Analiz Diğer Yazılar

“Tunceli (Dersim) Sempozyumu” ya da “Emperyalizmin Yeni Yerli Uşağı Liberal Muhafazakârlığın, Dersim Açılımı” Tırmanan Tehlike ve Acil Görevlerimiz

Geçtiğimiz haftalarda, AKP hükümetiyle karakterize olan ve ABD–AB emperyalistlerinin ülkemizdeki yeni ekonomik ve sosyal yıkım projeleri için son 10 yıldır kullandığı, liberal muhafazakâr devlet politikalarının bir başka açılımına daha tanıklık ettik: I. Uluslararası Tunceli (Dersim) Sempozyumu.

Kürt Açılımı, Alevi Açılımı, Roman Açılımı, Ekonomik Açılım… Uzayıp giden bu listenin, açılıma konu edindiği toplumsal kesimlerin ve sosyal sorunlarımızın bugünkü hali, vaziyeti bir yana; bu ikiyüzlü “açılım politikalarının” o bilindik Kemalist devlet söylemini “yerle bir eden”(!) ve bu haliyle de bilhassa halka ve halk güçlerine düşmanlıkta birbirleriyle yarışan sol-liberal cenahın büyük hayranlığını kazanan “keskin dili”(!) bu kez de Dersim için iş başındaydı.

Örneğin, sempozyumun henüz ilk dakikalarında, Tunceli İli’nin en üst mülki amiri olan Vali, “Devlet, Doğu’suna artık namlunun ucundan bakmamaktadır” diyordu ve hemen şunları ekliyordu sözlerine: “Devlet, geçmişte izlediği politikalarla yüzleşmeli, gerekirse hesaplaşmalı ve yanlışlarının değerlendirmesini yapabilmelidir”… Tunceli Üniversitesi’nin AKP ve Fethullah Gülen Cemaati işbirliğiyle rektörlük koltuğunda boy gösteren baş hocası ise “Tunceli’nin özgürlükçü ve çağdaş bir il olduğundan ve hatta mahalle baskısının olmadığı belki de tek il olduğundan” bahisle “artık Tunceli’nin Kürt ve Alevi gerçeğinin özgürce araştırılacağını, bütün fikirlerin özgürce kendilerini ifade edeceğini, tarihsel yaraların hoşgörü ortamında sarılacağını, farklı olanların kaynaşacağını” büyük bir şevkle anlatıyordu.

Devlet erkânının bu gibi sunumlarının ve Cumhurbaşkanlığı danışmanlarından milletvekillerine kadar da uzayıp giden selamlama bildirilerinin yanı sıra sempozyuma davetli Baskın Oran ve Murat Belge gibi artık sol-liberal sıfatını dahi hak etmeyecek ölçüde AKP hükümeti destekçiliği yapan bu “sol”(!) görünümlü liberallerin konuşmaları da devlet erkânının bu çarpıcı(!) açılımlarını ayakta alkışlayan, hayranlıklarını açıkça ifade eden, yerlere eğilen içerikleriyle, AKP hükümetinin diğer açılımlarında olduğu gibi Dersim Açılımı’nı da süsleyen önemli unsurlardı. Emperyalizmin ülkemizdeki yeni yapılandırma stratejisi çerçevesinde oluşturulan liberal-muhafazakâr ittifakın, yüzünü Dersim’e de çevirdiğini bu sempozyum açıkça göstermiştir.

Geri kalan sağ ve sol liberal cenah da bu sempozyumun tartışmalarına konu edindiği başlıklarının “cüretini”, “demokrasi aşkını” yücelten ifadeleriyle üç gün süren toplantıyı göklere çıkardılar. Hatta kimileri, hızını alamayarak “Devrim Yapan Üniversite” başlıklarıyla değerlendirmeler de yayımladılar, sempozyuma övgüler düzdüler.

