|
BASANTA: Halk, on yıllık halk savaşı sürecinin tüm kazanımlarını yitirmiş durumda. Halk iktidarı organları yok edildi, Maoizmin “halk ordusu olmayan bir halkın hiçbir şeyi yoktur” şiarıyla oluşturulmuş HKO artık yok, şimdi de federalizm elimizden alınıyor
Indra Mohan Sigdel ‘Basanta’
Yoldaş Basanta Nepal’de revizyonizme karşı verilen mücadele üzerine kaleme aldığı makalede sorunun çizgisel bir durumu çoktan aştığını ve sürecin yeni bir noktaya evrildiğini söylüyor. Ayrıca parti içerisinde süren mücadelenin kitleler tarafından tartışıldığını, elde edilen kazanımların yok edildiğini ifade ediyor. Süreci tasfiye olarak yorumlayan Basanta’nın Nepal Birleşik Komünist Partisi (Maoist)’in Merkez Komite toplantısından sonra kaleme aldığı makalenin Nepal’deki gelişmeler açısından önemli olduğunu düşünüyoruz
Partimiz Nepal Birleşik Komünist Partisi (Maoist), 1 Kasım 2011 tarihinde merkez komite toplantısı çağrısında bulundu. Aynı gün saat üçte, parti genel başkanımız toplantıyı başlattı. Amaç, kimi önemli sorunların burada çözüme kavuşturulmasıydı. Ama toplantı yarım saatten uzun sürmedi ve genel başkan, şehitleri anma kısmı sona erince toplantıyı 10 gün sonraya erteledi. Genel başkanın açılış konuşmasında belirttiği iki önemli şey var. Öncelikle parti içi çizgi mücadelesinin fazlasıyla yoğunlaştığı ve artık çözüme kavuşturulması gerektiği yönündeki sözleri büyük önem taşıyor. Ayrıca, parti içi çizgi mücadelesinin bir iki taktiğe dair anlaşmazlıktan ötürü değil genel siyasi hatta ve stratejiye dair anlaşmazlıklardan ötürü ortaya çıktığını da belirtti. Ancak, genel başkanımız an itibariyle ideolojik ve politik hatta ve stratejiye ilişkin gelişmekte olan anlaşmazlıkta durduğu yeri net bir biçimde beyan eden bir yazı kaleme almış değil. Partimiz içinde süregitmekte olan çizgi mücadelesi artık sadece kadrolarla sınırlı değil, sokaklara dökülmüş durumda. Bu son derece olağan, zira partinin karşı karşıya olduğu sorunlar son derece ciddi. Sorunların kitlelere ulaşması, kitlelerin sorunları kavramalarını ve bu sorunların çözümünde taraf olmalarını sağladığı ölçüde doğru ve zorunludur. Ancak bu sorunları kapsamlı bir senteze çevirecek olan partinin kendisidir. Bu sebepten ötürü de bu MK toplantısı oldukça ciddi zorluklar taşımakta. Öncelikle, bu sorunların çözümü, Marksizm-Leninizm-Maoizm bilimi temelinde yükselen doğru bir ideolojik, politik, örgütsel ve kültürel bir hattın inşasıyla doğrudan doğruya bağlıdır. Ayrıca partinin tüm kadrolarının bu devrimci hatta birleşmesi gerekmekte ve yine bu hatta federal halk cumhuriyetini inşa etmeye muktedir, kapsamlı bir plan geliştirilmelidir. Çizgi mücadelesi sokaklarda sürüyor Son birkaç ayda, partinin önderliğinde bir hükümet oluşturulabilmesi maksadıyla, parti adına pek çok yanlış karar alınmıştır. Parti çizgisine aykırı bu kararlar partinin herhangi bir karar alma organı tarafından değil, partinin iki önderi, parti genel başkanı Prachanda ile parti başkan yardımcısı Baburam Bhattarai tarafından alınmışlardır. Bu hatalı kararlar uygulamaya konduktan sonra, bu tartışmalar iç meseleler olmaktan çıktı. Normal şartlar altında partinin politik hattını ve tüzüğünü korumakla yükümlü parti önderlerinin parti çizgisini görmezden gelmeye başlamalarıyla birlikte bu sorunların halk kitlelerine ulaştırılması son derece önemli bir görev halini aldı. Bu şartlar altında Kiran ve Badal yoldaşlar parti çizgisini savunma görevini yiğitçe üstlendiler. Artık, parti saflarında tartışılmakta olan meseleler kitleler tarafından da tartışılıyor. Tartışılan meseleler şunlardır: Öncelikle, partimizin şu anki esas siyasi taktiğinin, anti-emperyalist ve anti-feodal bir karaktere sahip federal halk cumhuriyetinin inşası olmasına rağmen, partimizin genel başkanı, diğer yoldaşların haberi olmaksızın, Madhesi