Hak, Adalet ve Devrimci Tutum

Adalet, şimdilerde her zamankinden daha fazla insan zihnini meşgul eden bir konu oldu. Arapça olan bu sözcük, “hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğruluk, türe“ diye tanımlanır. “Hak“ ile “adalet“ birlikte sözkonusu olan iki kavramdır. İnsan, insanlaşmaya başladığı andan itibaren bu ikisini kendi dillerinde üretti. “Hak“, “adalet“ sözcüğüne temel olan ilk sözcüktür. Öylesine ki dilimizde tanrının adından biridir; “hak“, aynı zamanda tanrı demektir. Bu durum, hakkın kutsallığını anlatır. Demek ki bizim Adanalıların haksızlığı “allahsızlık“la eşit görmeleri manasız değilmiş.

Elbette, bu kavramlar insanlar ve insanlar arası ilişkilerle ilgilidir. “Hak“, iktidar ve erk sahiplerinin dışındaki insanlarda bulunur, “adalet“ ise, güçlülere, iktidar sahiplerine ait oup onların hak karşısındaki tutumunu formüle eden, yasa ve hukuk, bu formülasiyonun ayrıntılandırılmasından başka bir şey değil.

Tabi ki, “iktidar“dan, sadece devlete egemen olan bir güç anlaşılmaz, günlük yaşamda da, eşitsizler arasında, güçlüler ve zayıflar arasında da daima yaşanır; günlük hayatın küçük iktidar sahipleri de vardır. Ne var ki, en gelişmiş ve genelleşmiş haliyle devlet iktidarından sözediyoruz. Devlet, aslında, en güçlülerin kendi kendine örgütlü gücü, iktidar aygıtıdır. Her aşamada iktidar, bir takım ayrıcalıklar ve araçlarla gerçekleştirilir.

“Hak“lar da, çok geniş bir yelpazeye yayılıyor ve kuşkusuz hepisi çok önemlidir, ama bazıları vardır ki, insanın, insan olarak varlığı ile ilgilidir, doğal ve kaçınılmazdırlar, bir iktidar biçiminin, adalet ve hukuk sisteminin de sınırlarını temsil ederler. Onlar ihlal edildiğinde, tıpkı doğa yasalarının ihlal edilmesi gibi bir durumla karşı karşıya gelinir. İnsanların doğuştan gelen haklarını sistemli ve bilinçli biçimde ihlal eden her iktidar günün birinde yerle yeksan olmaktan kurtulamaz.

Biz sosyalistler, sömürü sisteminde baskı, zorbalık ve haksızlıkların kaçınılmaz olduğunu biliriz, sömürü var olduğu sürece, haksızlık ve haksızlığa dayanan bir adalet ve hukuk düzeni kaçınılmazdır. Sömürü ve ayrıcalıklı sisteme son verilmeden gerçek anlamda hakka dayalı bir adaletin var olamayacağı insanlık tarihinden bilinen bir gerçektir. Ne var ki bu, her saat ve her fırsatta haksızlıkları, adaletsizlikleri protesto etmekten geri kalmayı gerektirmez. Sosyalistler, kime yapılırsa yapılsın bütün haksızlıklara karşı çıkmayı bir hayat prensibi olarak kavrayan insanlardır. Yalnızca kendilerine karşı yapılan haksızlığa karşı çıkan ama ötekilerin uğradığı haksızlıklara sesini çıkartmayan insanlar, bencil insanlardır ve sosyalist olamazlar. Ancak kime yapılırsa yapılsın bütün haksızlıkları sistemli ve içten bir kararlılıkla protesto ettiğiniz zaman, ezilen, baskı gören, hakları çiğnenen, sömürülen bütün insanların güvenini kazanabilir ve gerçek anlamda hakka dayalı bir adalet düzenini kurma şansı yakalayabilirsiniz.

Yaşanan ağır toplumsal haksızlıklarla doğrudan ve anlaşılır biçimde ilişkilendirilmemiş hiç bir devrimci savaş ve yelem, ne kadar kahramanca, ne kadar özverilice, ne kadar devrimci nitelikte olursa olsun toplumsal dönüşüm süreçlerine etki edemez ve yığınlardan kopuk biçimde tükenir gider. Oysa bunlar doğrudan halkın yaşamıyla ilişki içinde gerçekleştiğinde, daha ilk anda büyük devrimci sonuçlar doğurabilirler. Haksızlıkları protesto ederken, bu haksızlıkların “çok büyük“ veya çok “küçük“ olmalarının bir önemi yoktur, onlar öz itibariyle aynıdır. Hatta denilebilirki, “küçük“ gibi gözüken haksızlıkların protestosu, devrimci toplumsal eylemin daha derinlemesine geliştirilmesi olanağı da taşıyor. Öteyanda hem kendimizi ve hem de devrimci toplumsal eyleme katılmak isteyen yeni insanları sağlıklı biçimde demokratik bir ruhla eğitme sonucunu da doğurur.

Ülkemiz, günlük olarak yaşanan insafsız, acımasız haksızlıklar denizidir. Bu haksızlıklara her fırsatta karşı çıkmak, protesto etmek yalnızca demokrat olmanın gereği değil, aynı zamanda halkın demokratik eylemlerinin birleştirilmesinin de zorunlu bir yoludur. Tek tek özgün sorunlara dayalı tekil protestoların geniş çaplı büyük toplumsal eylemin bir parçası haline getirmeyi ancak devrimci politik bir parti başarabilir. O yüzden bu parti, günlük patlayıp sönen büyk-küçük bütün haklı protestolara katılmalı ve kucaklamalıdır. Boş büyük laflar etmektense gerçek işlerle iştigal etmek daha iyidir.

 
Share