|
Kürt ulusal haareketi yeni döneme elini güçlendirerek girmeyi hedefliyor. Devletin saldırıları ise bu durumu zayıflatmaya ve BDP ile Kürtler arasında çatlak oluşturmaya yönelik. Ulusal hareketin varlığını tedit etmeye ve tasfiyeye dönük yapılan saldırılar, Kürt ulusal güçlerinin demokratik zeminde yapılan eylemlerine çarpıyor.
Kürt ulusal sorunu ekseninde son 4 ay içerisinde yaşanan gelişmeler, 12 Haziran onun da ötesinde 15 Haziran’da bir eşik seviyesine gelecek gibi gözüküyor. Bu yıl 15 Şubat’ta PKK lideri Abdullah Öcalan’ın ülkeye getirilmesinin yıldönümü nedeniyle, Kürt hareketinin demokratik alanda başlattığı eylem dalgası, hiç durmadan devam etti. 15 Şubat protesto gösterileriyle başlayan süreç, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve BDP’nin başlattığı “sivil itaatsizlik” eylemleri, “demokratik çözüm çadırları” ve “sivil cuma namazları” ile bu güne kadar geldi. Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’nun Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’nun bağımsız adaylarını veto etmesiyle, sokaktaki eylemler adeta bir zirve yaptı ve bu eylem dalgası YSK’nın geri adım atmasını beraberinde getirdi. Son 4 aylık süreç içerisinde Kürt ulusal sorununun çözümü için Kürt siyasal hareketinin başlattığı eylemler, Kuzey Kürdistan’da sokaktaki insanların deyimiyle, “nefes alınmayan” bir dönem olarak işledi ve seçim süreci ile birlikte devam ediyor. Bu nefes alınmayan süreçte Türk egemenleri de baskıları iyice arttırarak, Kürt siyasal hareketine cevap veriyor. Geliştirilen eylemler dalgasına polis şiddeti arttırılarak yanıt veriliyor. Yüzlerce Kürt, bu polis saldırılarında gözaltına alınıyor, sokakta işkence görüyor ve tutuklanıyor. Polis kurşunları ile yaşamını yitiren siviller ise, söz konusu baskı ve saldırıların dozunu ortaya koyuyor. Yargıtay tarafından eski davası onaylanan Hatip Dicle’nin adaylığı seçimlere üç gün kala tehlikeye düşmüş durumda. Henüz netleşmemekle birlikte eğer YSK tarafından onaylanır ise Hatip Dicle aday olmayacak. Gözaltı, tutuklama, halkın üzerine ateş açma, karalama ve ithamlarla BDP’ye yıpratmaya çalışan devlet ve onun iktidar sözcüleri, bu kez de “hukuka üstünlük” payesiyle yargı güçlerini harekete geçirerek Kürt adayları saf dışı etmeye çalışıyor. Demokratik eylemlere ve bağımsız Kürt adaylara dönük gerçekleştirilen saldırı dalgası özet olarak bu şekilde iken, diğer alanda ise Türk ordusu, ateşkes durumunda olan HPG gerillalarına yönelik büyük çaplı ve yüksek teknik imkânları kullanarak imha operasyonları düzenliyor. Söz konusu bu imha operasyonlarında ve çıkan çatışmalarda sadece son iki ay içerisinde 30 civarında HPG gerillası yaşamını yitirdi. Bu yaşananlar üzerinden Kürt ulusal hareketine dönük saldırıların asıl nedenine inmek gerekiyor. Öyle ki, devletin, İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmeler gerçekleştirirken, dışarıda her alana dönük saldırılarının nedenleri üzerinde durmak gerekiyor. Fiili özerklik inşası Kürt ulusal hareketi, son 11 yıllık süreç içerisinde (Abdullah Öcalan’ın ülkeye getirilmesi ile birlikte) Kürt sorununun çözüleceği noktasında gerek uluslararası güçler gerekse 2002’den sonra AKP ile birlikte sorunun parlamentoda çözüleceği noktasında bir beklenti içerisindeydi. Bu beklenti ile Kürt hareketi tarafından yürütülen siyasal süreç, özellikle 2007 genel seçimlerinde AKP’ye olumlu bir misyon biçilmesini beraberinde getirdi. AKP’nin devlet ve emperyalistlerden bağımsız olarak sorunu çözebileceği algısı Kürt halkının AKP’ye eğilim göstermesine neden oldu. Ve AKP, 2007 seçimlerinde Kürtlerden büyük bir destek aldı. Ama gelinen aşamada Kürt hareketi, AKP nezdinde devletin, sorunu çözmekten çok Kürt ulusal hareketini oyalayarak uzun vadede hareketi marjinalize etmeyi hedeflediğini gördü. Ve Kürt ulusal hareketi tarafından “sorunu çözmezseniz biz fiili olarak bu işi çözeriz” politikası, yapılan görüşmelere rağmen devreye sokuldu. Bu politikanın devreye sokulması ile birlikte, AKP’nin ve devletin elindeki kozlar, halkın geniş eylem dalgası ile Türk egemenlerinin elinden alınmış oldu. En azından açık yürüyen politikalarda göze çarpan esas unsur bu. AKP üzerinden devletin, sorunu çözmekten çok muhataplığı sadece oyalama taktiği olarak gören anlayışı, Kürt ulusal hareketi açısından görülmüş durumda ve geliştirilen eylemler bu farkındalığın sonucu olarak ortaya kondu. Gerek PKK’nin silahlı merkezi olan Kandil’den yapılan açıklamalar ve gerek İmralı’dan yapılan 15 Haziran’a