|
Çatı Partisi ya da bugün tartışılan Kongre Hareketi gibi birliktelikler kabul etmek lazım ki; ilkeli bir tarzda, devrimci bir program etrafında bir araya gelmiş, hedefleri, mücadele yol ve yöntemleri net olan bir anlayışla mümkün olacaktır
Sınıflı toplumlarda her sınıf kendi siyasi ve sosyal örgütlenmesiyle beraber varlığını korumaya çalışır. Aynı sınıfsal mekanizmaya dahil olanlar çeşitli ortaklıklarla bir araya gelir, çeşitli çalışmalar yaparlar. Burjuvazi ve proletarya arasındaki keskin sınıf mücadelesi de bu realiteden bağımsız değildir. Proletaryanın varlığı burjuvazinin yok oluşuna, burjuvazinin varlığı da proletaryanın sömürüsüne vesiledir. Her iki sınıfta kendi iktidarları için mücadele ederken çeşitli ara katmanlarla ilişkilenerek, ortaklıklar kurarlar. Her ortaklığa damgasını vuran ise hangi ideoloji çerçevesinde bir araya gelinip o ortaklığa hangi sınıf ya da sınıfların önderlik ettiğidir. Komünist partileri için de aynı durum geçerlidir. Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci hareketi ortak mücadele- birlik konularında pek parlak bir geçmişe sahip değildir. Geçmişten günümüze ortaklaşılan yönlerden çok ayrılıklar gündemleşmiş ve şiddet boyutuna varan çatışmalar yaşanmıştır. ‘71 devrimci çıkışının en büyük özelliklerinden olan, farklılıklara rağmen devrimci dayanışma çizgisi, maalesef sonrasında işletilememiş, çoğu örgütsel meselelerden kaynaklı, devrimci hareket sürekli olarak bölünmeler yaşamış ve her ayrışma sonrası karşılıklı suçlamalarla, şiddet boyutları da gelişmiştir. Tarihimizde devrimci dayanışma örnekleri olmakla beraber bu örnekler yukarıda çizdiğimiz olumsuz tablonun gölgesinde kalmıştır. Böylesi bir duruma yol açan ana etken MLM bilimi kavrayamama-eksik kavrama ve küçük burjuva dar-grup hesaplarıdır. Bu duruma paralel olarak birlik-ortak mücadele platformları da sürekli gündeme getirilmiş, çeşitli öneriler ve çalışmalar yapılmıştır. Fakat arzu edilen ortak mücadele platformlarını bir kenara bırakalım, lokal bazı önemli meselelerde dahi ortaklıklar yaratmak oldukça zor bir hale gelmiştir. 1996 yılında Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP)’nin kuruluş sürecinde hedeflenen “solda birlik”de gerçekleştirilememiştir. Son yıllarda ise Çatı Partisi olarak tarif edilen ve esas olarak Kürt Ulusal Hareketi’yle “dayanışma” pratiğine bürünen bir çalışmaya tanıklık etmekteyiz. 2011 genel seçimlerinin ardından Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku; Demokrasi İçin Birlik Hareketi (DBH) ile gündeme gelen Çatı Partisi girişimlerini yeni bileşenleriyle birlikte sürdürüyor. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun 20 Ağustos’ta Kongre Hareketi’ne dönüşmesinden sonra, Ekim ayı ortalarında yapılması planlanan kongre hazırlıklarına hız verilmiş durumda. 15-16 Ekim 2011’de Ankara’da toplanacak olan Kongre Hareketi karara bağlanmak üzere bir program taslağı hazırladı. Ortak mücadele platformları oluşturmak adına olumlu bir çalışmayla karşı karşıya kalsak da; birlik-ortak mücadele konularının ele alınışı ve sürecin anlayış-işleyiş boyutunun oldukça yanlış bir tarzda kavrandığını ifade edebiliriz. Kısa maddeler halinde özetlemeye çalışırsak; 1-Söz konusu parti girişimi kendisini sistem içi mücadeleyle sınırlayan, iktidar hedefi taşımayan, merkezine burjuva-liberal reformları koyan bir oluşumdur. Kongre Girişim Programı olarak açıklanan metnin ilk maddesinde “Bizler, halklarımıza yöneltilmiş tüm baskı ve haksızlıkları ortadan kaldırmak, barış içinde ve insanca yaşayabileceğimiz bir Türkiye’yi kurmak üzere bir araya geldik.” denilerek neden bir aradayız? Sorusunun cevabı verilmektedir. Ülkemizdeki baskı ve haksızlıkların yegane sebebi askeri faşist diktatörlük gerçekliğidir. Zor aygıtı üzerine ülkemiz halkının sömürüsüyle şekillenen böylesi bir aygıtı “ortadan kaldırmanın” yegane yolu da zor aygıtına başvurarak radikal-devrimci-illegal-silahlı bir mücadele yürütmekdir. Bu perspektifi merkezine almayan her hareket, oluşum sistemin sınırları içinde “demokrasicilik” oyunu oynamaktan başka bir misyona sahip olamaz. Gerek program metninde gerekse bu oluşumun bileşenlerinin program ve politikalarından devlet mekanizmasını “ortadan kaldırma” nın yolu olarak parlamento seçimleri gösterilmektedir. Ufku burjuva demokrasisi sınırlarını aşmayan her hareket devrime değil nihai olarak kapitalist sisteme hizmet eder. 2-Demokrasi, emek mücadelesi, kadın ve gençlik, ekolojik