Somali'yi Görüp İbret Aldın mı?

Son seçimlere damgasını vuran temel konu „yeni sivil bir anayasa“nın nasıl olacağı konusuydu. AKP, “açılım“, “12 Eylül darbecilerinin yargılanması“ ve “Ergenekoncuların“ “özel yetkili“ mahkemelerin insafına tevdi edilmesiyle yaratılmak istenen “anti-militarist“ hava içinde yüzde 50 oy aldı. Böyle bir “başarı“dan başı dönmeyecek iktidar azdır, hele hele sömürücü sistem politikacıları için ise imkansız gibi bir şeydir.
Mevcut iktidarın fena halde başı döndü, kendini kaybetmiş durumdalar. Kendilerine büyük oy potansiyeli sağlayan bütün toplumsal beklentileri unuttular. “Milli irade-parlamento“, “sivil anayasa“, “açılım“, ileri demokrasi, barış gibi kavramların yüzde yüz karşıtı işler yapmaya başladılar. Hizaya getirdikleri askeri bürokrasiyle birlikte şimdi yarı-militarist bir yönetim biçimine bürünmüş durumdalar.
Hükümetin birbiriyle çelişen, birbirini tekzip eden tutarsız, anlaşılmaz, dengesiz tavrı, ülkeyi, geleceği belirsiz bir mecraya doğru sürüklüyor. Bu durum, kendi iradesi olmayan, iradesini teslim ettiği güç veya güçler tarafından yönlendirildiğini gösteriyor. Ama bir etnik savaşta birbirlerini öldürenler o güçlerin değil bizim yurttaşlarımız olacaktır, yıkılıp mahvolacak ülke bizim ülkemiz olacaktır, askeri mühimmata dönüştürülerek kendi yurttaşlarını öldürmekte tüketilen kaynaklar, bizim kaynaklarımız olacaktır. Başka ülke yöneticilerini baskıcı ve katliamcıdır diye “istifa“ya çağıran, o ülkelere müdahale eden güçlerle yan yana ülkelerin içişlerine karışmaktan sakınca görmeyen hükümetin, kendi yurttaşlarına karşı bu savaş naralarına ne denir? Bir yandan toplu mezarlar açılıyor, bir yanda aynı sonuçları yeniden daha fazlasıyla doğuracak savaş kabadayılığı! Bu çelişkiler dengesini yitirmiş iktidar alametleridir.
Beklentilerin tersine, Kürt sorununda geleneksel çizgiye yönelen Erdoğan’ın konuşmalarından, tehditlerinden, kabadayılık gösterilerinden bire bir bay Kenan Evren‘in o bilinen meydan nutuklarını anımsıyoruz. Başbakan‘da tam bir diktatör edası var. Yarın kalkıp “şu parlamento gereksiz ayak bağıdır, kapattık gitti“ derse şaşmamak gerekir.
Kürtler eski Kürtler değil, eski geleneksel askeri çizginin iflas ettiği bir zamanda, yeniden ona bir çözüm yolu olarak sarılmanın sonuçları da eskisi gibi olmayacak. Sri Lanka vari bir çözüm hayal ediliyorsa, hiç tevessül edilmesin, Türkiye Sri Lanka değil. Aklını yitirmemiş herkes bunu görebilir. İnsanlar AKP’ye bu soruna hakkaniyetli bir çözüm bulması umuduyla oy verdiler. Bizler, Türk hakim sınıflarının bu sorunu çözme kabiliyetinden yoksun olduğunu biliyorduk. Çok kimse, askeri ve sivil Kemalist bürokrasiye yönelik tasfiye hareketinden, AKP’nin Kürt sorununu çözmeye yönelik elverişli şartlar hazırlamak olduğunu sanmıştı. Onların büyük bir bölümü şimdi derin bir hayal kırıklığı içindeler. Ama bu insanlar kesinlikle Kürtler’e karşı topyekün bir savaş ilanı için oy vermediler. Çocukları gönderilip kendi kardeşlerini öldürsünler ve ölsünler diye oy vermediler. Halkın verdiği irade bu derecede ters yönde saptırılırsa, herhalde tepkiler de aynı oranda sert olacaktır. Ezilen bir topluluğa karşı girişilen her savaş haksız ve baştır, kaybedilmiş bir savaştır.  Öte yanda dIş borcu yarım trilyon dolara ulaşmış bir ülkenin, peş peşe dalgalar halinde gelen ekonomik krizlerin yaratacağı büyük yoksullaşmanın çok önemli politik sonuçları da olacaktır.
Gittiniz Somali’yi gördünüz; etnik, dinsel, aşiret kavgalarının körüklendiği bir ülkede geriye işte öylesi bir manzara kalıyor; bu mudur yapmak istediğiniz?
İktidara sormak gerekir, iyice budanmış, hiçbir güvence içermeyen “özerklik“e bile karşı çıkıyorsanız, sahi sizin “açılım“ınız ve “çözümünüz“ nedir?
Güç ve iktidar iştiyakı vicdan ve adalet yoksunluğuyla birleşince sınırsız bir canavarlığa doğru ilerler. Velev ki, iktidar kadrosu o gidişlerin akibetini de tarihsel olgulardan anımsayalım; nice zalim hükümdarın ne tahtı ne bahtı kaldı.

 
Share