Analiz Diğer Yazılar

Yeni NATO konsepti ve Türkiye

Yeni strateji ile yayılmacı, daha mütecaviz  NATO için alt yapı oluşturulmakta. Nitekim kabul edilen yeni stratejide, Müşterek Güvenlik Bölgesi ve Dış İstikrar Bölgesi tanımlamaları ile Avrupa’ya ilave olarak Asya ve Afrika kıtaları da NATO’nun jeopolitik nüfuz alanının içine sokulmuştur. Yeni strateji ile nükleer silahların ilk kullanımı dahil olmak üzere askeri tedbirler  ön plana çıkarılmış ve nükleer silahla saldırı tehlikesine karşı önleyici saldırı yapılmasının önü açılmıştır.

Geçen hafta yapılan son 10 yılın en önemli NATO zirvesinde, örgütün gelecek 10-15 yılını şekillendirecek yeni strateji konsepti 28 üye ülke tarafından kabul edildi. Daha doğrusu 2001 Eylül saldırısından sonra ABD ve NATO’nun fiilen uyguladığı strateji resmileşmiş oldu. Anti-balistik füze sistemi kurulmasında (Füze kalkanı) mutabakatın sağlandığı, NATO-AB işbirliği sorununun ise (Türkiye’nin Kıbrıs sorununu gerekçe göstererek engellemesi nedeniyle) ortada kaldığı NATO zirvesinin ilk gününde Rusya dahil 50 devlet ve hükümet başkanı Lizbon zirvesinde bir araya geldi. NATO topraklarının artık konvansiyonel saldırıların tehdidi olmaktan çıktığının belirtildiği  yeni stratejik konsepte göre yeni tehditler şunlar:

-Terör,

-Stratejik önem taşıyan bölgelerde köktendinciliğin yayılması,

-Silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı,

-Siber saldırılar,

-Enerji güvenliği ve su kaynaklarına  yapılabilecek saldırılar,

-İklim  koşullarının kötüleşmesi,

NATO’nun kuruluşu

2. Paylaşım savaşının kaderi belli olduktan sonra Stalin ile Churchill arasında yapılan Ekim 1944 tarihli “YÜZDELER ANTLAfiMASI” (İngiltere ve Rusya’nın Doğu Avrupa ülkelerinde sahip olacağı nüfuz alanlarının yüzdelerle belirtildiği antlaşma) Avrupa’yı ikiye ayırdı. Kısa bir müddet sonra B. Avrupa, savaşın asıl galibi ABD’nin etkinlik alanına girdi. Takiben 1949 Washington antlaşmasıyla NATO kuruldu. Görünürdeki amaç Sovyet tehlikesine karşı üye devletlerin güvenliğini sağlamak olarak sunulsa da (kurucu antlaşmanın 5.maddesi) NATO esas olarak ABD elebaşılığındaki emperyalizmin çıkarlarını koruyan, Avrupalıların da ellerini taşın altına sokmasını sağlayan ve Avrupa ülkeleri üzerindeki denetimini temin eden ‘kolektif güvenlik örgütü’ olarak ortaya çıktı. Kuruluştan sonra NATO, asıl amacına uygun olarak dış güvenlikle bağlantılı  ‘komünizm’ tehlikesine karşı, 1950’li yıllarda İtalya’dan başlayarak tüm ittifak üyesi ülkelerde GLADİO adı ile anılan çok gizli özel harekat daireleri kurdurdu. Emperyalizmin çıkarlarını tehdit eden ülke içindeki devrimci sol hareketler başta olmak üzere her türlü muhalefete karşı örtülü operasyonlar gerçekleştiren  DERİN DEVLET kavramının ortaya çıkmasında rol oynadı. SSCB’nin dağılmasından sonra işlevsiz kaldığı düşüncesiyle pek çok ülkede bu birimler ortaya çıkarılıp sorumluları yargılansa da Almanya ve Türkiye bu süreci henüz yaşayamamıştır.

1989 senesinde Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinin başlamasıyla, eski düşman ve tehdit algılamasının yok olması, üye ülkelerin dış güvenlik konusundaki çıkarlarının bir birinden uzaklaşması sonucu  varlık nedeni tartışılan NATO’nun, 1999 Washington zirvesinde, ABD’nin stratejik amaçları doğrultusunda, dünyamızda o tarihten bu güne yaşananlar karşısında yetersiz kaldığı kabul edilerek stratejik konseptin geliştirilmesi karar altına alındı. Bu arada bir bölümü barışçı, bir bölümü kanlı operasyonlarla Orta ve Doğu Avrupa’nın kapitalist/emperyalist küresel sistem  ile bütünleşmesi sağlandı. Lizbon zirvesinde kabul edilen yeni strateji 1999’da tasarlanan ve fiilen uygulananın  11 sene sonra metinlere geçmesi oldu.