Bakınız başka bir aydınımız ise bu sempozyumu nasıl değerlendirmiş:

“Sempozyumda sunulan bildiriler ve yorumlarla etkisi kırılsa da halkın Dersim’ini devletluların parantezine almaya çalışan üniversite yönetimi üzerinden burada yeni tür bir toplum mühendisliği faaliyeti sürüyor. İslamcı entelektüellerin, Kemalistlerin Cumhuriyet kuruluş sürecini anlatırken kullanmayı pek bir sevdikleri toplum mühendisliğinin yeni bir versiyonundan bahsediyorum.

İnisiyatif alanını tamamen kapattığı birkaç Dersimliyi vitrinde tutsa da öğretim üyesi kadrolarını büyük çoğunlukla Sivas ve Elazığ’dan gelen milliyetçi-muhafazakarlarla dolduran, yönetim kademeleri ve görevlendirmelerde yeterlilik, liyakat vb. şeyleri umursamadan tamamen aynı kadroları -ve kendisiyle yakın işbirliği içindeki birkaç kişiyi-gözeten, cemaatle özdeşleşen Munzur Koleji’nin kayıt ve halkla ilişkiler bürosu gibi çalışan, kampus projesine cami ve cemevi ekleyen bir üniversite yönetimi Dersim’e ne verebilir diye sormak istiyorum.

Söz konusu yeni mühendisliği faaliyetinin ne tür sonuçlar vereceği önümüzdeki süreçte görülecekse de, Tunceli Üniversite’siyle birlikte Dersim’de başlayan değişim kent halkı tarafından tepkiyle karşılanıyor. Hatta kentte “keşke buraya üniversite hiç kurulmasaydı, yakında Dersimliler azınlığa düşecek” cümlesini kuran çok sayıda kişi tanıyorum. Tüm Dersimlilerin kendi kendilerine yanıtlamasını istediğim bir soruyla bitiriyorum. Sempozyum öncesi ve sonrasında onu iç etmek isteyenlerin başaramadıklarını başarmış gibi göstererek, üniversite yönetimini yaklaşım ve uygulamalarını sembolik birkaç şey üzerinden ters yüz edip “devrim yapan üniversite” diye lanse etmek nedir?”i

Demokratikleşme, açılım, üniversite, yüzleşme vb. şiarlar havada uçuşurken peki, gerçekte, tüm bu tozpembe tablonun ardında, bugün Dersim’de sinsi ve hızlı bir şekilde işletilen süreç nedir? Şimdi somut olgularıyla bu gerçeği görelim ve hep beraber irkilelim:

Tunceli Üniversitesi ve Cemaat’in Üniversite’yle Kesişen Kaderi

AKP hükümetinin, eğitimi ticarileştirme ve özel sektöre peşkeş çekme politikalarının önemli bir adımı olan “her ile bir üniversite” kampanyasından evvel, Elazığ’da bulunan Fırat Üniversitesi’ne bağlı bir Yüksekokul’la başladı Dersim’in üniversite macerası.

Bundan yaklaşık 5 yıl kadar önce de kamuoyunda “Her ile bir üniversite” şiarıyla tanıtılan bir kararla birlikte, önce bu yüksekokullar, ardından da dikkat çekici bir hızla diğer bileşenleriyle birlikte Tunceli Üniversitesi, Dersim’in yeni yerleşime açılan alanlarında yükselmeye başladı. Öğrenci ve öğretim görevlisi, memur sayısı hızla arttı/artmaya devam ediyor.

