|
Anayasa “toplumsal sözleşme belgesi” olarak tanımlanır. Aslında bu, egemen olan sınıfların, egemenlik şeklini düzenleyen bir belgedir. Osmanlı dönemini saymazsak, şimdiye kadar üç kez (24, 61, 82), “yeni” anayasa yapıldı, her biri, yapıldığı andan itibaren eskidi ve durmadan değiştirildi. Yetmeyince, bu kez “yeni” baştan yazıldı. Bu anayasa serüvenleri incelendiğinde, her birinin toplumun ihtiyaçlarına göre değil, iktidarın ihtiyaçlarına göre yapıla geldiği ve aslında yeni falan da olmayıp, her birinin ötekinin devamı olduğu görülür. 1924’teki ilk anayasa, askerler, bürokratlar, toprak ağaları, din adamları ve komprador burjuvalar tarafından yapıldı ve tamamen onlara benzedi. Sonraki iki tanesini de darbeci askerler yaptı, onlar da ilkini esas alarak aşağı yukarı aynı sınıfların yeni iktidar biçimine uyduruldu ve onu yapanlara benzediler. Askeri bürokrasi, ekonomik bir sınıf olmamakla birlikte, silahlı bir güç olarak sömürüden her zaman önemli pay alır. Darbe dönemlerinde bu payları katlanarak büyür. Öte yanda darbeciler, egemen sınıfın siyasal ihtiyaçlarına ve toplumsal koşullara göre farklılıklar gösterir ve bu farklılığı da yaptıkları anayasaya yansıtırlar. Bu farklılığı 1961 ve 1982 anayasa belgelerinde görebiliriz. Epey zamandır egemenler cephesinde önemli değişiklikler oluyor. MÜSİAD’ıyla, İmam Hatip Liseleri’yle ve başka benzer organizasyonlarıyla dinsel ağırlıklı yeni bir siyasal devlet yapılanmasına ihtiyaç duydukları görülüyor. Dünya ve Ortadoğu’daki gelişmeler de bu eğilimi güçlendirdi. Unutmamak gerekir ki, 12 Eylül darbesinin akıl hocalarından olan Turgut Özal da bu hareketin bir unsuruydu. Nitekim onun kadrosunun çoğu şu anda bu iktidarın da kadrosudur. Belirli bir gerilim döneminden sonra parlamentoda kararlı bir ağırlık kuran bu hareket, bütün devlet kurumlarını birer birer ele geçirdi. Şimdi buna uygun “yeni” bir anayasa yapmak istiyorlar. Arkasından, “yeni anayasa”ya uygun kanunlar ve kurumlar oluşturmaya sıra gelecektir. Kısa sürede yapılması mümkün olmayan bu işler, nasıl sonuçlanacağı kestirilemeyen belirli bir toplumsal gerilimin eşlik edeceği de şimdiden bellidir. Öte yanda, gerici bir devlet aygıtı gerçeği karşısında yazılı belgelerin çok fazla bir anlam taşımadığı da bilinir. Şimdiye değin, sözde halkın lehinde düzenlenen maddelerin hiçbir zaman uygulanmadığını pratikten biliyoruz, bunun için sayısız örnek mevcuttur. Tamamen siyasi olan İstiklal Mahkemeleri ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin devamından başka bir şey olmayan “Özel Yetkili Mahkemeler”le muhaliflere karşı, ancak askeri darbe dönemlerinde görülebilen bitmez tükenmez operasyonlar ve kitlesel tutuklamalarla ülkenin zindanlarını tıka basa dolduran, Kürtlere, Alevilere, azınlıklara, gençlere, çalışanlara ve aydınlara göz açtırmayan bu iktidardan toplumsal çelişkilere çözüm getirebilecek bir anayasa beklemek hayalden başka bir şey olmayacak. Bunların yapacağı yeni anayasa, bir süre önce fiyaskoyla biten ve yerini kabadayılık ve şiddet fırtınasına bırakan “açılım”larından farklı olmayacak. Toplumu oyalayarak, aldatıcı hayaller yayarak iktidarını pekiştirmede yeni bir hamledir “yeni” olan. “Yeni anayasa”, şu anda ezilen topluluklara ve halka yapılmakta olan şiddet politikasını daha çok olanak sağlayacak, özgürlük ve demokrasi hareketlerini daha çok zora sokacak bir şey olacaktır. Demokratik “yeni” bir anayasa, ancak halkın gerçek temsilcilerinden oluşan kurucu bir meclis tarafından yapılabilir, sömürücü, baskıcı, gerici bir meclis çoğunluğundan olsa olsa onların amaçlarına uygun gerici bir anayasa beklenebilir. Elbette faşistlerin yaptığı 12 Eylül anayasasının tepeden tırnağa değiştirilmesi, toplumun büyük çoğunluğu gibi bizim de isteğimizdir. Fakat onu, ondan yararlanarak iktidara gelenler yaparsa, ancak onun daha kötüsünü yapabilir. Aman, iyisi mi yapmasınlar daha iyi. Gericilerden iyi şeyler beklemiyoruz!..
|