Yeni stratejik konsept  ile NATO’nun reaktif değil koruyucu (protective) ve proaktif olması kabul edildi. ABD elebaşılığındaki emperyalizme karşı tehditlere ,risklere ve tehlikelere karşı korunma yolu ile küresel sorunlara karşı koymak, ittifak ülkelerinin çevresinde ve ilgi alanlarında güvenliği sağlamak, çoklu işbirlikleri ile emperyalizmin uluslararası istikrarını sağlamak yeni büyük stratejinin hedeflerini oluşturmakta. Doğasının ve kapsamının koruyuculuğa dayanması stratejinin ilk prensibini oluşturuyor. Ancak koruyucu olmak reaktif olmak anlamına gelmiyor. Stratejinin inisiyatifi ele geçirmesi ve  koruması esas alınıyor. İnisiyatifin vazgeçilmez bir prensip olan denge ile uyumlu hale getirilmesi de gerekiyor. Kabul edilen strateji ile kitle imha silahlarının kullanılmasını önlemek adına nükleer silahların  ilk kullanımı da kabul edildi.

Soğuk savaş dönemine benzemeyen risklerin egemen olduğu yeni ortamda, küresel jeopolitiğin ve ekonominin ağırlık merkezi Atlantik’ten Pasifik’e kayarken emperyalizmin stratejik çıkarları, NATO’nun dönüşümünü, örgütün kapitalist/emperyalizmin “küresel amaçlarına” hizmet eden bir örgüte dönüştürülmesini ve bu amaçla yeni bir stratejinin geliştirilerek uygulanmasını zorunlu hale getirdi. Bir başka ifade ile, Avrasya’da Rusya, Çin, Hindistan emperyalizmin çıkarları karşısında yükselir, jeopolitik dengeler değişir, tek kutuplu dünya düzeni hızla yerini çok kutuplu düzene bırakırken ve ABD kendi olanaklarıyla başlattığı jeostratejik hamlelerinde yetersiz-aciz kalırken, NATO içerisindeki ABD-Avrupa işbirliğinin müşterek bölgesel ve küresel çıkarlara göre etkinleştirilmesi ve  NATO’nun yeni jeopolitik şartlara uyum sağlaması hedeflenmekte.

Yeni strateji ile yayılmacı, daha mütecaviz  NATO için alt yapı oluşturulmakta. Nitekim kabul edilen yeni stratejide, Müşterek Güvenlik Bölgesi ve Dış İstikrar Bölgesi tanımlamaları ile Avrupa’ya ilave olarak Asya ve Afrika kıtaları da NATO’nun jeopolitik nüfuz alanının içine sokulmuştur. Yeni strateji ile nükleer silahların ilk kullanımı dahil olmak üzere askeri tedbirler  ön plana çıkarılmış ve nükleer silahla saldırı tehlikesine karşı önleyici saldırı yapılmasının önü açılmıştır. Böylece İran’a karşı  İsrail tarafından gerçekleştirilecek olası saldırının temelleri de yeni konsepte dahil edilmiş oluyor. KÜRESEL JANDARMA ELBİSESİ GİYDİRİLMİŞ NATO.

Yeni konseptin  Türkiye’ye etkisi

Lizbon zirvesinde, sözü çokça edilen anti-balistik füze savunma sitemi veya daha popüler terimiyle “füze kalkanı” yeni konsept ve tehdit algılaması çerçevesinde kabul edildi. Buna göre sistemin radarları Türkiye topraklarında konuşlanacak. Başta bir Amerikan kreasyonu olarak ortaya çıkan ve şimdiye kadar 100 milyar dolar yatırılan bu proje şimdi kapitalist/emperyalizmin küresel hegomanyacı rekabetinin sonucu olarak NATO’ya havale edilmiş  bulunuyor. Bilindiği gibi 1983’de Reagan döneminde “yıldız savaşları” olarak ortaya atılan ve esas olarak SSCB ile nükleer silahlanma yarışına hizmet edecek proje Sovyetler çökünce  rafa kalkmıştı. ABD silah tekellerine ve dolayısıyla sistemin dönmesine hizmet edecek proje Bush döneminde yeniden ısıtılarak “Küresel Füze Savunma Kalkanı’na “ dönüşse de füze ve radarların Polonya ve Çek cumhuriyetine kurulmasına Moskova’nın gösterdiği sert tepki sonucu yapılanma bir kez daha ertelenmişti. Obama döneminde revize edilen proje şimdi yeni konsept dahilinde kabul edilmiş oldu.

Kabul edilen belgenin “Güvenlik ortamı” ara başlığıyla ayrılmış bölümünde ittifak bölgesine yönelik tehditler sıralanırken öncelikle balistik füzelere vurgu yapılıyor. Böylece İran’dan Kuzey Kore’ye, Pakistan’dan Çin’e kadar Asya’da ne kadar nükleer güç varsa tehdit algılaması içinde değerlendirilmiş oluyor. ABD’nin küresel egemenliğini, tek süper güç konumunu korumayı amaçlayan askeri stratejisini anımsadığımızda bu saptamaların örtüştüğü gerçeği ortaya çıkacaktır.

