|
Yeni yıl gelirken hediye alışverişlerinden tutalım da, piyango bileti satan gişe ve tezgah önlerine kadar insanlarda bir “değişim” umudunu görmemek mümkün değil. Yeni yılın “heyecanı” geride bırakılan yılın hezeyanını yenmek için bir umut kapısı oluveriyor. Ardımızda bıraktıklarımızla vedalaşmış olmanın huzuruyla unutulma yollarına terk edilirken, gelecek yıl daha bir “umut” vaat ediyor! Bu elbette herkesin göz göre göre inandığı bir yalan. Kimileri, herkes buna inanınca daha çok kazanacağı için inanıyor, kimileri, inanmaktan başka bir şeyi olmadığı için inanıyor. “Su gibi” geçen koca bir yıla gerçekten bakmak meselesi pek tercih edilen bir şey değil, çünkü gerçekten de her yeni yıl kendi hezeyanı ile eskiyip yeniye yer veriyor. Biz de geride bırakılanlara bakıp ısrarla gözlere sokmak için bir panorama çıkarıyoruz. Biliyoruz ki geride bıraktıklarımız sadece gelecek olanların bir parçası
Daha yoksul, daha aç ve daha tedirgin… Her şeye mahkum bırakılan ve yeni yıla umutla sarılmaktan başka da çıkış yolu bulamayan halkın durumu 2011’de 2010’dan kurtulunca daha iyi olmadı. Ve 2012 de aynı yoksulluk ve aynı sorunlara gebe geliyor. Çünkü TC’nin, ABD ve AB emperyalistleriyle anlaşıp masaya oturduğu ve kalktığı her durum emekçilerin, köylülerin, işçilerin yani halkın sırtına yüklenen bir yük olarak karşılık buldu. “Torbaya” doldurulan ve bir tombala niyetiyle çekilen tüm yasalar emek hırsızlığını ve yoksullaşmayı destekledi, desteklemeye devam ediyor. Meclisten geçirilen torba yasanın yüküyle yeni yıla adım atacağız. Bir yıl içinde ekmekten tutalım da elektriğe, benzinden tutalım da ulaşıma kadar her şeye yapılan zamlar yenilerinin teminatı oldu. Bütün zamların haklı nedenleri vardı! Ama 2011 yılının en büyük işçi katliamı OSTİM patlamasının neredeyse hiç sorumlusu bulunamadı. Köylüler düşürüldükleri duruma tepki gösterince “eşkıya” ilan ediliverdiler. Hopa’da Metin Lokumcu’nun ölümüne neden olan devlet, sonrasında başlattığı sürek avıyla da halka büyük bir tehdit daha savurdu. Toprağına, işine, emeğine sahip çıkan kim var kim yoksa bu tehditten nasibini aldı. HES, RES gibi projelerle doğası talan edilen köylülerin üzerine jandarmalar salındı. Seçimlerin ikiyüzlü tebessümü Saldırıların doğrudan hedefi olan halk, partiler arası hummalı çekişmelerin ve tam bir ikiyüzlülük cenderesinin seyircileri yapılıp “seçimlerini” de yapmak zorunda kaldı. 12 Haziran seçimlerinde de kaybeden tek taraf vardı; halk. Ve boykot diyenler de oldu, onlar da başka ithamlara maruz kaldı. Her şeye rağmen özellikle Dersim’de boykot edilen seçimler en azından tercihe sürüklenenlerin tepkisini tarif ediyordu. Her şeye rağmen kötünün iyisini seçmek zorunda bırakılmalarına tepki gösterenler iradesini koyup, tavrını aldı. Kürt ulusu açılımlı bir yılı daha geride bıraktı AKP eli ile durup durup yapılan açılımların en trajikomiği ise, faşist uygulamalarla gerçek yüzü ortaya konulan “Kürt açılımı” idi. Dağda, kentte katledilen, tutuklanan, hapsedilen, baskı ve saldırıların muhatabı edilen halkın yaşadıkları TC’nin faşist niteliğini gözler önüne serdi. PKK’yi tasfiye etmek adına sürdürülen siyasi şovların ardından, istenilen elde edilemeyince, saldırılar peş peşe geldi. PKK’nin eylemleri Kürt ulusuna yönelik ırkçı saldırıların malzemesi yapıldı. PKK’li gerillalar Kazan Vadisi’nde kimyasal silahlarla katledildi. Kürt ulusunun iradesiyle seçilen belediye başkanları hapislerde tutuldu ve tüm tepkilere rağmen bırakılmadılar. Ardından gelen sivil itaatsizlik eylemleri, BDP’nin meclise gitmemesi gibi tepkiler de yine devletin manipüle çabalarıyla karşı karşıya kaldı. Aydınlardan gazetecilere, belediye başkanlarından