İşte AKP hükümeti bu kapsamda; eğitimin özelleştirilmesi, üniversitelerin (esasta öğrencilerin) taşıyacağı ekonomik girdilerle, yerel esnafın kazanılması, işsiz genç nüfusun kontrol altında tutulması ve bugün devletin tüm kademelerinde ve organlarında sürdürülmekte olan ekonomik, sosyal, siyasal ve kurumsal yeniden yapılandırma sürecinde olduğu gibi; YÖK’te ve üniversitelerde sağladığı siyasal dönüşümlerle birlikte; milyonlarca genci, on binlerce öğretim görevlisini, bir o kadar memur ve işçisini ve ÖGB olarak tarif edilen özel güvenlik görevlisini istihdam edeceği; böylelikle de her ilde önemli bir siyasal, sosyal aktör haline getireceği üniversiteler yaratma politikaları kapsamında Tunceli Üniversitesi’ni adeta doğurdu. İlginç olan, bu üniversitenin tanıtımından inşasına kadar tüm kaynaklar ve olanaklar, seferber edildi/edilmeye devam ediyor.  Devlet, Tunceli Üniversitesi’ne elinde olan tüm kaynakları açmıştır. Örneğin, yeni kadro vermekte bin dereden su getirmesiyle bilinen YÖK, söz konusu Tunceli Üniversitesi olunca, derhal onlarca öğretim görevlisi ve araştırma görevlisi kadrosu açtı. Öyle ileriye gitti ki, neredeyse olmayan okula, onlarca kadro açtı/açmaya ve üniversiteye bu kadroları getirmeye devam ediyor. Fakat bu kadrolar elbette ki kendi amaçlarını taşıyacak bireyler için açılmaktadır. Yani açık bir şekilde üniversite içinde cemaat kadrolaşması mevcuttur. Dolayısıyla kurulan bu yeni üniversite her ne kadar başta Dersim halkı tarafından memnuniyetle karşılansa da; adeta liberal-muhafazakâr ittifakın misyonerlik okulu olmaya adaydır.

Devlet üniversiteleri, ödeneksizlikten yakınırken, Tunceli Üniversitesi bugün, taşınacağı kendi yerleşkelerini inşa ediyor ve AKP’li, cemaatle iç içe geçmiş mahfillerden gelen bilgilere göre de üniversitenin maddi sorunu, ihtiyacı şimdiden çözülmüş durumda.

Tunceli Üniversitesi, bu süreçte, bir yandan da Dersim’in sahip olduğu etno-kültürel ve sosyo-politik hâkim toplumsal doku gereği, AKP hükümetinin göz bebeği oldu. Kendisini Alevi ve Kürt (bu kavrama kendisini Zaza yahut Kırmanç olarak tanımlayanları da katarsak) olarak tanımlayanların, il nüfusunun %90’ından fazlasını oluşturduğu Dersim; devletin “Tunceli”si olarak, Alevi ve Kürt açılımlarının odak noktası haline getirildi. Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’ına dek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en üst temsilcilik makamından hükümet partisinin başbakanına kadar bir “Tunceli sevdası”(!) peydah oldu gidiyor son bir yıldır. Bu minvalde devletin Alevilere de Kürtlere de söylediği her söz, eninde sonunda yolunu “Tunceli”ye çeviriyor. “Tunceli” ve “Tuncelililer” adeta bu yeni açılım sürecinin deney tahtası…

Devlet, bugün, AKP hükümeti şahsında, kuruluşundan günümüze tarihinin en önemli siyasal, kurumsal, yapısal dönüşümünü yaşarken, bu sürecin mimarı olan ABD ve AB emperyalistlerinin dönemsel ekonomi-politiğinin ideolojik söylemine sarılıyor: “Demokrasi ve özgürlükler.” Artık emperyalist-kapitalist sistemin ihtiyaçları doğrultusunda yapılan her şeyin süsünü demokrasi, açılım, yüzleşme, insan hakları ve özgürlükler oluşturuyor. Bunu sorgulayanlar da demokrasi düşmanı…

Bugün devlet, Kürtler ve Aleviler, Ermeniler gibi ezilen ulus, milliyet ve inanç kesimlerine; işçiler, köylüler, emekçiler gibi sınıfsal hasımlarına; halk gençliği, kadınlar vb. gibi ezilen kesimlere, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinin ve hatta önceli olan Osmanlı Devleti’nin tarihsel haksızlıklarını, katliamlarını, inkârını ve zorla asimilasyon pratiklerini… Türlü sömürü ve zorbalıklarının yarattığı tahribatı giderme kisvesi altında, yeni bir devlet söylemi geliştiriyor. Ülke tarihinde yaşanan bütün katliamları sadece CHP’ye yükleyip kendini ve arkasındaki sınıfsal gücü gizleyen bu zihniyet, Dersim sularına girmiş durumdadır.

