|
Seçimlerden önce olduğu gibi, seçim sonuçları üzerinde de yeni demokrasi güçlerinin boykot tavrına dair yoğun eleştiriler yürütüldü. Bunlardan bazıları eleştiri sınırlarını aşarak saldırıya vardı. Saldırı örneklerinin en uçta olanı Özgür Politika gazetesi yazarlarından Ahmet Kahraman’a ait olanıdır. Bu denli ağır saldırılar karşısında suskun kalamazdık. Bilimsel teorimize yapılan saldırıları yanıtlamayı tarihsel bir görev ve sorumluluk olarak addediyoruz. Adı geçen yazarın kara sözlerini aşağıda vererek halk kitlelerinin ve tüm ilgililerin bilgisine sunup, arkasından demokratik hakkımız olarak meşru yanıt hakkımızı kullanacağız. İlk söz A. Kahraman‘ındır: “Kimileri de, Marksist, Leninist, Maoist sloganlardan oluşan isimlerle, ‘TC’yi kurtarma’ sevdalısı olarak ortalıkta dolaşıyor, bunlar Dersim’in en seçme gençlerini ölüm oruçlarında öldürten sonra, yeni bir taklayla, ‘dünyayı kurtaran enternasyonalist devrimciler’ şarkıları söyleye söyleye, asıllarını inkar ederek Kürt karşıtlığı yapıyorlardı.” Yukarıdaki apolitik, bir o kadar da bayağı refleksle kaleme dökülmüş kindarlık ve saldırı sözleri, A. Kahraman’ın Özgür Politika gazetesindeki makalesinden alınmıştır. Bu ibretlik tümceler, ideolojik-siyasi kimliğimize dost cepheden gelen en kaba saldırıyı ifade eden iftira belgesi durumundadır. Yazar derin sefaletini kendi diliyle gözler önüne sermiştir. Özgür Politika gazetesi yazarlarından A. Kahraman seçim sonuçlarını değerlendiren makalesinin final paragrafını MLM’lere hayasızca saldırı ve mesnetsiz suçlamalarla tamamlamıştır. Öyle ki, bu paragraf sözün tam manasıyla akla ziyan ucuz kalemden dökülmüş şuursuz bir karalama örneği ve acizlik timsalidir. Devrimci kaygı, kişilik, kültür ve ahlaktan fersah fersah uzak olan bu sorumsuz saldırılar, yalnızca bir vekil kaybetme pahasına yapılmıştır. Ortaya konan bu tablonun ideolojik-felsefi arka planı dar milliyetçi burjuva ideolojik-siyasi dokuya dayanmaktadır; ilkel feodal hırs ve burjuva pragmatizminden peydahlanmaktadır. Benmerkezcidir ve mutlak biat kültürünün ürünüdür. Ne A. Kahraman, ne de yazısı bu düzey ve niteliğiyle asla muhatap alınamaz. Ne var ki, basında yer alarak kamuoyuna yansıyan bu açık saldırıyı yanıtlamak, her şeyden önce ideolojik-siyasi kimliğimizi ve komünist değerlerimizi savunmak adına gerekli ve şart olmuştur. A. Kahraman MLM’ler şahsında evrensel ideoloji ve değerlerimize saldırmıştır. Bundandır ki, kamuoyu önünde yanıt vermek zorunluluktur. ‘
‘Güneş Balçıkla Sıvanamaz!‘‘ A. Kahraman bu satırlarında haddini aşarak MLM’lere galiz ithamlarla iftiralarda bulunmuş, siyasal kimlik ve temel değerlerine hakaret etmekten sakınmamıştır. Aynı kişi, söz konusu paragrafta sergilediği hoyratlıkla, devrimci demokratik etiği ezerek belleğinden kazıyıp kovmuş, etik değerleri pervasızca çiğneyip geçtiğini resmetmiştir. Çünkü, az buçuk dürüst olabilseydi, az buçuk etiğe uygun davransaydı, yeni demokrasi güçlerini Kürt karşıtlığı yapmakla, ‘TC‘‘ devletini kurtarma sevdalısı olmakla, Dersim gençlerini ölüm oruçlarında öldürtmekle vb. suçlamaya yeltenemezdi. MLM’lerin de tüm tarihsel, sosyal pratiği karartılamaz kadar parlak ve halklarımıza aşikardır. Yazarın