|
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’nde 28 Ocak tarihinde, son dönemde TC tarafından dayatılan özelleştirme paketlerine karşı Sendikal Platform öncülüğünde gerçekleştirilen mitingde, TC aleyhine pankartlar açıldı. ‘Ankara elini yakamızdan çek’ diyen Kıbrıs halkı, Kıbrıs Kıbrıslılarındır vurgusunu ön plana çıkardı
Türk hâkim sınıfları tarafından 1974 yılında askeri olarak işgal edilen ve o günden bugüne arka bahçe olarak değerlendirilen Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan halk, son yıllarda TC tarafından dayatılan politikalar neticesinde artan özelleştirme, işsizlik ve yoksulluk sebebiyle çeşitli eylemlere imza attı. Bölge halkı eylemlerinde TC’yi Kıbrıs’ta istemediklerini ve kendi kendilerini yönetmek istediklerini belirterek, “Kıbrıs Kıbrıslılarındır” dedi. Emperyalist politikalar doğrultusunda Kuzey ve Güney olarak iki farklı coğrafyaya bölünen ve TC ile Yunanistan devletleri tarafından arka bahçeleri olarak değerlendirilen Kıbrıs adasında bu aralar işler yolunda gitmiyor. Uzun yıllardır TC uşaklığı yapan ve Kıbrıs halkının değil kendi gerici iktidarları ve TC’nin çıkarları için çalışan KKTC yönetimleri, Kıbrıs halkının tepkisini çekiyor. Özellikle AKP hükümeti döneminde Türkiye-Kuzey Kürdistan’da olduğu gibi Kıbrıs’ta da özelleştirme politikaları sonucu işsizlik ve yoksulluk artmış ve bunların yanında siyasi baskı da had safhaya çıkmış durumda. Son yıllarda yaşanan bu gelişmeler paralelinde halkın artan tepkisi sokaklara taşmış ve son olarak 28 Ocak 2011 tarihinde yapılan ‘Toplumsal Varoluş Mitingi’nde TC aleyhine pankartlar açılmış ve Kıbrıs’ın bağımsız olması gerektiği vurgusu öne çıkmıştı. Mitingde açılan “Yaşasın bağımsız birleşik Kıbrıs”, “Özelleştirme değil, bal gibi peşkeş”, “27 yıldır sizde, artık yeter bizimdir”, “Dayatma paketlere hayır”, “Kral çıplak”, Yılgınlık yok, direniş var, bu ülke sizin çiftliğiniz değildir”, ‘’Kurtarılmak mı? HAS..TİR’’ pankartlar sebebiyle her zaman ki kabadayı tutumunu takınan R.Tayyip Erdoğan, Kıbrıs halkına “besleme” diyerek aslında ada halkını nasıl değerlendirdiklerini de gözler önüne sermiş oldu. Yapılan miting ve mitingde açılan pankartlarla ilgili olarak Kırgızistan’a yaptığı gezi esnasında ateş püsküren Erdoğan Kıbrıs’a bakış açısını şu sözlerle ortaya koydu: “Güney’le beraber provokatif eylemler yapıyorlar. Yönetim duyarsız. Ülkemizden beslenenlerin bu yola girmesi manidardır. Yunanistan’ın orada ne işi varsa Türkiye’nin de stratejik olarak o işi var. Türkiye’ye karşı böyle bir eyleme hakları yoktur. En düşük memurları 10 bin liraya yakın para alıyor. En düşük maaş alan kişi böyle. Benim başbakanlık müsteşarımın aldığı 5 milyar küsur... Beyefendi 10 bin lira alıyor bir de bu eylemi yapıyor utanmadan. Üstelik 13 maaş alıyorlar yılda. ‘Türkiye buradan çek git’ diyor. Sen kimsin be adam... Şehidim var gazim var, stratejik olarak ilgiliyim. Kıbrıs’ta Yunanistan’ın ne işi varsa Türkiye’nin Kıbrıs’ta stratejik olarak o işi var. Ülkemizden beslenenlerin bu yola girmesi manidardır. Biz destekliyoruz, bunun karşılığının olması gerekmiyor mu?” Kuzey Kıbrıs yerel hükümeti, AKP desteği ile iktidara gelmiş ve bugüne kadar da memurluğunu sürdürmeye çalışıyordu. Üretimin ve ticaretin değil de tabi olmanın ve hazırla idarenin, özelleştirmelerin sonuçlarından olsa gerek işler iyi gitmemeye ve ekonomik ve sosyal sorunlar artmaya başlamıştı. Kuzey Kıbrıs halkı da, yaşadığı her gününün bir öncesini aratır olması ve vaat edilen barış, huzur ve refahın sadece bir aldatmaca olduğunun farkına varması ile harekete geçmiş ve suskunluğunu bozmdu. Sendika, muhalefet partileri ve demokratik kitle örgütlerinin zaman zaman yaptığı eylem ve açıklamalarda sorunun yeni olmadığı, iktidar ve mevcut