ABD, nasıl ki Irak’ı özgürleştireceğini, oradaki Kürtlere, Şiilere, düzen muhaliflerine ve Irak halkına özgürlük ve demokrasi getireceğini söylemiş ve bugün milyonlarca Iraklının ölümü geri kalan milyonların da akıl almaz sefaletine ve acısına mal olmuş ise onun sadık uşağı Türk hâkim sınıfları içerisindeki yeni liberal muhafazakâr klik de eğitimini tamamlamış başarılı bir öğrenci gibi efendisinin ideolojik söylemini, iç politikaya uyarlamaktadır. Elbette ki neticede ülkemiz kaynaklarının ve tüm emek gücümüzün, birikimlerimizin, toplumsal zenginliklerimizin emperyalizme peşkeş çekilmesi için.

Örneğin, Kürt ulusal sorununda “iyi şeyler olacak” diyen ve aradan geçen bir buçuk yılda yaşanan binlerce tutuklamaya, işkenceye, yüzlerce ölüme neden olan ve hala da bölgesel düzeyde tasfiye saldırılarını geliştiren AKP hükümeti, tüm bunları “demokrasi ve özgürlükler” adına yola çıktığını ifade ederek gerçekleştirmişti/gerçekleştiriliyor hatırlanacak olursa…

Veyahut Hrant Dink cinayetini çözmesiyle övünen bu hükümet, cinayetin arka planındaki kişileri saklamakta ve devletin bu cinayetteki rolünü açıkça gizlemeye çalışmaktadır. Ama bir yandan da Ermeni açılımlarıyla emperyalist yeniden yapılandırma projesini süslemekten de geri durmamaktadır.

Alevi Açılımı’nda ise koparılan yaygaranın büyüklüğüne eş değer bir siyasal fiyasko ortaya çıkmış ve Osmanlı’dan günümüze gelen asimilasyon süreci, yeni manipülasyon politikalarıyla sürdürülmek istenmişti/isteniyor…

“Kemalist statükocuların ve asker vesayetinin elindeki YÖK”  propagandasıyla başladıkları ve hala devam ettikleri üniversite politikalarında da yine “demokrasi ve özgürlükler” söylemiyle yürüyen AKP’nin, nihayetinde, dünün YÖK’ünden daha gerici bir üniversite gerçeği ortaya çıkardığına tanıklık etmekteyiz. Gayri meşru da olsa üniversitede görev yapan polisleri yasal bir statüye geçirmek isteyen bu zihniyet, üniversiteleri tamamen kontrol altına almak istemektedir.

Liste, daha da uzatılabilir…

AKP hükümetiyle gündeme gelen yeni dönem tüm devlet açılımlarının, özünde, önemli ölçüde dönüşüme uğratılan eski süreçlerden daha köklü saldırılar, zararlar içerdiği görülmektedir. Bu açılımları her ne kadar süslese de balonlar bir bir patlamaktadır.

Bu süreçte hâkim sınıflar, cemaatler, kimlik grupları, neo-liberal sol odaklar gibi önemli siyasal aktörleri de faal biçimde kullanmaktadır. Dolayısıyla yeni bir ittifak ile karşı karşıya bulunmaktayız. Yeni yapılandırma projesini sadece zora dayandırmayıp ideolojik bir destek alarak sürdürmek isteyen hâkim sınıflar kendilerini yeni bir dost bulmuşlardır: Liberal “sol”cular ve cemaatler.

İşte Fethullah Gülen Cemaati’nin yolu da burada Tunceli Üniversitesi’yle kesişmiştir.

Gülen Cemaati, henüz beş yıl öncesine kadar, bırakınız ülkenin dört bir köşesini, ilini, kasabasını, köyünü… Dünyanın en ücra köşelerinde okullar (yani asimilasyon kurumları) açmakla övünürken, “giremediği, kök salamadığı tek yerin Tunceli” olduğunu büyük bir hayıfla mırıldanmaktaydı. Dergilerinde gazetelerinde gizli Ermeniliklerinden tutun da terör yandaşı olarak sunulan Dersimliler, bir anda Fetullahçıların demokrasi aşkıyla dostları haline gelmiştir.

