Van Depremi ve Depreşen Şeyler

Sınır ötesi askeri harekat” ın gökten dağlarına bombalar yağdırdığı bir sırada, 23 Ekim öğle saatlerinde Van’da yeryüzü 7,2 Richter ölçeğinde depremle sallandı. Yığma yapılı köy evleri, malzemesinden çalınmış kent evleri halkın üzerine yıkıldı. Pek çok yere ulaşılamadığı için zayiatın ne kadar olduğu kesin olarak bilinmiyor, ama can kaybının 1000’e, yaralının 10 bine doğru tırmandığı anlaşılıyor. Öte yanda hareket halinde olan silahlı binlerce insan, “ölü ele geçirilen” yüzlerce gerilla ve asker cenazeleri…
Deprem bölgesinde kar yağıyor, yağmur yağıyor, 84 köyü apaçık yakalıyor. Nerdeyse her köyde ölü ve yaralı var, kimisinde ölü sayısı 20’ye 30’a çıkmış. Bütün evler hasarlı, hayalet gibi, içine girilemiyor, çadır yok, battaniye yok, sular bulanık akıyor, gıda yetersiz. Kamusal yardım hizmetleri, sürüp giden kirli savaş ortamında güvensizlik yüzünden hareketsiz. Gönüllü ekipler organizasyon bozukluğu yüzünden gerektiği gibi seferber olamıyor. Nedense AKP hükümeti Ecevit döneminde kurulan Ulusal Deprem Konseyini kapatmış, atadığı Vali, belediye ile işbirliği ve koordinasyon yapmıyor. Bir yandan da ırkçı, şoven gevelemeler, ayırımcılık, politik hesaplar, felaketzedelerin yarasını azdırıyor iyice. Müge Anlı (ATV) ve Duygu Canbaş (Habertürk TV) gibi ‘cici hatun’eların bile ırkçı-ayırımcı histerilerini ekranlara taşımasını düşününce, felâketzedelerin tarihin bu büyük zelzelesi karşısındaki feci halini anlayabiliyorsunuz. Bazı faşistler “ağlama sırası onlarda” diye seviniyor, sanki hep ağlayanlar onlar değilmiş gibi. Her doğal felaket karşısında farklı insanlar farklı davranırlar; bazıları elem içinde yükselen çığlıkları dindirmeye koşarlar, bazıları da talan ve yağmaya... Doğal felaketler karşısında, “öteki” ve düşman saydıkları felaketzedelerin acılarından sevinç duyanlar, böyle anlarda ölülerin ceplerini karıştıran, yağmacı çapulcu alçaklardan farksızdır. Yuh olsun onlara…
Ne var ki, gül yüzlü gençlerimiz onlara aldırmadan, her zaman olduğu gibi nerdeyse bütün üniversitelerde ve liselerde devasa bir yardım kampanyası yürütmeye başladılar.
Van, acı sularıyla ünlü Van Gölü kıyısında kurulmuş, pek çok uygarlığa başkentlik yapmış, dünyanın sayılı tarihi kentlerinden nadide bir yerdir. Hurriler, Urartular, Haylar, Medler, Persler, Makedonyalılar, Partlar, Sasaniler, Bizanslar, Selçuklular, İlhanlılar, Celayiroğulları, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler, Osmanlılar ve daha nicelerinin izleri var.
Daha 30 yıl önce orta büyüklükte bir kasabayı andıran Van, kirli savaşın etkisiyle çevre köy ve kasabalardan sürülen on binlerce insanın sığınmasıyla on kat büyüdü, il nüfusu 1 milyon yüz bine, kent nüfusu da 500 bine yaklaştı. Bu ani, plansız büyüme, aynı zamanda altyapı laçkalığı ve derme çatma yapılaşma demektir. Birinci derecede deprem kuşağı üzerinde olduğu halde burada da inşaatlarda %5 malzemeden çalıntılı, 3 kat yerine izinsiz 7 katlı binalar yapıldığı, zemin direnci ve depreme dayanıklılığın hiç kaale alınmadığı görülüyor. Ölümler, genellikle çok katlı yapılarda meydana geldi. Gerçi ülke ortalaması da çok parlak değil, 81 ilin 55’i birinci derece deprem bölgesinde olduğu halde 18 milyonu aşan yapı stokunun % 67’si kaçak. Bu yüzden depremin gündüz olması şansından bir teselli bulabiliyoruz, felâket gece gelmiş olsa can kaybı tam bir dehşet düzeyinde olacaktı. Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Başkanı Ayhan Güleryüz, Van’da 7, Erciş’te 3 tane bulunan hazır beton firmasının hiçbirinin Kalite Güvence Sistemi (KGS) belgesi olmadığını söylüyor. Bölgeyi gezen Kılıçdaroğlu, "Yer seçiminde hata var, projelerde hata var, malzeme seçiminde hatalar var. Yıkılan binaları görseydiniz betonun ne hale geldiğini görürdünüz. Yapım aşamasında hatalar var" diye tanıklık ediyor.
Depremlerde ağır can kaybı yoksul ve kötü yönetilen ülkelerin kaderidir. Kendi yurttaşlarının özgürlük ve demokrasi istemlerini bastırmak için yüz milyarlarca dolar harcayarak üstlerine bomba ve ateş yağdıran sitemleri, kalkınma, modernleşme ve halkın refahına aldırmazlar. Doğal felaketlerin “doğa” sonucu gibi gözüken kitlesel can kaybı, aslında sistemin yol açtığı cinayetlerdir. Bu depremin diğerlerinden farkı, bu gerçeği, bir kirli savaş ortamında çok acı biçimde göstermesidir.

 
Share