bu kara itham ve iftiraları yanıtlanmaya gerek duymayacak kadar temelsiz ve çürüktür. Zerre kadar itibarı yoktur bu karalamaların. Özelde yeni demokrasi güçlerine genelde ise evrensel ideoloji-teorimize ve devrimci değerlere yapılan ağır saldırılarından ötürü A. Kahraman‘ı kınıyoruz. A. Kahraman ilgili paragrafta sarf ettikleriyle demokratik kültür ve normlar bakımından yoksul ve çırılçıplak bir garabet olduğunu deşifre etmekle birlikte; bağımsız siyasi iradeler karşısında ne kadar tahammülsüz ve saldırgan olduğunu da kanıtlamıştır. Çünkü, bunca ağır saldırı, hakaret ve iftirayı salt bir vekil kaybettiği için yapmıştır. Kendi dışındaki bağımsız siyasi iradeleri, tavır ve tutumları hazmedememiştir. Benmerkezci yaklaşımla ulusal hareketin irade ve inisiyatifi dışında kalanlara tahammül edemeyerek her türlü saldırıyı mübah görmüştür. “Benim çıkarlarıma hizmet edersen iyisin ama etmezsen düşmansın‘‘ anlayışı yazarı komuta edip damgalayan yaklaşımdır. A. Kahraman, „bunlar Dersim’in en seçme gençlerini ölüm oruçlarında öldürten...“ şeklindeki ifadeleriyle Türk hakim sınıflarının dilini kullanma ve onların ağzından konuşma durumuna düşmüştür. Ölüm orucu şehitlerine, devrimci kişiliklerine ve iradelerine saygısız bir saldırıda bulunmuştur. Öte yandan, ‘‘… öldürttüler…‘‘ atfıyla MLM’leri suçlayan ve ‘‘asıllarını inkar ederek…‘‘ biçimindeki kastıyla, yazarlığını yaptığı geleneğin zindanlardaki devrimci eylem ve direniş şehitlerini, mücadele değerlerini ve geçmişini inkar etmiş oluyor. Zira, ölüm oruçlarında şehit düşen yoldaşlarımız ve siper yoldaşlarımız devletin faşist saldırıları sonucunda şehit düştükleri gibi; devletin tutsaklara yönelik teslim alma, kişiliksizleştirme, tecrit-tretman ve insan onuruna aykırı bilimum işkence ve uygulamalarına karşı insanlık onuru adına gönüllü ve bilinçli devrimci irade direnişlerinde kararlılıkla şehit düşmüşlerdir. Ölüm oruçlarında şehit düşenlerin yalnızca Dersim’in ‘‘en seçme gençleri‘‘ değil, Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyası ‘‘gençleri‘‘, yani militan devrimcileri ve komünistleri olduğunu da bilmelidir A. Kahraman. TC’nin faşist katliamlarını MLM’lere yıkmak, komprador sınıfların yardakçılığı değilse, aymazca yalanlara sığınan özel bir karalama çabasının ürünüdür. Yazarın ve okuyucunun dikkatini çekeriz ki, ‘‘gençleri kandırıp öldürtüyorlar‘‘, ‘‘korkutarak zorla ölüm oruçlarına sokuyorlar‘‘, ‘‘başındakiler yiyor, gençleri ölüm orucuna sokuyorlar‘‘ vb demagojisini Türk devletinin başbakan ve bakanları söylüyordu. Yazarın söyledikleri bunlardan farklı mıdır? Dahası, ulusal hareketin de Diyarbakır zindanlarında ölüm orucu şehitleri vardır. Zindan direnişlerinde kahramanca bedenini ateşe veren gençleri vardır. İşkencelerle katledilmiş direnişçileri vardır… A. Kahraman ‘‘Ölüm oruçlarında Dersim’in en seçme gençlerini öldürtüler‘‘ diyerek, sözüm ona Dersim halkının geri duygularına hitap edip MLM’leri tecrit etmeyi hedeflerken, kaldırdığı taşı ayağına vurmaktadır; çünkü, saygı duyulacak olan direnerek şehit düşmektir; çünkü, zindanlarda faşist saldırılara karşı direnerek şehit düşme gerçeği Kürt ulusal hareketine de ait bir pratiktir. Bizleri ‘‘asıllarını inkar etmek‘‘le suçlayan yazarın, kendi geleneğinin geçmişini inkar ettiği açıkça sırıtmaktadır. A. Kahraman, ‘‘Asıllarını inkar ederek Kürt karşıtlığı yapıyorlardı‘‘ sözleriyle yaptığı çarpıtma ve iftirayla büyük bir tahrifatçı olduğunu ıspatlamış oluyor. Zira MLM’ler asla ve asla Kürt karşıtı değildirler. Bu çirkin bir saldırı, kara bir iftiradır. MLM’lerin hiçbir pratiği, hiçbir teorisi kesinlikle Kürt karşıtlığı (karşıtlık bir nevi ‘‘düşmanlıktır‘‘ da) anlamına gelmez-böyle yorumlanamaz. Bilakis, Kürt ulusal sorunu ve Kürt ulusuna uygulanan milli zulme ilk olarak parmak basıp bilimsel analizler ortaya koyarak öncülük yapan ve Türk hakim sınıflarının bu milli zulmüne karşı en tutarlı tavır ve karşı koyuşun teori-pratiğini temsil eden bu geleneğin kurucu önderi Kaypakkaya’dır. Coğrafyamızdaki MLM’ler, pratik yetersizliklerine karşın, ulusal sorundaki bilimsel tutum ve teorik doğrultusundaki devrimci özü asla unutmamış-inkar etmemiştir. MLM’ler, öncelleri ve ardıllarıyla kayıtsız şartsız olarak, Türk hakim sınıflarının uyguladığı milli baskıya karşı ezilen Kürt ulusu ve azınlıkların yanında yer almıştır. A. Kahraman, MLM’leri kasten, ‘‘TC’yi kurtarma‘ sevdalısı olarak ortalıkta dolaşıyor…‘‘ şeklindeki sözleriyle, sadece kaba bir yalan söylemiş olmuyor; aynı zamanda feodal öfkesinin kölesi olarak algılama özürü tespitiyle paradoksa çakıldığını ve en önemlisi de dost-düşman ayrışımında siyasi miyop olduğunu göstermiş oluyor. Zira, tüm dünyaya aleni olan yeni demokrasi güçlerinin kuruluş ve varlık gerekçelerini, TC’ye karşı mücadelesini ve köklü düşmanlığını, mücadele tarihini, bu savaşta ödediği bedelleri, ideolojik-politik duruşunu vb. tüm komünist gerçeğini bir kalem darbesiyle silip, kör bir cüretle TC’yi kurtarma sevdalısı olarak atfetmiştir. Ama Maoistlerin mücadele tarihi A. Kahraman’ın dil uzatamayacağı kadar berrak, devrimci ve halklarımız nezdinde saygındır. Yeni demokrasi güçleri somut pratikte de düzen ve düzen partilerinin teşhirini yürüterek, yasalcı reformist tasfiyeciliğin uzlaşmacı niteliğine rağmen, devlet ve parlamento karşıtı ajitasyon-propaganda temelinde ilkeli devrimci duruş gösteren ender pratiğin sahibidir. A. Kahraman, MLM’leri, ‘‘Marksist, Leninist, Maoist sloganlardan oluşan isimlerle,‘‘ şeklindeki ifade biçimiyle ve ‘‘…enternasyonalist devrimciler şarkıları söyleye söyleye,‘‘ şeklindeki ibareleriyle demokratik ve sosyalist kültüre ne kadar uzak olduğunu göstermekle birlikte, enternasyonalizmden ne anladığını da ortaya koymuştur. Zira onun için enternasyonalistlik bir şarkı, MLM ise ayrı ayrı isim ve sloganlardır. MLM bir slogan olmadığı gibi, ayrı ayrı ‘‘sloganlar‘‘ hiç değildir. MLM birbirinden kopmaz bir bütündür ve bir ideoloji, bir bilimdir! O, dünya proleter devrimcilerinin, dünya halklarının kılavuzudur; A. Kahraman’ın alay edemeyeceği kadar, dünya halkları elinde güçlü, aktüel ve büyük bir silahtır. Kısacası, bütün bu iftira, karalama, saldırı ve hayasızlıkları A. Kahraman‘ın portresini sunmaktadır. Kendisine önerimiz, halka karşı samimi bir özeleştiri yapmasıdır. Aksi halde dost güçler arasında nifak tohumları saçan birisi olarak anılmayı hak edecektir!