ABD’nin Türkiye’ye konuşlandıracağı füze kalkanı birkaç amaca hizmet edecektir.

1-Enerji zengini ve Avrasya jeopolitiğinde ağırlığı gittikçe artan  İran, ABD’nin Hazar ve Ortadoğu planlarında mutlaka enterne edilmesi gereken önemli bir oyuncudur. Nükleer faaliyetlerine devam eden İran’ın nükleer güce dönüşmesi halinde bölgedeki tüm dengeleri emperyalizm aleyhine değiştirme tehlikesi ABD’yi iliklerine kadar titretmekte. Bu nedenle her ne olursa olsun İran’ın bu faaliyetlerini engellemekte kararlı. Daha önce Irak ve Suriye nükleer santralarını imha eden İsrail’e askeri operasyonun yaptırılması da güçlü olasılık. Ancak şu anda sahip olduğu 2500 km. menzilli fiAHAP 2 füzeleriyle İsrail’i vurabilecek İran’a karşı tam bir koruma  sağlayamayan İsrail  füze savunma sistemi sorunlu. İşte ABD, ülkemizde konuşlandıracağı  füze savunma sitemi ile  İsrail’e,İran’ın mukabil füze saldırısına karşılık koruma sağlamış olacaktır.

2-Her ne kadar Lizbon zirvesinde Rusya ile füze kalkanı konusunda veri alış verişi için mutabakat sağlansa da kurulacak sistemin aynı zamanda Rusya için bir tehdit unsuru taşıyacağı da akılda tutulmalıdır.

3-ABD’nin askeri  stratejisinde, bundan sonraki büyük kapışmanın ekonomik nedenlerle (enerji kaynaklarına erişim rekabeti, su krizi) Pasifik’de ABD ve müttefikleri ile Pasifik’in Asya yakası arasında  yani Çin ile olacağı büyük harflerle yazılıdır. Çünkü ABD orta vadede en büyük hasım olarak Çin’i görmekte. NATO’nun yeni stratejik belgesinde “Enerji güvenliği” ve “Su kaynaklarının” yeni tehdit algılaması içinde gösterilmesi de buna delalet etmekte. Çin ile nihai kapışmada NATO’da kaçınılmaz olarak çatışmaya sürükleneceği için kurulacak sistem aynı zamanda Doğu’dan Avrupa’yı hedef alacak tehditleri savuşturma işlevi görecektir.

Lizbon zirvesinde kabul edilen “yeni stratejik konseptteki”, ittifak bölgesine yönelik tehditler alt alta sıralandığında, eskisinden farklı, istikrarsızlık ve belirsizlik içeren yeni bir soğuk savaşın habercisi olduğu  görülüyor. Sovyetler Birliği dönemindeki soğuk savaş esnasında Almanya cephe, Türkiye ise kanat ülkesiydi. fiimdi ise Türkiye hem İran ile kapitalist/emperyalist küresel sitem arasındaki soğuk savaşta hem de NATO’nun yeni stratejik konseptinde CEPHE ÜLKESİ haline gelecektir.

AKP dış politikasının zor anları

Daha önceki analizlerimizde Davutoğlu’nun yönlendirdiği ve “komşularla sıfır sorun”, “pro-aktif politika”, bölgesel güç vb. babalanmalarla   ifade edilen söylemlerin  dış politikada eksen kaymasına tekabül etmediğini, ABD’nin değişen politikaları çerçevesinde bölgede Türkiye’ye yeni bir misyon yüklendiğini, Amerikancı bir iktidar olan AKP’nin Ortadoğu’da oynayacağı role uygun davrandığını yazmıştık. Bölgeye ilişkin tüm söylemlerin haddizatında oyunun parçası olduğu, tayin edici bir anda füze kalkanı projesiyle hazin bir şekilde ortaya çıkmış oldu. fiimdiye kadar İran’ın bir tehdit olmadığını söyleyen iktidar, topraklarına füze kalkanı yerleştirilmesini kabul ederek böyle bir tehdidin varlığını fiilen kabul etti. Keza şimdiye kadar “katil “dediği Siyonist İsrail’in, İran’ın nükleer tesislerine yapacağı muhtemel saldırıya karşı  İran mukabelesi halinde onu  koruyacak füze savunma sistemini topraklarında kurdurarak samimiyetsizliğini tescillemiş oldu. Dahası ve korkuncu ise yaklaşmakta olan yeni soğuk savaşın cephe ülkesi olmayı kabul ile fillerin dalaşmasında halkımızın ezilecek çimen olmasını kabul ederek Amerikancı, teslimiyetçi yüzünü kitlelere gösterdi. DENİZ BİTTİ KARA GÖRÜNDÜ.

 

AHMET HACALOĞLU K.

 
Share