Analiz Diğer Yazılar

Fransa ve TC’nin Ermeni Soykırımı Raksı

TC devleti tarafından büyük bir tepkiyle karşılanan Ermeni Soykırımı, Fransa tarafından 2001 yılında tanınmıştı. Son yasayla da Ermeni Soykırımı’nı inkar edenlerin cezalandırılması öngörülüyor

Ermeni Soykırımı’nı Suç Sayan Yasa Tasarısı’nın Fransa Senatosu’nda kabul edilmesi sonrası TC devleti, sözde tehditlerinin dozunu arttırarak yaptırım uygulayacağını söyledi. Emperyalist devletler tarafından her yıl gündemleştirilen ve TC devleti tarafından milli bir dava haline dönüştürülüp, üzerinden bin bir politikanın yürütüldüğü Ermeni Soykırımı meselesinde Fransa Senatosu Ermeni Soykırımı’nı inkar edenlerin cezalandırılmasını öngören yasayı onaylamasıyla daha da boyutlanmış durumda. 22 Aralık 2011 tarihinde Fransız Parlamentosu’nda kabul edilen yasa tasarısı 23 Ocak 2012 tarihinde de Fransa Senatosu’nda onaylanarak yasalaştı. Fransa tarafından 2001 tarihinde tanınan Ermeni Soykırımı’nı inkar edenlere, bir yıl hapis ve 45 bin Euro para cezası verilmesi öngörülüyor. 23 Ocak akşam saatlerinde başlayan oylamada Senato Yasa Komisyonu’nun tasarının gündemden düşürülmesi yönündeki önerisi saat 19.15 sıralarında yapılan oylamada reddedildi. Tasarının Yasa Komisyonu’na geri dönmesi önerisi de saat 20.30 sıralarında yapılan oylamada reddedildi. Kullanılan 238 oydan 42’si komisyona dönmesini isterken 196’sı ret oyu kullandı. Saat 22.24’te yasa tasarısının bir bütün olarak oylanmasına geçildi. Tasarı 86 oya karşı 128 oyla nihai olarak kabul edildi. İki büyük grup olan iktidar partisi Halk Hareketi Birliği (UMP) ve Sosyalist Parti senatörleri arasında tasarı üzerine bölünmeler oldu. Ancak çoğunlukta UMP, Sosyalist Parti (SP) ve Komünist Parti (PCF) tasarıyı destekledi, çevreciler tasarıya karşı oy kullandı. Merkezci ve Cumhuriyetçi grubun çoğunluğu tasarıyı destekledi.  Fransa ve TC arasında ciddi tartışmalara yol açan yasa sonrası iki ülke ilişkilerinin nasıl bir seyir izleyeceği merak konusu olmakla beraber bu ikilinin aralarındaki ekonomik-siyasi-askeri-kültürel ilişkiler ezilen ve emekçilere karşı “ebedi dostluklarının” kolay kolay bozulmayacağına işaret ediyor.

