Analiz Diğer Yazılar

Sarıl güne, sarıl saate

“Ama Marksizm yine de, resmi bilimin her ‘idam’ fermanından sonra daha sağlam, daha bilenmiş ve daha canlı bir biçimde ortaya çıkmaktadır.” 1913 yılında Marksizm’e yönelik geliştirilen her türlü saldırıya karşı hala güncelliğini koruyan oldukça önemli bir belirlemedir, Lenin tarafından yapılan. Marksizm’i üç ana döneme ayıran Lenin, bu dönemleri; “1) 1848 devriminden Paris Komünü’ne (1871); 2) Paris Komünü’nden Rus Devrimi’ne (1905); 3) Rus Devrimi’nden günümüze dek süren dönemler” olarak belirtiyordu. Birinci dönemin 1848 devrimi ile başladığını belirten Lenin, bu dönemin “Marks öncesi sosyalizmin bütün şamatalı, uyumsuz, tutarsız biçimlerine kesin bir darbe indirdiğini” ifade eder. Bu dönem 1871 Paris Komünü ile zirve yapar ve 1. Enternasyonal’in kurulmasıyla taçlanır (1864-1872). İkinci dönem ise Avrupa’da burjuva devrimlerin bitişi ve “barışçı” evrenin hakimiyetidir söz konusu olan. Bu dönemde Marksizm’in teorik üstünlüğü ve pratikteki karşılığı hasımlarını Marksizm kılıfına girmeye mecbur eder ve revizyonizm, anarşizm, oportünizm vs. vb. birçok anti-Marksist akım Marksizm adına siyasal sahnede yer bulmaya çalışır. 1905 Rus Devrimi ile beraber üçüncü dönem başlar ve Avrupa’daki sakinlik yerini Asya’daki kalkışmalara bırakır. İkinci dönemin “barışçı” hâkimiyeti kırılır. Proletarya kendi partileri öncülüğünde siyasal sahnede etkin bir aktör olarak yer alır. Sonrasında gelişen 1917 Ekim Devrimi, 1949 Çin Devrimi, Avrupa’da 1848’lerde dolaşan heyulanın bir karabasan misali dünya gericiliğinin üzerine çöktüğü ve milyonlarca insana umut olduğu bir dönemi yaşadık.
Okur yukarıdaki pasajı niçin yazdığımızı ve yüzyıl önce yaşanmış olayları niçin gündeme taşıdığımızı haklı olarak soracaktır. Fakat dönüp objektif ve sorgulayıcı bir gözle 2000’li yılların Türkiye-Kuzey Kürdistan ve dünyasına baktığında, ne kadar benzer yönler olduğunu net bir şekilde görecektir.
Ultra emperyalist tezlerin yerini İMPARATORLUK’un aldığı, revizyonist-anarşist akımların hayaletini liberalizmin-tasfiyeciliğin canlandırmaya çalıştığı, sınıf savaşımının yadsınarak sınıf düşmanlarının “kardeşçe” bir arada yaşamalarının salık verildiği günümüz şartları ile, 1900’lü yıllarda yaşananlar oldukça benzerlik gösteriyor. Maksadımız bir bütün olarak tarihsel analizler yapmak olmadığı için, sınıf mücadelesinin ideolojik alanda ülkemiz özgülünde yaşadığı gelişmelere dikkat çekmek ve mümkün olursa buradan canlı bir tartışma ortamı yaratmak hedefimizdir. Herkesin malumu olduğu üzere ABD emperyalizmi öncülüğünde geliştirilen GOP ile TC.’ye ciddi bir misyon biçilmiş ve TC.’nin bu misyonu yerine getirebilmesi için bazı kriterler öne sürülmüştür. Bu kriterlerin yerine getirilmesi içinse “sorunsuz” bir gül bahçesi şarttır! Bunu sağlamanın yolu ise toplumun en ileri dinamiklerini etkisizleştirerek hayata geçirilecek politikaları sorunsuz bir şekilde yürürlüğe sokmaktır. Diğer saldırılarla beraber “Hayata Dönüş Operasyonu”, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın TC.’ye teslim edilmesi oldukça önemli iki belirleyendir. Bir yandan devrimci bir hareketin yaşadığı