi koleksiyonu! Geçmişte Kaypakkaya tedrisatından geçmelerine karşın, şimdi M.Kemal’in portresi altında “cumhuriyet devrimlerine karşı bir hareket” vahametiyle “özür dileme”ye bile yanakları kızıla belenen ırkçı-şoven statükocuların “bölünme” çığlık ve öfkeleriyle aynı paralele düşmemeli. İyi bir davranışı düşmanlarınız da yapsa mertçe kabul edip kutlamalısınız. Aksi takdirde muarızlarınıza yönelttiğiniz suçlama ve eleştirilerin hiç bir inandırıcılığı kalmaz. Soykırım suçu işleyenlere kızmak yerine özür dileyenlere kızar ve aşağılarsanız, daha AKP iktidarına çok hizmet edersiniz! Bu dostların tavrı, bu katliama “feodal derebeyliğinin tasfiyesi”, “cumhuriyete karşı gerici ayaklanmanın bastırılması” diye alkış tutan dönemin “sosyalist” ve “Komünistleri”ne ne kadar da benziyor! Dağlar aşındıkça sivrilir, sözler sivrildikçe körelir. Sivri dağ haşindir, ama aslında zayıftır, yok olmakta olduğundan sivridir. Sivri söz çekici ve parlaktır, ama aslında o da zayıftır, çünkü detaysızdır, temelsizdir, anlamsızdır, boştur. Günlerdir çok sayıda dosttan bu yönde mesajlar yağıyor. İyi bir tartışmanın alevlendiği anlaşılıyor. Benim de “özür”den beklediğim en iyi şey buydu zaten. Çünkü toplumsal yüzleşme ve özür, devlet ve hükümet başkanlarınkinden bin defa daha değerli ve kalıcıdır. Anlamsız gürültüyü bırakalım da toplum yaraları ve yanlışlarıyla yüzleşmeye devam etsin... Sivri çıkışlar yarışıyla bu havayı kırmamak gerekir.
|