partileri ile demokratik bir cumhuriyet anayasası yazacağını beyan eden 4 başlıklı bir antlaşma imzaladı. Ona bu yetkiyi hangi komite kararı veriyordu? Bu antlaşmayı imzalayarak, bir yandan partinin federal halk cumhuriyetini inşa etme yönündeki hattını görmezden geldi, diğer yandan da parti tüzüğünü ihlal etmiş oldu. Dahası, bahsi geçen antlaşmada komşu ülkelerin tüm tekliflerin çözüme kavuşturulacağını söyleyen bir cümle var. Gerçekte, bu Hindistan’ın Nepal’e imzalatmaya çalıştığı olağanüstü antlaşmaya destek anlamına geliyor. Hindistan’ın sunduğu antlaşmaya göre Hindistan, Nepal havaalanında bir general bulundurabilecek ve dilediği zaman “Nepal’deki Hintli firmaların çıkarlarını korumak için” ordusunu Nepal’e sokabilecek. “Tam bağımsızlık” ifadesini dilinden düşürmeyen, ancak ulusal bağımsızlığı fiilen ortadan kaldıran bir antlaşmaya imza atan genel başkanımıza ne söylenebilir ki? İkinci olarak, 1950 tarihli antlaşmanın feshedilmesi bir yana, başbakan Bhattarai Delhi’ye gerçekleştirdiği ziyaretinde bağımsızlık-karşıtı BIPPA’ya (Karşılıklı Yatırım Teşvik ve Muhafaza Antlaşması) imza attı. Daimi komite toplantısında, bu zorlu geçiş sürecinde Hindistan’la hiçbir tartışmalı antlaşmaya imza atılmayacağı yönündeki kararı böylelikle açıktan ihlal etmiş oldu. Bu süreçte, genel başkan da kimi muğlak açıklamalarla BIPPA’nın imzalanmasını destekledi. Başbakan, Hindistan sermayesine Nepalli girişimcilerle aynı hakları tanıyacağını ve Hindistan’ın tekelci sermayesinin tüm hasarlarını (örneğin grevlerden ya da isyanlardan kaynaklanan) devletin karşılayacağını söyleyen bir açıklamayı destekliyor. Bu ulusa ihanet değildir de nedir? Bu kararın Nepal milli burjuvazisinin, ya da Nepal’in lehine olduğunu söylemek mümkün mü? Nepal toplumundaki ana çelişkinin Hintli tekelci sermaye ve onun Nepalli uşaklarıyla Nepal halkı arasında olduğunu açıkça söyleyen parti çizgisiyle tutarlı bir hamle olduğu söylenebilir mi bunun? Genel başkanımız neden partinin Nepal toplumundaki ana çelişki tespitiyle çelişen cümleler kuruyor? Bu ulusal bir boyun eğişten başka nedir? Üçüncü olarak, Başbakan Baburam Bhattarai’nin, hükümet oluşturduktan sonra halka sunacağını söylediği “rahatlama paketi” hiçbir zaman, başta yoksul ve topraksız köylüler olmak üzere, ezilen sınıfları kapsamıyordu. Hatta bu paketle birlikte, halk savaşı esnasında köylülerce işgal edilen topraklar toprak ağalarına iade ediliyordu. Maoist başbakanın aldığı, Maoist Parti genel başkanının uygulamaya koyma emrini verdiği bu karar toprak ağaları sınıfına boyun eğmekten başka neyi ifade ediyor? Dördüncü olarak, partimizin hattı, ordu entegrasyonu ve anayasa yazımı süreçlerini başa baş sürdürmekti. Ama anayasanın yazımından önce, ve partimiz hükümet oluşturduktan hemen sonra, HKO, silahların bulunduğu depoların anahtarlarının “özel komiteye” verilmesi suretiyle lağvedildi. Barış süreciyle alakası olduğu söylenen 7 başlıklı antlaşma, ordu entegrasyonu adı altında HKO’yu fiilen yok etti. Bu uygulama, parti merkez komitesinin ordu entegrasyonuna ilişkin kararıyla çelişmektedir. MK kararlarına göre önce ulusal güvenlik politikası yeniden belirlenmeli, entegrasyon tümenler dağıtılmadan ve silahlar teslim edilmeden gerçekleşmeli, yeni ordunun %50’si HKO’dan, kalan %50’si devlet güçlerinden müteşekkil olmalı, yeni orduya HKO önderlik etmeli ve bu askeri güç sınırlara yerleştirilmelidir. Ama bütün bu kararları hiçe sayan genel başkan, HKO’yu bireysel ölçekte, silahsız şekilde entegre eden ve HKO askerlerine bekçilik ve koruculuk görevlerinden fazlasını yasaklayan bir antlaşmaya imza atabiliyor. Prachanda bunu yaparak, 21. Yüzyıl’da karşıdevrimcileri engelleme amacıyla inşa edilmiş olan HKO’yu yok etmiş oluyor. Bu emperyalizme ve yerli gericilere boyun eğmekten başka nedir? Bu kararı