dönük açıklamalar, yeni sürecin işaretlerini veriyor. Yeni süreçte temel olarak belirlenen politika şu: “Devlet, sorunu uzlaşma ve parlamento ile çözmezse, 4’üncü aşama olarak nitelendirilen devrimci halk savaşının geliştirilmesi ve fiili olarak demokratik özerkliğin inşası.” Bu anlayış ile 15 Haziran’a gelinmeden Amed Kent Konseyi başta olmak üzere birçok kent ve ilçelerde “Demokratik özerkliğin inşasını hızlandırma” çalışmalarına yönelik açıklamalar yapıldı. Bu açıklamalar ile birlikte devlet tarafından “Çözüm yeri parlamentodur” yönlü açıklamalar da peşi sıra geldi. Devletin açıklamalarının yanı sıra Kürt ulusal hareketi, Kürt ulusal birliği noktasında da belki tarihinin en geniş birlikteliğini -görünen kısmıyla- sağlama çalışmaları yürütüyor ve bunu büyük oranda sağlamış gibi gözüküyor. Kürt ulusal birliği konusunda sonbaharda 4 parçadaki Kürtlerin katılımıyla yapılması planlanan Kürt Ulusal Konferansı, bu konuda Kürtler açısından çok önemli bir hava yaratmış durumda. Öyle ki, yoksul Kürtünden, zenginine, toprak ağasına ve farklı ideolojik bakış açısına sahip Kürtlere kadar, karar olumlu karşılanıyor. Kürtlerin Ulusal Birliği’nin bütün Kürtler açısından çok önemli olduğu yorumları yapılıyor. AKP’nin hüsran mitingleri, BDP’nin çıkışı Bütün bu yaşananlar üzerine elbette söylenecek çok şey, üzerinde durulması gereken birçok nokta var. Ama Kuzey Kürdistan’da gözüken; AKP’ye dair umutların tükendiğidir. Bu beraberinde devlete karşı güvensizlik olarak da adlandırılabilir. Bunun en somut örneği ise, AKP tarafından Hakkari’de ve Amed’de gerçekleştirilen mitingler. Tayyip Erdoğan’ı çok kızdıran Hakkari mitinginin ardından Kuzey Kürdistan’ın merkezi Amed mitingi de AKP açısından bir hüsran olarak nitelendirilebilir. Bindirme kıtalarla Amed’e çevre illerden onlarca araç ile insan taşınmasına rağmen miting alanı polis ve özel timler hesaba koyulsa dahi 20 bini bulamadı. Ve AKP’nin Kürdistan’da bazı aşiret ağaları hariç tamamen kendi cemaat kadroları denen isimleri milletvekili adayı göstermesi de halk açısından bir başka kırılmayı beraberinde getirmiş durumda. Öyle ki, Amed’de devlet ile sürekli olarak çıkar birlikteliğinde olan Ensarioğlu aşiretinin bağımsız adayı, yine Urfa’da İzol aşiretinden Zülfikar İzol da AKP’nin oy kaybetmesine neden olacak gibi gözüküyor. AKP açısından durum bu şekilde iken, Kürt hareketi açısından ise tersi bir durum söz konusudur. Kürt hareketi, 2007 seçimlerinin çok fazla üzerinde bir oy alma ve adayları 2’ye katlama motivasyonu ile çalışmalarını yürütüyor. Bu gerçeklik bütün mitinglerde kendisini gösteriyor. Öyle ki, yıllardır devlet tarafından kullanılan korucular dahi Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku adaylarını AKP’nin adaylarından daha kitlesel olarak köylerinde karşılıyor. Halk desteğinin kitleselleştiğini ve halktaki devlet korkusunun kırıldığını çok iyi gören Kürt ulusal hareketi, Kürdistan’daki mitinglerinde daha gözü kara çıkışlar yapabiliyor. Bu gerçekliğin ve yaşanan sürecin finalini, 12 Haziran veya ulusal hareketin ifadesiyle 15 Haziran’da İmralı’da yapılacak olan açıklama belirleyecek. Bölgedeki asıl beklenti 12 Haziran’ı güçlü bir şekilde geçmek ve 15 Haziran’da Kürt siyasal hareketinin temsilcilerinin deyimiyle, “asıl kararlaşmayı” sağlamak. Yani Kürtlerin bu süreçte asıl beklediği tarih 12 Haziran’dan öte 15 Haziran’da yapılacak olan açıklama. Seçim için yapılan bütün çalışmalar, 15 Haziran’da Abdullah Öcalan’ın elini güçlendirmek gayesi ile yapılıyor. Bu amaçla Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun 4 Haziran’da Amed’de gerçekleştirdiği mitingde 100 binin üzerinde kitleye seslenen BDP Eş Genel Başkanı Filiz Koçali’nin söylediği “Ya demokratik özerkliği kabul edecekler ya da ikili yönetimi biz kendimiz inşa edeceğiz” açıklaması, boşa söylenen bir söz değil. Bu gerçeklik içerisinde birçok dengenin olduğu, son 11 yılda çok fazla dur-kalkların yaşandığı Kürt ulusal sorununda, bir eşiğin üzerinde duruluyor. Kürt siyasal hareketi ve ona gönül vermiş Kürt halkının büyük bir kesimi, artık bu eşikteki dengenin bozulmasını istiyor. Çünkü denge bozulmazsa yakalanan siyasal ve kitlesel başarının eriyeceğinin farkındalar. Bütün yaşananlara ve devletin sertleşmesine bakıldığında bu dur-kalk durumu 15 Haziran’da bozulacak. Ama bunun hangi yönde bozulacağını ise, 15 Haziran sonrası yaşananlar gösterecek. “Ya tamamen savaş ya da barış (!)” denen sözün yansımasını Amed sokaklarında görmek mümkün.
|