|
KAZIM CİHAN
Öncelikle belirtelim ki, burada vurgulayacaklarımız stratejik bir yönelimdir. Konuştuğumuz taktik siyaset değildir.. Toplumsal bir varlık olan insan, yaşamında, doğa ve tüm varlıklarla ilişkide, verili koşullardaki ilişkileri düzenlemede, hukuk elbette gereklidir. Komünistler açısından sosyalist devlette de hukuk-yasalar olacaktır. Bunu yadsıyan ve ne adına olursa olsun, kendisini hiçbir yasayla sınırlamaya tabi tutmayan bir yönetim biçimi savunulamaz. Koşullardan bağımsız, soyut, değişmez bir hukuk yoktur, olmamıştır. O, her bir toplumun ekonomik, sosyal, siyasal kültürel ilişkileri temelinde yükselen toplumsal yaşamın bir düzenleniş biçimidir. Buna bakmadan, her hukuk karşısında secde edilemez. Zira, Hammurabi’nin de, tüm gerici faşist devletlerin de, dinin de bir hukuku, kuralları vardır. Fiili toplumsal yaşam ilişkilerini, mülkiyet biçimini, üretim ve dağılım ilişkilerini bir kenara bırakıp, 1789 İnsan Hakları Bildirgesi ve sonrası insan hakları beyannamesiyle insanların eşit hak ve hukuka sahip olduğunu vaaz edenler yine revançta. Ezilenler devrim görevi yerine, haksızlıkları adeta “adalet tanrısı”na havale etmelidirler. Sömürücü düzenleri ve onun bir yürütülüş biçimi faşizm, yada teokratik rejimlerde salık verilen şudur; Devlete itaat et! Layık ol!.. Kamu-özel tüm hukuk, bu destura göre şekillenir. Neo liberal “demokratik uygarlık” paradigmasının seçimler, genel oy hakkı-parlamento ve temsili hükümet retoriği ve ideolojik hegomanya manipülasyonlarının demokratik cephe savaşçılarının yaptıkları şey, burjuva devleti yüceltmedir. Şimdi de, sıfır kilometre -sivil anayasa- için saf tutmuşlardır. Varolmayan sözde özgürlükler -anayasal- hukuk düzeni aldatmacasıyla pazarlanmaktadır. Halk kitlelerini yanılsatmalar stratejisiyle devrimden koparıp, düzene entegre etmeye karşı durulmalıdır. Burjuva devlet devrimle parçalanıp, halkın eğemenliği tesis edilmeden halk anayasası olmaz. Kitleleri kontrolde tutma, sürdürülemez eski statükoyu yürür duruma getirme planı, anayasal oyunlarla icra edilmektedir. Parlamenter -laklakhane- gevezeliğiyle halkın devrimle gerçekten egemen olması önlenmeye çalışılmaktadır. Anayasal hayalleri gerçeğin yerine koyan tasfiyecilik, formel-biçimsel eşitlik hukuk yalanı ve faraziyelerle burjuva egemenliğin hizmetindedir. Burjuvazi tarafından ezilen çoğunluk yokmuş gibi, burjuva partiler çoğulculuğunu, burjuva devlet durumunu, halk için demokrasi olarak gösterenler büyük bir dolandırıcılığın oyuncağı durumundadırlar. Silahlı ordusu bürokrasisi-özel mülk dünyası, sömürüsüyle burjuva devlet varken, bu ortamı aşamamış, kitlelerin özgürlüğünden nasıl bahsedilebilinir? Tüm toplumsal sorunları, devrimle birleşmiş ve bizzat onu sürdüren ve temsili değil iktidarı bizzat icra eden kitlelerin iradesi çözer. Hukuksal beyanlar ve anayasal hayaller değil. Devrimle burjuvazi arasında yalpalayan, bağımsız devrimci bir alternatif değil, düzen sınırları içinde özgür toplum düşleyenler, “ikili iktirdarcılar” “yamalı demokratlar”, devrimden vazgeçişlerini zaten beyan etmiş durumdadırlar. Burjuva rejisörlerin hazırladığı siyaset sahnesinin burjuva liberal fügüranlarının çağrısı, özünde burjuva devlet çiftliğinin artıklarıyla beslenme, boyun eğme durumudur. Neo-liberal Türk İslam oligarşik devletinin yeniden yapılandırılmasına reformist ceset demokrasi diye selam durmaktadır. Devletin burjuva-feodal niteliğine rağmen onun koşullarında halk için anayasa ham bir hayaldir. Sivil anayasa ile “demokratik cumhuriyet”e ortak vatan ve kurucu meclis ile özgür topluma, gitme mühendislerinin konsepti, kitleleri oyalamadır. Kulis odaları, burjuva eğemenliğin “demokratik” deklerasyonu parlamenterizm lafazanlığı, ordunun demokratikleştirilmesi(!) ustalığından halkın anayasası çıkmaz. Türk egemenlik sisteminin rötuşünden, Kürt ulusu ve azınlıklara özgürlük çıkmaz. Emperyalist stratejik yeniden yapılandırma çerçevesindeki statüko ameliyatları, burjuva düzenin sürdürülebilir duruma getirilmesi çabasıdır. Koşullar zaten bunu zorlamaktadır. TESEV, müzakereler, Oslo görüşmeleri ile egemenler, Kürt silahını kırma-Kürt’ü tasfiye etme peşindedirler. Olayları kriminal bakış açılarıyla ele almanın, spekülasyonlarla karşılamanın, skandallar mantığıyla izah etmenin, hayretle şaşırmanın gereği yoktur. Görüşmeler yıllardır sürüyor. Müzakerelerde, her şey, belli-açık çizgilerin mecrasında yürüyor. Uzlaşma-antlaşma bu çizgiler temelinde yükseliyor. Dönem-dönem “barış” ve bazen de “savaş” söylemlerinin yoğunlaşması, genel doğrultuyu görmeye hiç de engel değildir. ABD himayesinde Pensilvaya”lı Gülen’in projesi bellidir. ABD”nin stratejik bir kartı olarak bölgede güç olmak bunun için şoven bazı sivrilikleri törpüleyerek, Kürtü tavlamak... Ilımlı denilen emperyalist İslam demokrasisi ile, fırtınaların devrime esmesinin önünü kesmek. Rejimi reorganize etmek... Polis, ordu, yargı, burokrasindeki gelişmeler, AKP Kürtü ve Alevisi açılımları bu plan doğrultusundadır. Kitlelerin demokratik haklar mücadelesini devrime bağlı olarak savunacagız. Siyaset sahnesinde meydanı boş bırakmayacağız. Kitlelerin geriliklerini, onların mücadelesine seyirci kalmanın gerekçesi yapanlar skolastik lafazanlardır. Devrimsiz dönüşümcü liberallere ve tüm egemenlere devrimin sözü şudur; Kim ne derse desin, biz yolumuzda yürüyeceğiz! Türk demokrasisi için, silahsız-legal siyaset kapılarına, meclise buyur davetlerine, sukünet çağrılarına neden olan halkın başkaldırısıdır. Bu başkaldırı, köhnemiş kurumsal statükoyu çöpe yolcu etmiştir. Yerine burjuvazinin yeniden üretimini sağlama alma planlarının kılıçlarına “boynumuzu vurmaları” için uzatamayız.. Kim ne derse desin sen bildiğin yolda yürü.. Devrim ile!..
|