öğrencilere yani Kürt olan ya da Kürt ulusunun haklı mücadelesini destekleyen tüm muhalif kesimler “KCK operasyonları” ile sindirilmeye çalışıldı. Devlet onlarca “KCK operasyonuna” imza attı ve binlerce kişiyi gözaltına aldı, tutukladı. Kürt ulusunun iradesiyle seçilen siyasilerin ilan ettiği “Demokratik Özerklik” ise en çok tartışılan konulardandı ve beraberinde yine çokça saldırıyı getirdi. TC devleti siyasileri aracılığıyla sözlü saldırılarının devamına yine tutuklama operasyonlarını koydu. Ve 2011 yılı “açılım” süreci Roboski’de 38 kişinin katledilmesiyle kapatıldı. Devletin bir diğer hedefi de devrimciler Halkın üzerinde estirilen saldırı furyasından en çok nasiplenenler arasında devrimciler en ön sıralarda yer aldı. En temel demokratik hakları için mücadele eden emekçiler ve onların örgütlü kuvvetleri katliamlarla, tutuklamalarla, devlet terörüyle sindirilmeye çalışıldı. Demokratik haklar mücadelesi yürüten onlarca kişi gözaltına alındı, tutuklandı, çeşitli baskılara maruz kaldı. Yine devrimci iktidar mücadelesi yürüten halkımızın yiğit evlatları Halk Savaşı mücadelesinde ölümsüzleşti. Ozan oldu, Abidin oldu, İsmail oldu el tetikte toprağa düştü. Özgürlüğün rengini dağlarda bulup Sefagül oldu, Nurşen, Fatma, Derya, Gülizar oldu, ölümsüzlüğe uğurlandı. Hak ihlallerini birinci sırada kapattılar! On yıllardır devrimcilere yönelik katliam ve tutuklama saldırılarını sürdüren devlet fiziksel olarak hapsettiği devrimci, demokratik, yurtseverleri her türlü işkenceye maruz bırakıyor. Tek başına işkencenin adı olan F tiplerinde tutsakların havalandırmaya çıkarılmamalarından tutalım da, görüş yapmama “cezalarına” kadar çok sayıda hak ihlali uygulandı, tutsakların en küçük hak talepleri bile sürgün, işkence, kaba dayak ve hücre içinde hücreye kapatma gibi saldırılarla karşılık buldu. Devrimcileri 19 Aralık hapishaneler katliamında yaptığı gibi düşünsel olarak da teslim almaya çalışan devlet, en büyük silahı olan tecridi her geçen gün daha da arttırdı. İnsan hakları kurumları tarafından geçtiğimiz yıl içerisinde sık sık raporlara yansıyan devletin hak ihlalleri konusunda içeride ve dışarıda büyük bir hızla ilerleme kaydettiği görüldü! Had safhaya çıkarılan düşünce ve ifade özgürlüğüne saldırıların en önemli örneklerinden birisi de, Kaypakkaya’nın adını anan, düşüncelerini yaşatmaya çalışan onlarca kişiye açılan davalar oldu. Her şeye rağmen ısrarla aklanmaya çabalıyorlar Geride “bırakacağımız” bu yıl AKP ile “yenilerin, demokrasinin, adaletin, hukukun” vs. simgesi olmayı hedefleyen devletin aklanma çabalarını da sürdürmesinin yılı olmaya devam etti. Vakti geldiğinde katleden, kaybeden, saklayan devlet yine vakti geldiğinde açığa çıkartıp aklanmaya çabalıyor. Toplu mezarlardan tutalım da Dersim Katliamı’na kadar bu ülkede neler tartışıldı böyle? Geçmişte Dersim bile denemeyen bu ülkede Dersim Katliamı tartışılır oldu. AKP’nin hükümete getirilmesiyle işletilen Ergenekon süreci, darbeler planı, JİTEM’cilerin günahları, MİT’çilerin itirafları, askerlerin yaptığı ‘yanlışlık’lara kadar bir sürü şey ortaya döküldü ve birer birer aklanma sürecine sokuldu. Kimi yerdeki toplu mezarların açılmasına devam edildi ve devlet bu kamburunu kendince sırtından attı. Ve son gelinen süreçte Dersim Katliamı tartışmaları… Derinlemesine değil yüzeysel sürdürülen tartışmalarla bu kambur da atılacak… Ve bir yıla damgasını vuran “özür” geliyor tartışmaların ardından kapatıldı. Erdoğan’ın özrü birçok kişiyi sevindirmeye yetti. Ama aynı Erdoğan Ermeni Soykırımı tartışmalarında asıl yüzünü net bir şekilde ortaya koydu. Kadın katliamlarındaki tırmanış devlete manzara oldu Devlet kendisini aklamak