Analiz Diğer Yazılar

Ortadoğu üzerine -II-

Ortadoğu ve Afrika halkları bir isyan dalgası ile yerle bir ettikleri diktatörlerini tarihin çöplüğüne gönderirken, yerini alacak olan uşak iktidarlara kapı aralamamalıdır. Halk kendi devrimci öznelerini yaratmalı ve suyun akışına yön vermelidir.

Osmanlı bakiyesi altında yıllarca bağımsızlığından yoksun olarak yaşamış Kuzey Afrika ve Ortadoğu halkları, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin güdümüne girmişler ve sömürgeleşmede el değişmişlerdir. Bu devletler, Osmanlı’dan kurtulurken yeni efendilerinin sömürgesi haline gelmiş ve onlara karşı da bir savaş vermek durumunda kalmışlardır. Osmanlı bakiyesinin bu evlatlarının verdikleri savaş ve uluslararası dengeler den kaynaklı göreli bir bağımsızlık kazanmış ve sömürge statüsünden yarı sömürge bir evreye girdikten sonra emperyalizme bağlı uşak iktidarlar tarafından yönetilmiş ve son çeyrek yüzyılda da diktatör rejimler tarafından buradaki halklara kan kusturulmuştur.
Her biri Batılı emperyalistlerin özel olarakta ABD’nin uşaklığına tabi olmalarıyla birlikte yeni bir süreç gelişmiştir. Sosyal ve ekonomik anlamda ciddi bir baskı ile özgürlüklerinden yoksun olan halklar Batılı emperyalistlerin uşak iktidarlarına karşı demokratik haklarını dahi kullanamaz durumda yönetilirken, patlak veren eylemler korkunun esaretini kırmıştır. Tunus ve Mısır için bu durumu bugün daha net olarak ifade edebiliriz. Ancak Libya, Bahreyn, Yemen, Lübnan, Cezayir vb. için bunları net söylemek imkansızdır. Burada gelişen hareketler daha gelişim aşamasında muhalifler tarafından yönlendirilen bir pozisyona düşmüştür.
Gelinen aşamada emperyalist devletlerin de istemleri ile bu ülkelere müdahaleler başlamış ve sokakalarda çatışan halka silahlı saldırılar olmuştur. Yüzlerce kişinin öldüğü bu eylemlerde yaşananlar halkın kendiliğnden gelme hareketleri, devlet aygıtı elinde bulunduranlar tarafından nasıl yönlendirildiği de görülmüş oldu.
Ayrıca konu ekseninde bir vurgu daha yapmak gerekirse, halk isyanları devrimci bir katalizör görevi görür. Ne kadar önderliksiz gelişse de kendi dinamizmi içerisinde devrimci çıkışlar yaratır ve kendi devrimci öncülerini yaratır. Eğer bu devrimci örgüt ve önderlikler hızlı hareket kabileyeti sergilerlerse süreci göğüsleme noktasında önemli bir yol da kat ederler.
Her devrim kendi bulunduğu ülkenin özgünlüklerini taşıyarak bir gelişim izler. Bu gelişmeler içerisinde katedeceği yollar ve taktiksel değişiklikler yine o devrimi yönlendirenlerin süreci okuyarak akışa yön vermesiyle olur. Ve devrim, kendini planlayanlar tarafından mevcut hedefleri yok etmekle kalmaz, yıkma süreci içerisinde kendi alternatif modelini de inşaa etmeyi sürdürür. Sorun yine burada önderlik meselesine gelip kilitlenmektedir. Buradaki hareketlerin evrileceği yer burjuva iktidarlara yedeklenmek olduğundan halk, gericilikle suçlanabilir. Ancak halk kendiliğinden gelen bir dalgada yapabileceğini yapar, yıkar, dağıtır ve eskinin kalıntılarına darbe indirir; yerine kurulacak olan sürecin inşasını sağlayamazsa yıkımla karşılaşır. Bugün birçok halk hareketinin temel sıkıntısı budur. Yoksa bu hareketler ilk defa Ortadoğu’da gerçekleşmiyor. Dünyanın bir çok ülkesinde özellikle yakın tarihte Arjantin önemli bir örnektir. Halkın öfkesi sokakları abluka altına almıştı. Ancak sonuç ortadadır. Hem de daha örgütlü olmasına rağmen gelinen nokta açıklayıcıdır.