anlayışın uzun süredir ada üzerindeki hesaplarının ada halklarının çıkarına değil, işbirlikçiler ve efendilerine hizmet ettiği belirtiliyordu. Bu taleplerin gür bir şekilde kitlesel olarak meydanda ses bulması efendiler için bardağı taşıran son damla oluverdi… AKP iktidarı giderek azalan halk desteği ve yaklaşan seçimlerin de stresi ile hoşgörüsüz ve ırkçı anlayışını Kıbrıs halkının haykırışını kendine yakışır bir şekilde ‘’besleme’’ tanımlaması ile değerlendirdi. Kendileride biliyordu ki efendilerinin rahatını kaçıracak minvalde davranmamak ve politikayı halkın taleplerine göre değil, egemen olanların ve sermayelerinin çıkarı doğrultusunda işletmek gerekiyordu. TC hükümetinin bölgede üslendiği misyon ve vizyon bunu gerektiriyordu. Miting’de özgürlük, demokrasi, bağımsızlık talepleri gür bir sesle haykırılmış ve TC’ye tabii hükümetin halk üzerinde estirdiği ekonomik ve sosyal terörün son bulması, sömürge valisi misali hükümetin bir bakanının tüm Kıbrıs’ın iç işlerine karışması ve zaman zaman bu görevi işgüzarlıkla büyükelçinin yüklenmesi protesto edilmişti. Eylem öncesi yapılan açıklamalar ile Başbakan ve bakanların halkı mitinge katılmaması için ikna etmeye çalışması ve hatta TC Büyükelçisi de havanın yağmurlu olacağı ve halkın ıslanmasını istemediğini ifade etmişlerdi. Bu ve benzeri engelleme ve açıklamalara rağmen mitinge katılımdaki kitleselliğin Kıbrıs tarihinde bir ilk olduğu görmezden gelinerek, Başbakan tarafından mitinge katılan kamu personelinin %20’ler de kaldığı ifade edilerek, teşekkür bile edilmişti. Adaya dönersek eylem sonrası halk içinde yeni bir umut yeşermiş, gidişata kitlesel bir şekilde dur demenin verdiği coşku ve bilinçle yeni adımlar tartışılmaya başlanmıştır. Karşı güçler de boş durmuyorlar tabii ki. Birkaç gün sonra eylemde “Ankara elini yakamızdan çek” pankartı açan Baraka Kültür Merkezi önünde 10 -15 kişilik sivil faşist bir grup (Türk Mücahitler Teşkilatı’na bağlı Genç Mücahitler Derneği) resmi görevliler eşliğinde “O... çocukları’’ gibi kendi anlayışını yansıtan bir pankart ile açıklama yapmışlardır. Bu eylem sonrasında Baraka Kültür Merkezi çalışanları ve diğer demokratik kitle örgütü temsilcileri de hakarete uğrayan anneleri ile birlikte, Lefkoşa Meydanı’nda bu anlayışı basın açıklaması ile teşhir ettiler… TC Başbakanı Kıbrıs gündemini, ülke içindeki kısır çekişmeler ve yapay gündemlerden olsa gerek, bir hafta geriden takip ettiğinden dolayı, gerçekleşen miting ve açılan pankartlar sebebi ile “beslemeler” yakıştırması yapmış ve hesap sormak için hükümeti göreve çağırdığını söylemiştir. Bu yeni durum sonrası zaten telaş içerisinde olan Kıbrıs Cumhurbaşkanı ve Başbakanı yeni açıklamalar yapmak zorunda kalmış ve söz konusu taleplerin marjinal grupların ve bazı sendikaların talepleri olduğunu ve topluma mal edilmemesi gerektiğini ifade ederek, üzüntülerini ve bağlılıklarını tekrar ifade etmişlerdir. KKTC’yi dünyada sadece TC’nin tanıması, Güney Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne üye olması; Avrupa Birliği, ABD ve İngiltere’nin bu sorunu Yunanistan ve TC’ye karşı koz olarak kullanıyor olması, adada kısa sürede birlik ve anlaşma için daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiğini göstermektedir. TC Başbakanı’nın asıl sıkıntılarından biride Avrupa Birliği ile yapılan görüşmeler sürecini tıkayan sorunlardan biri olan ülke limanlarını Kıbrıs Rum kesimine kapatmış olmasıdır. TC, kısa sürede verilecek tavize kendi açısından kılıf arayışı içerisindedir. Yapılacak anlaşmaların da ada halklarının çıkarına değil kendi gerici çıkarlarına olacağından tüm Kıbrıs halkının birleşik mücadelesini engellemeye çalışmaktadır. Kıbrıs halkı bu gerici kuşatmaya karşı toplumsal mücadeleyi ileriye taşımalıdır.
|