istedikçe bir yerlerden sürekli bir şeyler çıkıyor. Bunlardan bir diğeri de kadın katliamları. Her gün katledilen kadın haberleriyle üçüncü sayfaların malzemesi haline gelen kadınlar, devletin sadece istatistik verisi olabildi. Kadına yönelik şiddete ilişkin yıla damgasını vuran ise önlem adı altına sunulan önerilerdi. Dört kadınla evlenmekten tutalım da kelepçe takalım çözümüne kadar devlet tarafından ya da onun burjuva-feodal kalemşorları tarafından kadın katliamları sadece malzeme yapıldı. Son olarak yaşanan N. Ç. davasında 26 tecavüzcünün “rıza”sında Yargıtay kararı ve çok tartışılan İzmir karakolundaki Fevziye Çakmak’ın dövülme görüntüleri hiç bir söze gerek bırakmadı. Katliamın da şiddetinde oldukça yoğun olduğu yeni bir yılın kaçınılmaz olduğunu kör gözlere soktu… YÖK adeta “YOK artık” dedirtti! Her şeye bir açıklaması mutlaka olan ve her şeyin üzerini gayet iyi örten devlet YÖK’ün skandallarını da gayet iyi kapattı! 12 Eylül artığı YÖK’ün üniversitelerdeki anti bilimsel, faşist uygulamaları, öğrenci tutuklamaları tartışılan çokça konu başlıklarındandı. Bir diğer konu ise sınavlardaki şifre olayları idi. ÖSS sınavından KPSS’ye kadar türlü hilenin döndüğü sınavların şifre tartışmaları başladı. YÖK’te de istenen yenilemeler yapılarak YÖK, çiçeği burnunda başkanı ile yeni yıla adımını attı! Şifreler, haksızlıklar, sorumlular ve onlara ne olacağı ise bir sis bulutuna karıştı ve bize de unutturuldu… Hiçbir fırsatı kaçırmadılar 2011 yılında meydana gelen Van depreminde devlet enkazıyla gömüldü. Bu deprem sadece devletin imar alanındaki açığını değil tüm faşist niteliğini ortaya koydu. Yüzlerce kişinin öldüğü Van depreminde devlet Kürt ulusuna olan düşmanlığını bir kez daha sahneye koydu. Adeta “oh olsun bu PKK’lilere” tablosu çizilirken, diğer taraftan da timsah gözyaşları döküldü. Van’da deprem sonrası tam bir yardım rezaleti yaşandı… Çadırsız, aç, sağlık yardımlarını alamayan Van halkı hala çadırlarda soğuk ve açlıkla mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Yıllardır halktan toplanan ve milyarları bulan deprem vergisinin ise nereye gittiğini öğrenemedik. Devlet gelen yardım paralarını da AFAD-Diyanet-Kızılay kasalarında tutuyor. İddialara göre bu para bize “yol, su, elektrik olarak geri dönmüş”! Dünya bir yılda bu kadar çok “devrim” görmemişti o da oldu Geçen bu bir yılda neler yaşanmadı ki dünya üzerinde. Yazmaya sayfaların yetmeyeceği bu bir yıllık süreçte öne çıkan gelişmeler ise şunlardı; 2008 yılında patlak veren yapısal küresel ekonomik kriz bütün Avrupa’da ve ABD’de de tüm yakıcılığıyla devam etti. Ülkeler iflas, başkanlar istifa etmek durumunda kaldı. İşgal eylemleri, kitlesel gösteriler tüm yoğunluğuyla yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan ve onlarca yıllık diktatörlerin birer birer devrilmesine vesile olan halkın kitlesel gösterileri yıla damgasını vurdu. Tunus’ta başlayıp tüm dünyaya yayılan bu isyan dalgası 2011 yılında olduğu gibi 2012 yılında da emperyalistleri ve uşaklarını oldukça zorlayacak gibi. Libya’da Kaddafi, Afganistan’da Bin Ladin’i öldüren emperyalizm dünya halklarına bu vesiliyle korku mesajları vermeyi de ihmal etmedi. Yeni yılda mücadele yükseltilmelidir 2012 yılına girdiğimiz şu günlerde gerek dünya da gerekse ülkemizde saldırıların tırmandırılacağı aşikar bir durum. Yine dünya üzerinde hak alma mücadelelerinin de artış göstereceği ve devrimci mücadelenin yükseleceği bir başka realite. Bizler de bir kez daha dünya halklarının ve ülkemiz emekçilerinin yeni yılını kutluyor, Altınçağ’a gidecek olan bu şanlı devrim mücadelesinde çıtayı ve devrimci iktidar mücadelesini yükselteceğimizi beyan ediyoruz.
|