|
Ortadoğu ve Afrika’da gelişen halk isyanları, kitlelerin birikmiş öfkesini yansıtırken, bir devrim doğuyor yaklaşımı abartılı ve yersiz bir bekleyiştir.
Dünyanın fırtına merkezleri olan üçüncü dünya ülkelerindeki kıpırdanış, emperyalist haydutlara korku salarken, kitlelerin yıkıcı gücünü açığa çıkarmaktadır. Herhangi bir bölgede gelişen ve iktidara ve onun zor gücüne karşı girişilen alt etme hali ilerici bir nitelik taşımakla birlikte, haklı bir zemine yaslanmaktadır. Dünyanın kırlarında yaşanan son gelişmeler uyuyan devin yıkıcı gücünün kıvılcımlarıdır. Daha önceki yazılarımızda bu gelişmelere dair yazılan çeşitli yazılar, öz itibariyle bu hareketlerin, haklı zeminine işaret ederken niteliğini de belli hatları ile ortaya koymaktaydı. Bu hareketlere yaptığımız atıflar onun ilerici, haklı zeminine ışık tutarken, ancak gelişim seyri ve hedefleri noktasında da geleceği duruma da işaret etmekteydi. Gelişen halk ayaklanmalarının (veyahut isyanlarının), niteliği ve zemini doğru tahlil edilmediğinde bu hareketleri doğru tanımlayamayız ve yüklediğimiz misyonda durumu abartan bir beklenti hali yaratır. Gelişmeleri kısaca özetleyerek ve yaptığımız tahlillere dair açıklık getirmeye çalışalım. Öncelikli olarak belirtmek gerekirse bu gelişmeler son 3-5 ay ya da bir yılın ortaya çıkarmış olduğu öfke seli değildir. Her biri bulunduğu ülke içerisinde en az 25 yılını doldurmuş iktidarlara karşı adım adım gelişen ve bir patlamaya neden olan gelişmelerdir. Bu anlamıyla kendi öncüllerine yaslanarak bulundukları dönemin tarihsel gelişimi içerisinde ortaya çıkan, sosyal yaşam koşullarına itirazı barındıran, bundan kaynaklı da (isterse emperyalizmin güdümünde olsun) mevcut iktidar yapısına yönelmiş bir isyan dalgasıdır. Buradan bu hareketlerin rejim karşıtı ve özel mülkiyet dünyasını hedef alan pratikleridir sonucu çıkarılamaz. Tunus’la başlayıp, Mısır, Cezayir, Libya, Yemen, Bahreyn gibi Ortadoğu ve Afrika ülkelerine yayılan bu dalga, kitlelerin, sosyal ve ekonomik yaşam koşullarına bir itirazın ürünü olmakla birlikte toplu bir altüst oluş ve mülkiyet ilişkilerinde köklü bir değişim içermez, içermemiştir. Bu tespite varmak sonuçtan hareketle değil, isyana neden olan sosyal, siyasal ve ekonomik olguların gerçek niteliğini ve hedefleri noktasında önderlik etkisinin tayin edici rolü olduğunu söylemek yanlış bir tespit değil, bilakis isabetli bir tanımlamadır. Bu tanım burada isyan eden kitlelerin, haklı ve ilerici yönünü küçümseme anlamı taşımaz. Ortak bir talep ekseninde bir araya gelmiş ve iktidara karşı yönelmiş halk kitlelerinin haklı taleplerini desteklemek, onlarla birlikte hareket etmek ve aynı saflarda buluşmak, demokratlığın, devrimciliğin ve hatta komünist olmanın olmazsa olmazıdır. Dolayısıyla Afrika ve Ortadoğu’da ayağa kalkmış halkların direnişini, isyanını ve yıkıcı gücünü selamlamak, bu öfke selini desteklemek görevdir. Ancak bu görev bu gelişmelerin niteliğini ve evrileceği yeri tespit etme durumunu engellemez. Bu hareketlerin niteliğini açığa çıkarmak beklentileri ve geleceği evreyi iyi tanımlamamızı sağlar. Önderlik tayin edicidir Önderlikten (elbette burada bahsettiğimiz komünist bir önderliktir) yoksun olmaları bu isyanları haksız kılmaz. Sadece tayin edici eksikliğin varlığını ortaya koymak olur. Bugün bu halk isyanlarının temel sıkıntısı, tayin