Analiz Diğer Yazılar

Fethullah Gülen’den Irkçı Hezeyanlar

Sadece Fethullah Gülen değil, Gülen Cemaati’nin başını çektiği tüm gerici düzen kliklerinin korktuğu şey, hala devrimci ve bilimsel dünya görüşünün yeniden hakim olacağı düşüncesidir

“Çoklarının dediği gibi, mensup olduğumuz Birleşmiş Milletler ve NATO içinde önemli güce, kuvvete ve mekanize birliklere sahip sayılı devletlerden biriyiz. Bir espriye bağlı ifade edersek, o güç, kuvvet ve mekanize birliklerin neler yapabileceğini görmek istiyorsanız, 27 Mayıs ihtilaline bakabilirsiniz. O güç, gelip kendi milletinin başına binmiş ve 25 -30 milyon insanı teslim almıştır. Daha sonra da her on senede bir binlerce insanı ezmiş, zindanlara atmış, sürgünlere yollamıştır. Şimdi, sen orada kuvvetini sonuna kadar kullanmışsın, sokağa hükmetmişsin; fakat ayıptır bu, ardır, otuz senedir dağdaki bir avuç şakinin hakkından gelemiyorsun.” Bu sözler Fethullah Gülen’in, PKK’nin Çukurca baskını ardından Herkul. Org’da yayınlanan ve başta Zaman Gazetesi olmak üzere benzer burjuva-feodal medya ve organizasyonlarında genişçe yer verilen ifadeleri. Gülen’in bir avuç şaki diye hitap ettikleryise bu coğrafyada on yıllardır, ulusal, kültürel, ekonomik tüm hakları yok sayılan; haklarını almak için çeşitli kalkışmalarda bulunmuş Kürt ulusudur. İlginçtir ‘27 Mayıs ihtilali’ diye bahsettiği süreç içinde faşist TC nin zor aygıtını, toplum üzerinde nasıl bir yıkıcılıkla kullandığını resmediyor. Bugün Kürt ulusunun açık desteği ile omuz verdiği ulusal hareketi (PKK) “bir avuç eşkıya” şeklinde tarif eden Gülen, Hitler’i dahi gölgede bırakacak ırkçı, faşist söylemiyle neyi temsil ediyor?
Şiddet tekeli devletindir!
Gülen hazretleri, tabir ettiği 30 yıllık ülke gerçeği içerisinde dahi başta Kürtler olmak üzere, faşist iktidar kliklerinin ülkemiz işçi, emekçi ve köylüleri üzerinde uyguladığı türlü zorbalıkları bir çırpıda yok sayıyor. Bu minvalde Kürt Ulusal Hareketi’ni de dayandığı sosyal tabandan azad ederek topyekûn imha edilmesi gereken ‘bir avuç eşkıya’ gibi görüyor. Kürtlere maruz kaldıkları zulme karşı “Türk’e itaat edin” mesajı veriyor ve bunu da ‘Bediüzzaman’a dayandırıyor. Kürtlerden Türklerle “kardeş” olmasını isteyen Gülen, devleti de Kürtlere karşı, en ağır şiddeti uygulamaya çağırıyor. “İnsan öldürerek bir yere varmak ve bir hedefe ulaşmak hiçbir peygamberin, hiçbir Hak dostunun defterinde yoktur… Evet, kim yaparsa yapsın, insan öldürerek ve kan dökerek bir hedefe varmaya çalışmaya ancak vahşet denir, cinayet denir, zulüm denir ve bunlarla da insanlık adına hiçbir hayır elde edilemez” diyerek PKK’yi lanetleyen Gülen, devletin her türlü şiddetini meşru görüyor.
“Biz Müslüman'ız, onlarla kardeşiz, kardeşi kardeşle çarpıştıramayız. Bu şer'an caiz değildir. Kılıç, haricî düşmana karşı çekilir. Dâhilde kılıç kullanılmaz.’ İşte bu sâlim düşünce herkese mal edilmeliydi ama maalesef bu hususta muvaffak olunamadı” ifadelerini kullanan Gülen, “Bir Kürt-Türk çatışması çıkarılması ve hatta sonunda meselenin Birleşmiş Milletler'in hakemliğine kadar vardırılması muhtemeldir” diyerek gidişatı tehlikeli olarak yorumluyor.
Tutkal değil afyon…  
Tüm bu manzaranın karşısında umutsuz olunmamasını telkin eden Gülen, en eli kanlı faşistlere rahmet okutacak cinsten yok etme planlarının yanında dini bir tutkal olarak gören birlik projesini de sunmaktan geri durmuyor. Keşkelerle başlayan konuşmasında başaramadıkları için veryansın edip, keşkelerle devam ediyor ‘Hz Gülen’; “Keşke, o bölgeye gönderilen muallimler, bugün dünyanın dört bir tarafına ciddi fedakârlıklarla hicret eden gönüllüler gibi, dönmemek, orada ölmek ve oraya gömülmek üzere gitselerdi. Keşke o halkın karakterini çok iyi bilen, çok ciddi bir empati mülahazasıyla onları doğru okuyan ve ona göre muamelede bulunan vaizler gönderebilseydik. Keşke her köye olmasa bile birkaç tanesine bir sağlık memuru, pratisyen hekim gönderebilseydik de okullardaki sağlık derslerini onlar verseler; hem mesleklerini icra etme yoluyla hem de okuttukları çocuklar vesilesiyle ailelerin içine girseler ve kendilerini ifade etselerdi. Keşke halkı öyle kucaklayabilecek adliyeden insanlar ve mülkiye memurları gönderebilseydik. Keşke evleri teker teker gezip toplumun dertlerini dinleyen ve güvenin teminatı olan emniyet memurları gönderebilseydik. Böylece başkalarının halkı idlal etmesine fırsat vermeyecek şekilde bütün sızma kanallarını kapatsaydık. Otuz sene değil, on sene evvel bile ülkeyi idare edenlerin aklı bu işe erseydi ve bunlar bugüne kadar gerektiği ölçüde yapılabilseydi, bugün o problemler kökünden kurutulamasa da en aza indirilmiş olacaktı. Bugüne kadar pek çok fırsat kaçırılmıştır ama bu, her şey bitmiş demek değildir. Belki bir kısım mütemerridleri kuvvetle sindirme ve baskı altına alma da düşünülebilir; fakat esas o toplumun ruhuna girme yolları açılmalı…”
Gericiliğe karşı halkın haklı kavgası
Kürt halkı başta olmak üzere ülkemizin çeşitli milliyet ve mezheplerinin on yıllardır uğradığı milli zulüm ve işkencenin yukarıda resmedilen ve bugün daha da sistematikleştirilmeye çalışılan yöntemler karşısında uyanık olması gerekmektedir. AKP’yle yeniden organize edilen hakim klik ve sınıfların ezilenler üzerinde uyguladığı zulüm saltanatı hiç değişmiyor. Bugün egemenlerin, ezilenlerin tutkalı olarak gördükleri payda; başka bir dünya ve düzen mümkün diyenlerin afyon diyerek, devrimci bilimsel dünya görüşünün potasında tarihsel akış içerisinde mahkum edilmesidir. Gülen Cemaati’nin başını çektiği tüm gerici düzen kliklerinin korktuğu hala bu devrimci ve bilimsel dünya görüşünün yeniden hakim olacağı düşüncesidir. Egemenlerin bu korkusunu sonsuz kılmak için kendi gücümüze güvenerek, başka bir dünyanın mümkün olduğunu bilerek mücadeleyi yükseltelim. Gericiliğe ve zulme karşı halkın haklı kavgasını yükseltelim.

 
Share