Ermeni Soykırımı’nı 2001 yılında tanıdı

TC devleti tarafından büyük bir tepkiyle karşılanan Ermeni Soykırımı, Fransa tarafından 2001 yılında tanınmıştı. Son yasayla beraber bu Ermeni Soykırımı’nı inkar edenlerin cezalandırılması öngörülüyor. İki ülke ilişkilerine 11 yıldır hiçbir şekilde etki etmeyen bu meselenin aniden büyük bir siyasi hesaplaşma haline dönüştürülmesi esasta iki ülke siyasetçilerinin de kendi çıkarları gereği Ermeni Soykırımı’nı kullandıklarının en bariz göstergesidir. Fransa ve TC tarihine baktığımız zaman gerek kendi halklarına gerekse başka uluslara, milliyetlere karşı yapılan katliamlarda ortak bir paydada buluştuklarını görmekteyiz.
Söz konusu gerici çıkarları olunca kendi kanlı tarihini bir kenara bırakıp başka devletlere “demokrasi” dersi vermeye çalışan AKP’nin ise  içinde bulunduğu durum oldukça traji-komiktir. Fransa’da onaylanan yasa sonrası düşünce ve ifade özgürlüğünden dem vuran Erdoğan’ın Türkiye-Kuzey Kürdistan hapishanelerindeki aydın-yazar-gazetecileri tutuklatan kendisi değilmiş.  Dünyada en çok tutuklu gazetecinin bulunduğu ülkeler sıralamasında ilk sıralarda yer alan, daha bir ay önce 34 Kürt köylüsünü savaş uçaklarıyla katleden, işçi, emekçi, öğrenci, akademisyen, avukat, milletvekili binlerce kişiyi hapishaneye koyarak sindirip baskı altında tutmaya çalışan, Kürt ulusunun en temel demokratik haklarına dahi azgınca saldıran, kendi gerici iktidarına biat etmeyen herkesi yok etmeye çalışan bir iktidarın kalkıp da başkalarına demokrasi dersi vermesi aymazlıktan başka bir şey değildir. Fakat bu durum sadece ülkemiz hakim sınıflarına özgü bir durum da değildir. TC devleti bu politikaların hepsini efendilerinden öğrenmiş durumdadır. O efendileri değil midir ki Irak’a, Afganistan’a demokrasi götüreceğiz deyip, milyonlarca insanın katledilmesine sebep olan, o efendileri değil midir ki; her türlü nükleer, kimyasal silahı yapıp dünya halklarına tehdit olarak muhafaza ederken İran’a nükleer programından vazgeçmemesi halinde savaş açacağını söyleyen?.. Emperyalist-kapitalist sistemin temel karakteridir bu saydıklarımız. Sömürü ve zulüm düzeninin yegane temsilcileri ve yaratıcıları olan bu sistem aynı zamanda kendisini dünya halkları için bulunmaz, vazgeçilmez bir nimet olarak sunmaktan da geri durmuyor.

TC, Fransa ile ilişkilerini kesebilir mi?