Ancak Gülen cemaati, siyasal-dönüştürücü pratiği itibariyle hâkim sınıfların temel ittifak güçlerinden birisi olarak, yine devletin koşulsuz desteği altında, Dersim’i en can alıcı yerinden vurmuştur.

Önceleri her şey mütevazı ve masumdu. Dersim’de yaşayan bazı küçük sermayedarların himaye ve ihanetiyle şehre adım atılmış ve en yoksul, yardıma en muhtaç, en çaresiz, en zayıf evlere girilerek bu ailelerin oğulları, kızları, ücretsiz olarak ülkenin çok farklı yerellerindeki yatılı dershanelere gönderilmiştir.

Bu dershanelerde, üniversite sınavına ücretsiz olarak hazırlanmak ve bir üniversiteye giderek kendisinin ve ailesinin kaderini değiştirmek gibi masum, meşru düşlerin sahibi bu gencecik insanlar, namaza, oruca; devlete, Türk milletine itaate; Dersim’in inancına, değerlerine de ihanete… Din sohbetleri, çay sohbetleri adı altında zorlandılar. Aradan geçen yaklaşık on yılda, bunlardan bir kısmı istenilen sonucu verdi.

Her ne kadar, bu sürecin başlangıcından itibaren adım adım Gülen Cemaati dershanelerine gönderilen çocuk ve genç sayısında artış olsa da Gülen cemaati, bu sabırlı çalışmalarının en önemli adımını geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde, son derece dikkat çekici bir hızla attı. Birbiri ardına özel okullar, dershaneler ve Tunceli Üniversitesi’nin hızlı gelişimine paralel olarak erkek ve kız öğrenci yurtları açıldı.

Liselere hazırlık için açılan ve ilköğretim öğrencilerinin gittiği SBS Pratik Dershanesi; üniversiteye hazırlık için Haydar Dershanesi; ilköğretim ve lise çağındaki öğrencilerin seçilerek toplandığı Özel Munzur Koleji (İlköğretim), Özel Munzur Anadolu Lisesi, Özel Munzur Fen Lisesi; üniversite öğrencileri için Özel Sarı Saltuk Erkek Öğrenci Yurdu. Ayrıca üniversiteye ilk kayıt aşamasında yer sorunu yaşayanlar için açılan 20 – 30 yataklı kiralanmış apartman daireleri.

İşte Gülen Cemaati, kendilerini yetiştiren ve besleyen ABD emperyalistlerinin, diğer ezilen dünya halklarını kimliklerinden inançlarından koparmakta ve böylelikle köleleştirmekte kullandıkları Misyoner Hıristiyan Cemaatlerle neredeyse bire bir aynı yöntemleri kullanarak Dersim’in çocuklarına ve gençlerine yönelmektedir.

Okullar açılmakta, burada yerli nüfusun kültürünü, sosyo-politik kimliğini geleceğe taşıyacak yeni nesiller önce, manipüle edilmekte ve zamanla bu müdahalelerle eş zamanlı uygulanan ekonomik, kültürel, askeri baskı ve sindirme politikaları sonucu toplum dönüşüme uğratılmaktadır.

Bu gibi uygulamalar, köleci toplumlardan günümüze hâkim sınıfların uyguladığı sömürü ve zorbalık politikalarının bir sonucudur. Dünyadaki en çarpıcı örneği olarak Güney Kore verilebilir. Tamamen misyonerlik faaliyetleri sonucunda, bu ülke halkının yarısından fazlası Hıristiyanlaştırılmıştır. Güney Kore bugün, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında ABD’nin çabalarıyla başlayan ve milyonların yaşamını yitirdiği ve sosyalistlere karşı verilen bir iç savaştan sonra bölünmüştür. Kore’den ayrılarak, emperyalistlerin bölgedeki askeri üssü haline getirilmiştir.