imzalarken, yetkisini hangi komiteden alıyordu? Beşinci olarak, belirtilmelidir ki Nepal halkının, merkezi devlet yapısından kaynaklanan ulusal baskıyı ortadan kaldırmak amacıyla yaratmış olduğu federal devlet yapısı halk savaşının en önemli kazanımlarındandır. Kurucu meclisin devlet yapılandırma komisyonunda çoğunluğun desteği ile geçen, Nepal’i 14 federal eyaletten müteşekkil federal bir cumhuriyet haline getiren karar için yoldaşlarımız ciddi uğraşlar verdiler. Nepal Kongresi ve Birleşik Marksist-Leninist partileri bu karara karşı çıkmışlardı. Söylenenlere göre genel başkanımız Kongre ve BML partileri ile Nepal’i 7 eyalete bölecek ve mecliste çoğunluk tarafından alınan kararı feshedecek gizli bir antlaşma imzalamış durumda. Şayet durum buysa, bu federalizm konusunda 180 derece dönmek demek değil midir? Genel başkan, partinin siyasi hattına aykırı bu davranışları için kimden yetki alıyor? Savaşla kazandıklarımızı tasfiye ediyorlar Özetle, partimiz barış sürecine girdikten ve özellikle de Baburam Bhattarai önderliğindeki hükümet kurulduktan itibaren önderlerimiz partinin tutumuna, algısına ve hattına aykırı, yanlış kararlar alıyorlar. Bu kararların özü sınıfa ve halka ihanettir. Halk, on yıllık halk savaşı sürecinin tüm kazanımlarını yitirmiş durumda. Halk iktidarı organları yok edildi, Maoizmin “halk ordusu olmayan bir halkın hiçbir şeyi yoktur” şiarıyla oluşturulmuş HKO artık yok, şimdi de federalizm elimizden alınıyor. Partinin, toplumsal eşitlik sağlanana dek dokunulmazlara, kadınlara, kabilelere, Müslümanlara ve Madhesilere sunacağını söylediği ayrıcalıklar da yeni anayasada yer almıyor. Halk savaşının kazanımlarından geriye ne kaldı? Verilen halk savaşının neden verilmiş olduğu sorusuna ne cevap vereceğiz? Bahsi geçenler, önderliğin zayıflığından ya da hatalarından kaynaklanmamaktadır. Önderimizin partinin ideolojik ve politik hattından, azami programımızdan sapmasının sonuçlarıdır bunlar. Genel başkanın Krambhanga (“Kopuş”) adlı dergide yakın zamanda çıkan bir röportajda söylediklerini göz önünde bulundurunca durumun vahameti daha kolaylıkla kavranabiliyor. Diyor ki: “…Şimdi, yeni demokratik devrim göreviyle sosyalist devrim stratejisinin birleştiğini görebiliyoruz. Yani önce demokratik devrimi sonuna kadar götürelim oradan sosyalist devrime geçeriz gibi bir durum kalmadı. Demokratik devrim, halk ayaklanması, silahlı ayaklanma, sosyalist devrim… Hepsi iç içe geçmiş durumda.” Yani genel başkanımız, burjuva demokratik nitelikte bir cumhuriyetin kurulmasını yeni demokratik devrimin tamamlanması olarak görüyor. Bu görüş Chunwang’daki MK toplantısının kararlarına da aykırıdır. Chungwang toplantısında genel başkanımız demokratik cumhuriyetin inşasını hedef olarak benimsediğini açıkça dile getirmişti. Bunu bir taktik olarak benimsediğini söylemişse de, esasında bu, onun strateji olarak benimsediği bir hedefti. Bütün bunlar, genel başkanımızın felsefi alandaki kaba evrimci ve eklektik yaklaşımının ve politik alandaki sağ oportünizminin nedenlerini ayan beyan gözler önüne sermektedir. Tam da MK toplantısı başlamışken parti genel başkanımızın Krambhanga dergisinde bu görüşleri ifade etmesi ne anlama geliyor? Parti genel başkanının burjuva demokrasisine sosyalist devrim elbisesi giydirerek yeni demokratik devrimi tasfiye edecek yeni revizyonist bir hattın zeminini inşa etmekte olduğunu gösteriyor. Onun sosyalist devrimi savunma maskesinin arkasına saklanmış sağ oportünist hattını bu toplantıyla yok etmek gerekmektedir. Aksi takdirde yeni demokratik devrim süreci devam edemeyecektir. Ancak bunu yaparak partinin birliğini muhafaza edebiliriz. Genel başkanın sağ oportünist revizyonizmine karşı şiddetli bir ideolojik mücadeleye girişmek önümüzdeki MK toplantısının ve tüm MK üyelerinin başlıca görevidir.
|