tüm sorunlara rağmen en diri konumda olan hapishanedeki güçleri, diğer yandan tam bir “baş ağrısı” pozisyonuna gelen Kürt ulusal hareketi etkisizleştirilip ehlileştirilmeye çalışılmıştır. Ve belirtmek gerekir ki sistem bu iki operasyonda da kısa vadeli de olsa esasta başarılı olmuştur. Devrimci hareket hala içinden çıkamadığı ciddi bir sağ tasfiyeci sürece evrilmiş ve kitlelerden kopuk, marjinal, devrimci mücadeleyi basın açıklamalarına hapseden tam bir açmaz içerisine girmiştir ve bu haliyle de bu açmazdan çıkması pek mümkün gözükmüyor. Burada sınıf hareketinin 2002 yılında yakaladığı nitel gelişmeyi 2005 yılında yediği darbe ile ciddi şekilde kaybettiği fakat; bağrında yeniden yükselişe geçeceği dinamikleri de taşıdığını da belirtmek gerekiyor. Kürt ulusal hareketi ekseninde yaşananlar ise başlı başına ayrı bir yazının konusu olmakla beraber şu kısa vurguları yapmak yerinde olacaktır; Abdullah Öcalan’ın TC.’ye teslim edilmesiyle beraber başlayan “Demokratik Cumhuriyet, Demokratik Konfederalizm, Demokratik Özerklik” üst başlıkları ile sistem içine tam meyl etme eğilimleri, Marksizm’e yönelik Öcalan tarafından eleştiri adı altında yapılan sistematik saldırılar ve karşı cephede imha ve inkar ile elde edilemeyenin tasfiye politikası ile çok küçük bazı kazanımlar eşliğinde elde edilmeye çalışılması temel belirleyenleri oluşturmaktadır. Daha yüzlerce irili ufaklı olguyu göz önüne alarak yapılacak bir değerlendirmede 2000’li yıllarla beraber öncesinde var olan ideolojik dezenformasyon had safhaya ulaşmıştır. AKP’nin uzun yıllar hazırlanarak bu oyunda başrole getirildiği 2002 yılından günümüze tam bir sağ tasfiyeci, liberal rüzgâr estirilmektedir. Bu dönemi incelediğimiz vakit tıpkı yazının başında aktardığımız 1900’lü yıllar başında yaşanan gelişmeleri görmekteyiz. Sınıf farklılıklarının ve savaşımının yadsındığı “barış, özgürlük, demokrasi” söylemleri ile sistem içi mücadelenin kutsallaştırıldığı ve devrimci-komünistlere yönelik saldırıların yoğunlaştığı gerçekliğidir karşımızda duran. Diğer alanlarda yaşananları es geçerek onlarla paralel geliştirilen ideolojik saldırılara karşı, gerek devrimci hareket gerekse sınıf hareketinden doğru, sloganı aşacak tarzda bilimsel, sağlam karşı koyuşlar gerçekleştirilmemiştir. Revizyonist ve reformist cenaha yönelik zaten cılız olan devrimci karşı koyuş, özellikle Birikim, Taraf, Radikal gibi basın organlarında kümelenen liberal tayfaya karşı ise adeta sağır ve dilsizleri oynamaktadır. Halil Berktay, Ömer Laçiner, Ahmet İnsel, Oral Çalışlar, Murat Belge, Ahmet Altan, Roni Margules… vs. öncülüğünde Marksizm adına geliştirilen Marksizm’e saldırılar gerekli cevabı alamamaktadır. Neredeyse her gün düzenli olarak adı geçen yayınlar ve daha birçok basın yayın organında Marksizm kalbura çevrilmekte, en olmadık saldırı ve karalamalarla karşılaşmaktadır. İbret verici tarzda bu saldırıları yapanların zamanında, saldırdıkları bu düşünce sistematiğine yaşamlarının merkezine koyduklarını da belirtmekte fayda var. Gayet normal olan bu liberalizmin görevlerini yaptıkları gerçeğini not ederek buna yönelik devrimci-komünistlerin neler yaptıklarına bakalım.