sorunlar vb. birçok başlıkta an itibariyle mevcut olan bütün meselelere değinen Girişim Metni’nde onca “mücadele edeceğiz” söylemlerine rağmen bu mücadelenin hangi araçlarla nasıl yürütüleceğine dair ise tek bir açıklama bulunmamaktadır. Hedeflerin muğlak bırakıldığı, genel söylemlerle geçiştirildiği böylesi bir deklarasyonun baştan bir ayağı sakat doğmuştur. Liberal çevrelerin sıklıkla dile getirdiği taleplerin ötesine geçmeyen ve ilk maddede de belirttiğimiz gibi burjuva ufku aşmayan bu hareket halkımıza özgürlük ve demokrasinin yolu olarak parlamentoyu işaret etmekte ve böylelikle devrimci mücadeleyi ötelemektedir. Devrimci-komünistler parlamentonun bir mücadele aracı olarak kullanılmasına karşı çıkmamakla beraber kendisini bu alanla sınırlayan politikanın da karşısındadır. Parlamentarizm bataklığına saplanan reformist-revizyonist hareketlerin devrim mücadelesine katkıları artı değil eksi yöndedir. Ki EDP ve ESP’yi aynı potada eritecek olan şey de bu metinde yazılanlardan başkası olamazdı. Yine 2010 yılında yapılan referandumda EVET cephesinde yer alan ve yaptığı açıklamalarla devrimci hareketin altını oymaya çalışan DSİP ile BDP’yi aynı potada eriten nedir acaba? 3-Uzun süredir solda tartışılan Kürt Ulusal Hareketi’yle ilişkilenme meselesinde de istisnalar dışında sol-devrimci örgütlenmeler pragmatist-kuyrukçu bir politika izlemektedir. Kürt ulusunun devrimci-ilerici her talebi desteklenip güçlendirilmelidir. Bunun yegane yolu da ulusal hareketle ortak mücadele alanlarını yaratmak, diğer yandan ise devrimci iktidar mücadelesini güçlendirmektir. Fakat destekçilik yarışına girenlerin meseleye yaklaşımı oldukça faydacıdır. Komünist ideoloji doğrultusunda mücadele ettiği iddiasında olanların ülke devrimini ulusal harekete havale etmesi, önüne esas görev olarak Kürt işçi ve köylülerini örgütleyip devrimci mücadeleyi geliştirme yerine ulusal harekete destek sınırlarını aşamayanların komünistlik iddiaları da tartışılmalı bir durumdur. Yapılan tartışmalar ve çalışmalarla ilişkilenmemiz göz önüne alındığında “ayrık otu” muamelesiyle karşı karşıya kalmaktayız. Kırk yıllık tarihimizle ulusal sorun ve Kürt ulusal sorunu ve hareketiyile ilişkilenmemiz orta yerde duruyorken ve bugünde örmeye çalıştığımız devrimci mücadeleyle meseleye yaklaşımımız net iken, kimi “güler yüzlü” dostlarımızla aynı ortamda, yanlış bir takım anlayışlarla uyuşmadığımız için ideolojik eleştiri sınırlarını aşan saldırılara muhatap olmamız bizleri pek şaşırtmamaktadır. Bizler faşizme karşı ülkemiz devrimci-demokratik-yurtsever güçlerinin ortak-birleşik mücadelesinden yanayız. Bu mücadelenin ve birlikteliğin ancak ve ancak ilkeli bir tarzda, devrimci bir program etrafında bir araya gelmiş, hedefleri, mücadele yol ve yöntemleri net olan bir anlayışla mümkün olacağını düşünmekteyiz. İktidar mücadelesine tekabül eden görevleri bir kenara koyarak ilkesiz bir tarzda birlik adı altında devrimci mücadelenin altını oyan pratiklere dahil olmayacağımız gibi devrimci eleştiri silahını da en etkin şekilde kullanacağız. Farklılıklara çokça vurguların yapıldığı böylesi bir oluşumun temel omurgasını oluşturan güçlerin en yakın örneğiyle parlamento seçimlerinde kendilerini desteklemediğimiz için eleştiri niyetine ortaya koydukları pratikler hafızalardadır. Farklı amaçlar ekseninde farklı birliktelikler mutlaka kurulabilir-kurulmalıdır. Fakat ülkedeki iktidar sorununa çözüm iddiasıyla yola çıkmak ve bunun üzerinden bir program etrafında bir araya gelmek oldukça farklı bir iddiadır. İdeolojik-politik hat olarak tamamen zıt kutuplarda duran bazı dostlarımızın birbirlerine yönelik eleştiri oklarını kör mahzenlere saklayarak böylesi bir birlikteliğe imza atmaları uzun soluklu bir çalışma olmayacaktır. En basitinden son referandum ve seçim süreçlerinde birbirlerine hakarete varan ithamlarla süren tartışmalar nasıl bir anlayışla sonlandırıldı? Buna benzer belirli sorunların üstü çizilerek ileride daha büyük sorunlara da kapı aralanmış olmayacak mı? Önemle takip ettiğimiz bu çalışmaya ilişkin kısa bir giriş niteliğinde olan bu yazımız dışında devrimci eleştirilerimizi sunmaya devam edeceğiz. Devrimcilerin görevi sadece eleştirmek değildir. Bizler sisteme karşı olan devrimci dostlarımızla beraber sokaklarda, barikat başlarında, dağlarda mücadele siperlerini örmenin sorumluluğunu da sürekli bir şekilde omuzlarımızda hissederek bu görevi yerine getirmeye çalışacağız.
|