Devrimci değerlere saldırı mahkum edilmelidir! Üzücü olan demokratik mecrada bulunan Özgür Politika gazetesinin bu saldırıyı yayın ilkeleriyle bağdaştırıp sayfalarında yer vermesidir. Özgür Politika gazetesi bu saldırı yazısını yayınlayarak, sorumluluğu oranında yapılmış mesnetsiz saldırıya ortak olmuştur. Özgür Politika gazetesi sorumlu yazı işlerinden talebimiz, gazete sayfalarını devrimci olmayan üslup ve yazarlara kapatmasıdır. Sorumluluğa davet ediyoruz. Özgür Politika gazetesi devrimci ve komünistlere yapılan saldırıların kürsüsü, saldırı yapanların kollayanı ve sahiplenicisi olmamalıdır. Gerekli duyarlılığın gösterileceğini umuyor, bekliyoruz. Öte yandan yazarın, ‘‘Bunlar Dersim’in en seçme gençlerini ölüm oruçlarında öldürten…‘‘ şeklindeki ifadeleriyle, hakim sınıflar ağzıyla konuşarak zihniyetinin sefilliğine ayna tuttuğu saldırılarını yanıtlamak, kuşkusuz ki tüm devrimci ve komünistlerin görevidir. Yine, yeni demokrasi güçleri hedeflenerek yapılmış olsa da MLM’ler genellemesi yapılarak gerçekleştirilen saldırı, tüm MLM’lere ve bilimsel sosyalizmin evrensel teorisine yapılmış saldırıdır. Bu bakımdan saldırının muhatabı salt Maoist güçler değil, bütün devrimci ve komünistlerdir. Dolayısıyla saldırının göğüslenmesi, esas olarak Maoistlerin omuzlarında da olsa, genel olarak ve her bakımdan tüm komünist ve devrimcilerin görevidir. Çünkü, devrimci ve komünist değerler yalnızca bir yapıya has değerler değildir ve yapılmış saldırı sadece bir yapıya yapılmış değildir. O halde saldırıya karşı tavır-tutum ve yanıt hakkı bütün demokratik, devrimci ve komünistlerin sorumluluğudur. Fakat bu yanıt ve eleştiri; ‘‘Ahmet Kahraman eleştirilerini direk ve somut yapmadan…‘‘ biçimindeki şartlı yaklaşımlarla yeni demokrasi güçlerine yapılan saldırıları objektif olarak onaylayan ve yönlendiren veya MLM‘lere yönelik saldırı karşısında eleştiri yürütmekle birlikte, yeni demokrasi güçlerine yapılmış saldırılar karşısında nötr duran tavır bu muhtevasıyla tutarlı değildir. Dahası, A. Kahraman’ın saldırılarına ‘‘Dersimcilik‘‘ ekseninde verilen yanıtlar da olabildiğince eksik ve hatalı yaklaşımdır. Kuşkusuz ki, Dersim halkına yapılan saldırılar da kınanmalıdır. Ancak bölgeci refleksler halka yapılan saldırıları kınamakla doğru orantılı değildir. Bölgeci, toprakçı-şehirci-hemşerici tüm ayrımcı yaklaşımlar, bölücü, geri ve zayıflatıcıdır. En önemlisi de sınıf bakış açısından yoksundur. Bölgeci yaklaşımlar bilimsel ve devrimci olmadığı gibi, sakat eğilimlerdir. Hatalı yaklaşımlar başka hatalı yaklaşımlarla giderilemezler. Özellikle, BDP karşıtlığına bürünen ‘‘Dersimcilik‘‘ tehlikeli eğilimdir ve bu kabul edilemez. Dersim halkı elbette ki, maruz kaldığı saldırılara yanıt vermelidir ama bu, ‘‘Dersimcilik‘‘ gibi gerici eğilimlerle ele alınmamalıdır. Özetle; halktan yana olan ilerici, demokrat, devrimci ve komünist hiçbir güç; proletarya ve halk kitlelerinin değer ve erdemlerine yapılan saldırılar karşısında kayıtsız kalamaz, kalmamalıdır. En tutarlı tavırla bu saldırıları mahkum etmek, tabii devrimci ödev ve yüksek sorumluluk bilinci gereğidir.
|