Ermeni Soykırımı’nı inkar edenlerin cezalandırılmasını sağlayacak olan yasanın onaylanması sonrası Fransa’ya yönelik tehditler savuran Erdoğan ve AKP’li şurekası, çeşitli yaptırımların uygulanacağını söyleyerek Fransa’yı zor günlerin beklediğini ifade ediyorlar. Peki gerçekten durum böyle mi? Hatırlanırsa, Mavi Marmaray olayı sonrası da İsrail ile gerginlik yaşayan TC devleti, İsrail’e yönelik tehditler savurarak yaptırım uygulayacağını söylemişti. Bu tehditlerden sonra bir kez daha ortaya çıktı ki, bırakalım yaptırım uygulamayı iki ülke arasında var olan ekonomik-askeri-siyasi ilişkiler daha da perçinleşmişti. Keza Fransa’ya karşı havada uçuşan tehditlerin bir anlamı bulunmamaktadır. Kısaca Fransa ve TC arasındaki ilişkilere göz atınca bunun neden olamayacağını da anlamış olacağız.
Fransa ve TC ilişkileri Osmanlı dönemine kadar uzanmaktadır. 16. yüzyılın başlarında başlayan diplomatik ilişkiler daha sonra yoğunlaşarak devam etmiştir. Sürekli inişli-çıkışlı bir hat izleyen Fransa-Osmanlı ilişkileri TC’nin kurulması sonrası da aynı şekilde devam etmiştir. Hatay’ın durumuna ilişkin yaşanan uzun soluklu gerilim ve benzeri olaylar yaşansa da esas olarak karşılıklı çıkar ilişkileri durumun belirleyeni olmuştur. TC ile Fransa devleti arasında yapılan ticari anlaşmalar şunlardır; Ticaret ve Ödeme Anlaşmaları 1946; Uluslararası Kara Ulaştırma Anlaşması 1969; Sosyal Güvenlik Konusunda Genel Sözleşme 1972; Karma Ekonomik Komisyon Kurulmasına İlişkin Protokol 1987; Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması (ÇVÖA) 1989; Türkiye-Fransa 2000 Anlaşması 1998; Denizcilik Anlaşması 1996 ve Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması (YKTK) ise 2006 yılında imzalanmıştır. TC ile Fransa arasındaki ticaret hacmi 11 milyar doları aşmış durumda. 2010 yılı rakamlarına göre TC, Fransa’nın en fazla ihracat yaptığı ülkeler sıralamasında 6 milyar 264 milyon Euro ile 11. sırada. TC’nin Fransa’ya 2010 yılı ihracatı ise 5 milyar 402 milyon Euro. Özellikle otomobil yan sanayi, uçak ve uçak motorları, eczacılık ürünleri ve plastik hammadde Fransa tarafından ülkemize en çok ihraç edilen kalemlerin başında geliyor.
Fransa aynı zamanda ülkemizde en çok “yatırımı”  olan ülkelerden biri. Ülkemizde yüzlerce Fransız şirketi faaliyet gösteriyor. Bu şirketlerin toplam yatırımları 8,6 milyar doları buluyor. Türkiye-Kuzey Kürdistan’dan 350 firma da Fransa’da faaliyet gösteriyor. Bu firmaların yatırımları da 500 milyon dolara yakın. Fransa’da yaşayan Türkiye-Kuzey Kürdistanlı sayısı 550 binin üzerinde.  Yine iki ülke arasındaki ilişkilerin en yoğun olduğu alanlardan birisi de turizm. Ülkemize her yıl Fransa’dan yüz binlerce turist geliyor. 2011'in ilk 9 ayında ülkemize gelen Fransız turist sayısı 1 milyon 250 bin kişiye ulaşmış durumda. Fransa’nın ülkemize ihracatında başlıca mallar sırasıyla, makine ve ekipmanlar (%24), otomotiv (%21), uçak (%10), plastik hammadde (%7), demir-çelik (%6), eczacılık ürünleri (%5), sanayi kimyasallarıdır (%4).
Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın Fransa’ya ihracatının %35’i otomobil ve yan sanayi, %26’sı tekstil ve konfeksiyon, %16’sı makine ve ekipman, %5’i gıda, %4’ü ise metal ürünlerinden oluşmaktadır.
2006 yılı itibarıyla ülkemizde 513 Fransız sermayeli şirket bulunmaktadır. Bu şirketlerin 210 adedi 2003 yılından sonra kurulmuştur. Fransa ülkemizdeki yabancı sermaye açısından AB ülkeleri içinde 4. ülke konumundadır. Toplam yatırımların miktarı 1,5 milyar dolardır. Fransız sermayesinin ülkemizde sağladığı çalışan istihdam sayısı 40.000 düzeyindedir. Ülkemizdeki yabancı sermaye stokunda Fransız sermayesinin payı %7 düzeyindedir.
Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın en büyük ilk 500 şirketi içinde 6 adedi Fransız sermayeli şirketlerdir. Bunlar: Renault, Primagaz, Valeo, Alcatel, Lafarge ve Schneinder Electric’tir. Öte yandan,  Renault Otomotiv pazarındaki en önemli firmalardan birisi olup, Total Fina’nın Türkiye enerji sektöründeki payı %8, Carrefour ise kendi alanında birinci sıradadır.
Sadece bu ekonomik göstergeler dahi AKP tarafından koparılan fırtınanın içinin ne kadar boş olduğunu gösteriyor. Bu ekonomik ilişkiler dışında siyasi ve askeri alanlarda da Fransa ile TC arasında sıkı ilişkiler mevcuttur. Belirli alanlarda çıkarlarının çakışması dolayısıyla birbirlerine diş bileseler de bu emperyalist-kapitalist sistem içerisinde her isteyenin istediği şekilde davranamayacağı bir kuraldır. Ülkemiz hakim sınıfları, ABD emperyalizminin kendilerine biçtiği misyon gereği “güçlü devlet” imajı yaratmaya çalışmaktadır. Özellikle Ermeni Soykırımı gibi on yıllardır halkın bilincinde milliyetçi duyguların okşanmasına vesile yapılan ve Ermeni kelimesinin küfür sayıldığı bir atmosferde böylesi önemli bir yasa karşısında göstermelik de olsa kükremek AKP’ye puan kazandırmaktadır. İşte koparılan fırtınanın esasını da bu başlık belirlemektedir.

 
Share