edici eksikliği önderlik sorunudur. Ve sonuç itibariyle de yani burjuva iktidar yaratmanın ötesine geçmez. Elbette devrim kitlelerin eseri olacaktır. Kitlelerin yıkıcı gücünü arkasına alamayan oraya yaslanmayan bir kalkışma yeni burjuva diktatörlüklerin doğmasına neden olur ancak kitlelerin çıkarlarını temsil eden bir devrim olmaz. Bu durum tersi için ifade edecek olursak, doğru sınıfsal önderliğe sahip olmayan kitle hareketleri de yeni burjuva iktidarların yaratılmasına neden olur. Kitlelerin çıkarlarını garanti altına alan bir devrim doğurmaz. Bu beklenti abartılı ve gerçekliğin ötesindedir. Kuşkusuz yaşam koşulları eskisinden daha kötü olmayacaktır. Hatta birçok talep yeni iktidarlarda yaratılan panik havasından kaynaklı direk kabul görecektir. Ve göreli bir düzelme yaşanacağı ortadadır. Ancak bundan ötesine geçmeyecektir. Dolayısıyla bu hareketlere dair gerek köşe yazılarında gerekse konu üzerine yazılan analiz yazılarında ve çeşitli makalelerde vurgulamaya çalıştığımız temel mesele bundan ibarettir. Haddinden fazla manalar yükleyerek bir devrim beklentisinde olmadığımızı bu vesileyle bir kez daha vurgulayalım. İlerici muhtevalar taşıyan bu hareketler, orada bulunan ve burjuva devlet aygıtının yeniden inşaasını sağlayacak güçler tarafından hızla kendi potasına doğru akıtılmakta ve bu grupları iktidara yerleştirmektedir. Bekleyip görmeye gerek yok. Kitleler somut talepler üzerinden hareket edeceklerdir (ki bu vaadler şimdiden bu ülkelerde bulunan gerici güçler tarafından dillendirilmeye başlandığı ortada) ve bu vaadlere karşı destek içerisinde olacaklardır. Ancak bazı siyasi çevreler ve bazı entellektüel yazarların, bu gelişmelere kendi gerçekliğinin ötesinde abartılı bir anlam yüklemesi tam da işaret ettiğimiz durumun yansımasıdır. Halkın isyan etme, ayaklanma ve kendi iktidarlarına karşı savaşma hakkı kimsenin tasarrufunda ya da tekelinde değildir. Haklıdır, çünkü halkın bu diktatörlere karşı giriştikleri çatışma, demokrasi ve özgürlük taleplerinin yansımasıdır. Bu, klikler arası çatışmanın veya emperyalist oyunların sonucu da olsa son halkın talepleri üzerinden bir yansıma bulmaktadır. Ancak nevarki bu hareketlerin geleceği yeri yine aynı iktidar aygıtının başka klikler ya da gruplar tarafından inşası ile bitecektir. Eskiye göre bir ilerlemeden bahsedilse de, bir devrim beklentisi rüyanın etkisinde kalan popülist bir yaklaşımdır. Zira bu hareketler sınıf önderliğinin somut talepleri ile kendi kurumsal aygıtlarını yaratan bir nitelikte değildir. Mevcut devlet aygıtı içerisinde var olan iktidar aygıtlarına yeni uşak iktidarlar gelecektir. Kitlelerin açığa çıkan yıkıcı gücü yeni burjuva kliklerin önderliğinde devlet aygıtının yeniden yapılandırılmasından öte bir gerçekliğe sahip değildir. Entellektüel yazarların ifade ettikleri gibi mülkiyet dünyasında köklü bir değişimin ve burjuva devlet aygıtının köklü olarak değiştirilmesini içeren bir gelişim söz konusu değildir. Bu haliyle de bu hareketlerde ortaya koyduğumuz ilerici yönleri, niteliği ve evrileceği noktaya dair ifade ettiklerimiz görünen somut gerçekliğin tanıtlanmasıdır. Görünen durum bunu işaret etmektedir. Yapılan eleştirilerde ifade edilen olumsuzlama tavrının neden olduğu somut söylemler ve bunlar etrafında şekillenen mevcut gerçeklik, özetlemeye çalıştığımız gibidir.
|