Marksizm’in ülkemizde hakkaniyetle vücut bulduğu dönemi 1971 devrimci hareketi dönemine denk düşürmek yanlış bir saptama olmayacaktır. Küçük burjuva devrimci örgütlerde çarpık olarak da olsa yer edinen MLM, sınıf hareketinde Kaypakkaya yoldaşın berrak kavrayışı ve somuta uyarlaması nitel bir sıçramaya tekabül ediyordu. Fakat her alanda canlı ve verimli geçen bu dönem sonrası geçen 40 yıllık süreçte, tam bir “donma” hali yaşanmaktadır. Ya “yeni” adı altında tasfiyecilik ya da “solculuk” adına dogmatik bir tavır sergilenmektedir. MLM bilimini kavrama-geliştirme yolunda oldukça sınırlı bir yol alınmıştır. Tam da eylem kılavuzu olarak hayat bulması gereken MLM bilimi sadece belirli kitabi bilgilerle sınırlandırılmış, Marksist okumalar oldukça düşmüş, ideolojik mücadele sıfıra yakın seviyeye gelmiştir. Mevcut durum siyasal süreçten ayrı değerlendirilmekle beraber, böylesine bir açmazı sadece şartlara bağlamak da hatalı olacaktır. Hasımlarımızın Marksist külliyatı bizlerden daha fazla araştırıp okuduğu, içini boşaltmaya dönükte olsa MLM bilimiyle, içli dışlı olduğu gerçeğini göz önüne alınca, yükümüzün on kat daha arttığını bilince çıkarmak gerekiyor.
Savunduğu ve karşı çıktığı şeyi tam olarak, tüm yönleriyle kavrayamayan bir devrimcinin başarı şansı oldukça azdır. Bu başarı ya da başarısızlık durumunu belirleyecek olan oldukça enerjik bir şekilde okuma-araştırma-pratikte sınama ve tekrar tekrar döngü hayata geçirilip geçirilmemekle bağlantılıdır. MLM’ye yönelik bunca saldırının olduğu bu süreçte, devrimci-komünist saflarda bu saldırıları göğüsleyip MLM silahıyla alt edecek birikim şu an için ne kadar zayıf olsa da bunu giderecek şartlar da mevcuttur. İdeolojik mücadelenin yeterince bilince çıkartılıp gerekli savaş araçları itinayla seçilerek hasmımızla kozumuzu paylaşmanın zamanıdır. Görev ertelenemez; ideolojik, felsefi ve siyasal kulvarlarda hasımlarımıza oldukça güçlü ve seri darbeler indirerek inisiyatifi ele almak gerekiyor. Her bir devrimci başta Marksist eserler olmak üzere teorik araştırmalara-çalışmalara hız vermeli; sınıf düşmanlarımız itina ile incelenmeli ve gazete, dergi, internet gibi iletişim araçları üzerinden güçlü bir karşı saldırı geliştirilmelidir. Dağınık, etkisiz, kendiliğinden saldırıların önü alınmalı, somut görevlendirmelerle her bir alanda tam bir ideolojik taarruz başlatılmalıdır. “Revizyonist, Reformist, Liberal, vb. her türlü akıma karşı MLM bayrağını yükseltelim” şiarıyla böyle bir çağrıyı elzem görmekteyiz. “On bin yıl çok uzun, sarıl güne, sarıl saate”.

 
Share