Şimdi, düzenlenen sempozyumla birlikte, açığa çıkan gerçek şudur ki Gülen Cemaati, adı Dersim olan etno-kültürel ve sosyo-politik coğrafi bir gerçeğin dünden daha farklı bir şekilde değiştirilip, dönüştürülmesinin en önemli aktörlerinden birisidir. Tunceli Üniversitesi, Gülen Cemaati’nin en önemli etkinlik zemini olarak değerlendirilmek istenmektedir. Üniversitede birkaç sol akademisyene dahi tahammül edemeyen bu zihniyet ne Aleviliğe, ne Dersim’in sol ve devrimci kimliğine duyarlıdır. Ancak ve ancak köprüyü geçene kadar ayıya dayı deme felsefesiyle hareket edip, zor gücüyle fethedemediği Dersim’i içten fethetmeye çalışmaktadır.

Bugün Dersim’deki Gülen Cemaati okullarında Dersimli çocuklar, belirli bir yaşa kadar sadece, çok incelikle hesaplanmış bir sosyalleşme sürecine tabi tutulmakta; çocuklar için sosyalleşmenin, topluma entegre olmanın en temel aktörleri olan “öğretmenler” üzerinden temel bazı “yeni kimlik kod”ları öğrenmektedirler.

Örneğin “günaydın” demek yerine “hayırlı günler” demenin öğrenilmesi ya da “Allah” kavramının içselleştirilmesi gibi… Takriben 16 – 17 gibi, bireyin bağımsız toplumsal bilincinin henüz gelişmeye başladığı bu en ham dönemde doğrudan doğruya, çocukluktan itibaren kodlanan kimi kavramlar arasından “siyasal bağ” yani söylem, bir dünya görüşü olarak örülmeye başlanmaktadır. Böylece çocuk, genç-yetişkinlik evresinde diline, inancına, kimlik değerlerine ve kendi öz toplumunun değerlerine yabancılaşmakta, bununla, yani ailesiyle çatışmakta ve kopmaktadır. Sınıf mücadelesi bu noktada açıktır ki kavramlar üzerinden verilmektedir. Karşı bir mücadele verilmediği müddetçe de asimilasyon kaçınılmazdır.

İşte bu yüzden, Tunceli Üniversitesi üzerinden bugün Gülen Cemaati’nin yaptığı da tam olarak budur.

Bu okullarda, milli maç gibi fırsatlar değerlendirilmekte, toplu etkinlikler düzenlenmekte, öğrencilerin aileleri bilhassa davet edilmekte, piknikler organize edilmekte ve kimsenin elini cebine atmadığı bu büyük ve sürekli organizasyonlarla, sosyal etkinliklerle, Dersimli çocuklar ve aileleri “rehabilite” edilmekte ve bu yolla Cemaate karşı da “sempati” yaratılmaya çalışılmaktadır.

Örneğin, Tunceli Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim görevlilerinden Yrd. Doç. Dr. Yavuz Çobanoğlu’nun “Munzur İmgesi Üzerinden Kendisini Kuran Şehir: Tunceli (Dersim)” isimli sunumu, bu konuya doğrudan ve çok parlak bir örnektir.

250’den fazla çocuğa verilen kâğıtlara, “Munzur”un onlara ne anlattığı sorulmuştur. Verilen cevapların hemen tamamı ise “direniş”, “isyan”, “öz değerler”, “namus”, “hayat”, “yaşam” gibi Dersim’i yaratan, etno-kültürel ve sosyo-politik toplumsal gerçeğin bazı anahtar kelimelerine işaret etmektedir.

Öğretim görevlimiz ise, tam da bu durumu “akademik lisanla” dert edinmiştir ve bunun nasıl ortaya çıktığını araştırmakta, bununla ilgili analizler üretmeye çabalamaktadır.

Acaba sadece akademik bir meraktan mı yoksa bu gerçeğin, yani Dersim’in nasıl daha iyi ve nereden başlanarak değiştirilip dönüştürüleceğini tartışmak için mi? Bunu önümüzdeki süreçte göreceğiz.