Yeni iktidarın niteliği
Kendiliğinden gelme hareketlerin gelişim seyri içerisinde manevra yapma şansı yok denecek kadar azdır. Başladığı zaman yıkıcı güç birden açığa çıkar ve yıkamadığı zaman kendisi parçalanır. Bugün Ortadoğu ve Afrika’daki hareketler kendiliğinden gelme isyan dalgasının sonucunda diktatör yönetimleri devirdikten sonra geri çekilmiş (Mısır ve Tunus), yapılacak seçimlerin tarihini beklemeye koyulmuştur.
İsyan günlerinde dillendirdikleri talepler üzerinden bolca vaad alan halk ve yeni gelecek iktidarlardan yaşantılarında değişikliğe yol açacak adımlar beklemektedir. Beklentilerin bazılarının yeni gelen iktidar tarafından karşılancağı ortadadır. Çünkü öfkesi henüz dinmemiş olan yığınlar yeniden başkaldırma yolunu seçeği korkusunu bir kere yaşatmışlardır. Ancak buna karşı yeni cevap eskisinin aksine bir katliam portresi de çizebilir. Ama şimdilik bu talepler karşılanma eğilimi içerisindedir. Tabii yeni bir soruda beraberinde gelmekte. Bu talepleri karşılayanlar kimler olacak? Halkın yıktığı iktidarların yerine nasıl bir iktidar kurulacak?
Bugün Ortadoğu ve Afrika’da gerçekleşen halk isyanları, daha fazla özgürlük ve demokrasi isterken, istenilen demokrasinin kim ya da kimler tarafından verileceği gayet net ve açık bir şekilde ortadadır. Tunus ve Mısır’da isyanlar sonucu devrilen Zeyd Bin Ali ve Mübarek’ten sonra halka demokrasi ihraç edecek olan muhalifleri vaadler dağıtmaya başladı bile. Demeçlerde halkın taleplerinden bahsederek iktidara gelmenin peşinde koşan bu bayların hangi sınıf karakterinden beslendikleri ve iktidarı tesis ettiklerinde kimlerin emrinde ve nasıl çalışacaklarını için kahin olmak gerekmiyor.
Ancak halk isyanlarının gelişim seyri içerisinde devrim rüyası görenlerin bu gelişmelerden bir mucize beklentisi içerisinde oldukları, yapmış oldukları tespitlerden anlaşılıyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi buradaki halkın ayağa kalkması ve kendi diktatör rejimlerine karşı isyan bayrağı açmalarıi kuşkusuz önemli ve desteklenmesi gereken objektif bir olgudur.
Buraya dair net tespitler yaparak büyük bir beklenti içerisinde devrim kurguları ile methiyeler düzenler burjuva limanlara demir atacaklardır. Yaşanan yanılsamanın temeli hepleştirme ya da hiçleştirmedir. Toptancı bir algı ile varolan direnişleri herşeyin üzerine çıkararak mevcut durumda ihtiyaç olunan  ya da gidişatın niteliğini belirleyecek ögeleri hiçleştirenlerin, sosyalist bir devrim arifesinde değil, modern devlet iktidarının tesisinde büyük rol oynayacakları açıktır.
Gelişmelerin analizini yaparken büyük bir devrim dalgasına kapılarak ya da abartılı bir tanımlama ile özgün biçimler kazandırma adına yeni teorik tespit keşfine girenler abartılı yaklaşımla bu hareketleri yüceltemezler. Bir hareketin ya da isyanın yüceliği kendi gerçekliği içerisinde çizdiği yolun doğru kavranmasından ve bu tespitler ekseninde niteliğin doğru tanımlanmasıyla sağlanır. Kaldı ki o hareket kendi gerçekliğinin öyle ya da böyle zaten farkındadır.
Ayrıca bilinir ve defalarca kez kanıtlanmıştır ki halk, ayağa kalktığında taleplerinde gayet bilinçli olmakla birlikte, somut taleplerini karşılayacak gücün peşinde hareket etmeyi tercih eder. Ve de ilave etmek gerekirse halk isyanlarının geldiği noktada muhalif klikler bunda başarılı da olmuştur. Halkın istem ve beklentilerini kullanarak, umut tacirliğine soyunan bu baylar, efendilerinin emrine amade bir düzen kurabilmek için halkın beklentilerinden faydalanarak, en büyük gücü yani halkın gücünü arkasına almak için bir yarış içerisine girmiştir.
Emperyalizmin yeni hedefleri
Emperyalist devletler açısından durumun ele alınışı ise kendi çıkarlarını koruma ve yeniden yapılandırma eksenindedir. Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin genel durumunu göz önüne aldığımızda, uşak iktidarlar yarım asra yaklaşan dikta rejimlerini emperyalizme dayanaraktan muhafaza etmekteydiler. Yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin yanı sıra ülke pazarının da etkisini kullanarak emperyalizmle ikili ilişkiler içerisinde hakimiyetlerini efendilerinden aldıkları destekle sürdürmekteydiler. Bölgede bulunan yeraltı zenginlikleri kadar, orada varolan pazar da emperyalzmin iştahını kabartmakta ve buranın siyasal kontrolünü de elinde bulundurmak istemektedir. Siyasal nüfuzunu ya da etkinliğini uşak iktidarlar üzerinden tesis eden emperyalist güçler ve özellikle ABD, santraç tahtasındaki bütün hamleleri kendisi oynamak istemekte, rakiplerinin tahtanın etrafında dolaşmasına biran bile tahammül edememektedir.
Özellikle Afganistan ve Irak işgalleriyle devam eden süreç Ortadoğu’daki yapılanmanın başlangıcı nitelğinde idi. Ancak dönemsel politikalarında değişikliğe giden ABD ve diğer emperyalist devletler, süreci tamamlamak ve pastadaki paylarını yeniden düzenlemek ve bununla birlikte de ellerinde nelerin kalacağını hesap etmektedirler.
Emperyalizmin bu hesapları kuşkusuz kendi içlerindeki uyuşmazlığı ya da çelişkileri sekteye uğratırken yine bu bölgelerde yaşayan halklar tarafından da bu hesaplar sekteye uğratılabilmekte. Tahta üzerinde yapılacak bir takım hamleler kendini dayatmaktadır. Bu mevcut gelişmeler içerisinde ortaya çıkan tabloya bakıldığında, bu hesaplarında belirli aksaklıklar meydana gelmiş ancak diğer taraftan elini rahatlatacak gelişmeler de yaşanmıştır. Öncelikle çeyrek asrı geçen uşak yönetimler buradaki halkın müdahalesi ile ortadan kaldırılmış ve bu devletler tarafından da artık gözden çıkarılmıştır. Şimdi yeni kurulacak uşak iktidarlar üzerinden, bu politikalarını daha rahat hayata geçirecek zemin yaratmanın peşinde olacaktır.
Halk isyanları devam ederken yapılan açıklamalar bunun açık emarelerini taşımakta idi. Öyle ya uşaklar uşaklıklarını yerine getiremezse, gelecek olanları uşaklaştırmak daha etkin sonuç almak için bulunmaz nimettir. Kaldı ki bu yarış içerisinde olan muhalif kesimler şimdiden buna soyunmaktadırlar.
Emperyalizmin hangi kulvarda nasıl bir yarış içerisinde olduğu artık ayan beyan ortadadır. Ortadoğu ve Afrika halklarının kendi kaderlerini ellerine alırken nasıl bir gelecek kuracaklarına dair hala fırsatlar vardır.
Kendi devrimci dinamizmini yaratarak uşak iktidarları değil, kendi devrimci iktidarlarını yaratmak için çatışmayı derinleştirmelidirler.

 
Share