(NOT): Yakında yayımlanacak olan sempozyum bildirilerinin incelenmesini, Dersim’le ilgili son dönemde yayımlanan derleme kitapların okunmasını özellikle öneririz.)

Tunceli Üniversitesi’nin, Gülen Cemaati’nin ve AKP’ci liberallerin, muhafazakârların, düzen güçlerinin en önemli toplumsal dönüştürme aracı olma rolünü, yakında daha da çok yapılacak, bu gibi araştırmalarla sürdüreceği anlaşılmaktadır.

Ülkemiz sınıf mücadelesinin de devrimci savaşımını hâlihazırda yürütmekte olduğu Dersim’in coğrafyasıyla, insanıyla tarihinde hiç görmediği yeni ve farklı bir yok etme, dönüştürme saldırısıyla karşı karşıya olduğunu tespit etmemiz ve bu gerçeğe göre tüm politikaları gözden geçirmemiz gereken bir noktada durduğumuzu görüyoruz.

Dersim’de bugün bazı karakollar boşaltılırken, çok daha fazla işlevsel özelliklere sahip büyük ve etkili karakollar inşa ediliyor; yasadışı oldukları ayan beyan ortadayken, sadece Munzur Nehri üzerinde 18’e yakın baraj inşaatı parça parça hayata geçiriliyor.

Coğrafyayı zapturapt altına almak için atılan bu adımlara, bundan daha önemli bir saldırı eşlik ediyor: bu coğrafyayı “Dersim” gerçeğine dönüştüren bir kültür ve onu yaratan insanlar, bu toplumsal gerçek, sinsi ve kahredici bir hızla değiştirilip dönüştürülüyor. Dersim bu sayede insansızlaştırılıyor veya insanları dönüştürülüyor ve bunun bilimsel meşruiyeti ise üniversite üzerinden sağlanıyor.

Osmanlı’dan günümüze devlet Dersim’e tankla, topla, süngüyle çokça saldırdı; işbirlikçiyle, hainle, cahillikle de içeriden vurdu; 1990’larla birlikte uyuşturucuyla, fuhuşla, kumarla, serseri çeteleriyle çokça tahrip etti. Ancak yine de Dersim gerçeğini, bu gerçeğin politik dokusunu yaratan sınıf savaşımı gerçeğini, esas olarak, söküp atamadı.

Şimdi, bu saldırılara, genç Dersimlileri, Dersim gerçeğine yabancılaştıracak yeni ve farklı, fakat bugüne kadarkilerinin toplamından daha tehlikeli bir süreç başlamaktadır: Gülen Cemaati’nin okulları ve dershaneleri yaygınlaşırken, buna artan “Işık Evleri” ekleniyor. Bu sayede devşirilen Dersim gençliği Dersim’e karşı yetiştirilmeye çalışılıyor.

Tunceli Üniversitesi, birkaç yıl içerisinde tam kapasite öğretime geçtiği zaman, ilçeler de dâhil olmak üzere tüm şehir 25 – 30 bin arası esasta genç bir nüfus daha kazanmış olacak. Üniversite gerçeğine bağlı olarak da bu durum yeni ekonomik ilişkiler, yurtlar, okullar, cemaat evleri; cafeler, parklar ve Dersim gençliğiyle yeni sosyal ilişkiler; ilin sosyal ve siyasal haritasında yeni aktörler ve gruplar… Öğretim görevlileri, öğretmenler, memurlar, çalışanlar… anlamına gelecek.

Bir yanıyla cemaat bir yanıyla fuhuş ve uyuşturucu, Tunceli Üniversitesi öğrencileri ile Dersim gençliğini kemirirken; devrimci değerlere ve devrimci savaşa karşı da güçlü bir karşı-devrimci cephe yine Dersim’in bağrında tüm bu “özgürlük ve demokrasi” söylemleri altına yeşeriyor olacak.

Dünya çapında örgütlü olan Gülen Cemaati’nin dolar trilyoneri kasası, daha şimdiden ona yakın okul ve yurt açmış ve onlarca kadrosunu buralara yerleştirmişken, Işık Evleri’ni finanse ediyorken ve bir çırpıda sağlayabileceği maddi kaynaklar varken; bugün çoğunluğu apolitizmin kucağına itilen Dersim gençliğinin kendi öz kimlik değerlerine yabancılığını pekiştirecek yeni sosyal ilişkilere kaynaklık edecek olan ve en az şehir merkezi nüfusu kadar da yabancı bir genç nüfusun gelecek olması Dersim için olumsuz bir durumdur.  Dersim’in bu kadar kapsamlı ve büyük bir sosyal gerçeği yutması ve hazmetmesi; Dersimcilik gibi ayrı milliyetçiliğe kapılmadan kendi toplumsal gerçeğini koruyabilmesi; ötesinde, sahip olduğu devrimci değerlerle bu önemli genç kitleyi değiştirip, dönüştürebilmesi için henüz vakit varken son derece acil bir şekilde yeni politikaların geliştirilmesi gerekmektedir.

Önerilerimizi şöyle sıralayabiliriz:

Başta DHF olmak üzere, Dersim yerelindeki tüm devrimci, ilerici, demokratik kurumlar, kendi faaliyetleri başta olmak üzere, tüm etkinliklerinde Kırmancki’yi (Zazaca) etkinlikle kullanmalı, bu dilin gündelik yaşamda da kullanılması için kampanyalar örmeli ve bunda ısrarcı olmalıdır.

DEDEF gibi bünyesinde, yurdun birçok yereline dağılmış Dersimliler dernekleri olan kurumlar ile bugün Dersim merkez ve Hozat, Ovacık’ta bulunan yerel dernekler, acilen dilin gündelik yaşamda kullanılmasına ilişkin acil tedbirler almalı, kampanyalar başlatmalıdır.

Gülen Cemaati’nin faaliyetlerine karşı Dersimli aileleri kapsayan geniş kampanyalar başlatılmalı ve bu karşı-devrimci unsurun yereldeki çalışmalarını teşhir edici ve önleyici tedbirler geliştirilmelidir.

Tunceli Üniversitesi’nin hayata geçirdiği kadrolaşma teşhir edilmeli, bu üniversitenin Dersim’de gerçekleştireceği araştırma ve çalışma adı altındaki asimilasyon faaliyetlerine karşı tavır alınmalıdır.

Dersimli olan, ilerici, demokrat sermayedarlar, küçük üreticiler, devrimci, demokrat belediyeler şahsında harekete geçirilerek okul ve özellikle öğrenci yurtları konusunda alternatifler geliştirilmeye gayret edilmelidir.

Dersimlilerin en acil ekonomik, sosyal ve siyasal hak taleplerine, ihtiyaçlarına somut şekilde cevap olabilecek bir devrimci çalışma örülmelidir.

Dersim’de yapılan sempozyumlara boykot yerine aktif katılım sağlanmalı ve liberal-muhafazakâr ittifakın gerçek yüzü daha etkili şekillerde teşhir edilmelidir.

Dersim’deki aydınlara bu ittifakın gerçek yüzü anlatılmalı; onlarla halk içindeki çelişkileri ele alış biçimimiz çerçevesinde bir diyalog zemini yaratılmalıdır.

Dersim’de yaşanan bu kapsamlı saldırılara karşı sadece Dersim’de değil; tüm ülke çapında yapılacak kampanyalarla cevap verilmelidir.

Şu unutulmamalıdır ki Dersim’de yapılan barajlar, yaygınlaşan cemaatçi yapılanmalar, yozlaşma ve asimilasyon politikaları birbirinden bağımsız değildir. Hâkim sınıflar Dersim’i sadece zor ve baskıyla düşüremeyeceklerini anlamışlardır ve kaleyi içten fethetme politikasıyla hareket etmektedirler. Bu yüzden buna karşı duruşumuz stratejik bir önem taşımaktadır.

 

i http://bianet.org/bianet/din/125376-terteleyle-yuzlesebilmek-kimseye-mihnet-etmeden

 
Share