Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
AKP dış politikasının Arap coğrafyasındaki açmazları

İran’ı dengelemek adına ABD tarafından desteklenen Türkiye’nin dış politika inisiyatiflerinin, “stratejik derinlik” hevesinin, sonunda “Müslüman Dünya”nın liderliğine oynama hayaline dönüşmesi yukarıda değindiğimiz fiyaskoları da beraberinde getiriyor.

Son 25 günde Arap coğrafyasında gelişen halk ayaklanmaları Ortadoğu’da yeni bir Arap milliyetçiliğinin doğmakta olduğunun habercisi gibi oldu. ABD elebaşılığındaki emperyalizme uşaklık yapan Arap milliyetçiliği hızla gerilerken, İslami duyarlılıklarla karışık ve anti ABD’ci siyasi akımın şekillendiği gözlemleniyor. Yeni Ortadoğunun en büyük özelliğinin ABD hegemonyasına ve onun yerli işbirlikçilerine karşı şekillenen Arap dünyası olacağı şimdiden belli.
Arap dünyası bir alt üst yaşarken “stratejik derinlik”, “Yeni Osmanlı barışı”, “sıfır sorun”, “oyun kurucu olmak” gibi tuhaflıkların  yön verdiği AKP dış politikasının Arap coğrafyasındaki somut sonuçlarını gözlemlemek de yararlı olacaktır. Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülükleri, NATO üyeliği, AB ile Ortaklık anlaşmasının getirdiği sınırlamalar varken AKP iktidarı söylem olarak Türkiye’nin bölgesel hatta küresel bir güç olduğunu biteviye tekrarlayıp eski Osmanlı topraklarında kendi liderliğinde bir uluslar birliği  kurmayı hayal ediyor.
AKP’nin Ortadoğu’nun kaygan zemininin getirebileceği sürpriz gelişmeleri hesaba katmadan yaptığı her hamle şu ana kadar fiyasko ile sonuçlandı. Türkiye’nin bölgede tek başına yapabileceği şeylerin sınırlı olduğu, “oyun kurucu” değil, olsa olsa ABD’nin “destek personeli” olacağı artık daha net görünüyor. AKP’nin aktif dış politikası, reel gerçekler yerine abartılı, çoğunluklu da vehimden ya da yanılsamadan ibaret daha çok iç politikayı etkilemeye dönük yaklaşımlarıyla sürüp gidiyor. Bunlardan ilki emperyalizmin ünlü “medeniyetler arası çatışma” efsanesinin “medeniyetler arası işbirliğine” dönüştürme iddiasını içeren girişimdir.
ABD ve AB’nin desteği İspanya ve AKP iktidarının katılımıyla gerçekleşen girişim medeniyetler arası çatışmayı işbirliğine dönüştürerek, güya “terörü” önlemeyi, Ortadoğu’ya barış getirmeyi hedefliyordu. Zaman zaman İspanya Başbakanı Zapatero ile Erdoğan arasında gösterişli toplantılar yapılsa da bir sonuç alınamadı.
Suriye ile İsrail arasındaki arabuluculuk misyonu da AKP’nin rol çalma politikasının yansıması oldu. İsrail işgali altında bulunan su kaynakları zengini Golan’ın İsrail’i tanıma karşılığı Suriye’ye iade edilmesi ve Filistin sorununun çözümünün kolay olmadığı bilinmesine rağmen AKP’nin arabulucu rolüne soyunmasının aslında “vehim” olduğu çabucak ortaya çıktı. Kaldı ki Golan’daki su kaynaklarına hayati derecede ihtiyaç duyan İsrail’in bu bölgeyi iadeye kolay yanaşmayacağı ve Fırat’ın kaynaklarından daha fazla istifade etmesi için Suriye’yi Türkiye’ye karşı kışkırtacağı da bilinen bir gerçekti. Yine ABD ile Suriye arasında arabuluculuk yapmaya çalışırken, ABD’nin Suriye ile doğrudan ilişki kurup Türkiye’yi devre dışı bırakması da başka bir komedi oldu.
Geçen mayısta İran’ın nükleer faaliyetiyle bağlantılı “Tahran Deklarasyonu” ile sonuçlanan gayretleri teşvik eden ABD, Ankara’nın Brezilya ile hesapta olmayan bir çözüm formülüyle ortaya çıkması üzerine Türkiye’yi zor durumda bıraktı. İstediği yaptırımları Güvenlik Konseyi’nden geçirdi. Böylece Türkiye kontrpiyede kalmanın ötesinde İran ile süren müzakerelerde rol alma şansını da kaçırdı. Nitekim daha sonra İstanbul’da yapılan müzakerelerde tribüne çıktı.
AKP iktidarı son olarak Hizbullah’ın koalisyon hükümetini düşürmesi sonucu çıkan siyasi krizi halletmek üzere Lübnan’da kolları sıvadı. Son yıllarda ilişkilerini geliştirdiği Lübnan üzerinde arttığı söylenen etkinliğini devreye sokmaya çalıştı. Davutoğlu gece yarısı Hizbullah lideri Nasrallah ile somut bir öneri ortaya koymadan Suriye-Suudi Arabistan’ın çabalarını destekler mahiyette görüşme yapsa da başarılı olamayarak süreçten kırgın şekilde çekildi.
Son olarak Mısır’da halk ayaklanması başladıktan sonra Başbakan Erdoğan 8 gün sessiz kaldı. Ne zaman ki ABD ayaklanmaları desteklediğine dair açıklama yaptı, Başbakanın o zaman aklı başına geldi.
SON YERİNE
Soğuk savaştan sonra ayakta kalan tek emperyalist güç olan ABD, Irak ve Afganistan’daki bozgun sonucu Ortadoğu’daki manevra alanını oldukça daraltmış durumda. Obama doktrinine göre esas gücünü Orta Asya’ya verecek olan ABD için bölgeden çekilme süreci de devam etmekte. Bölgede artan İran ağırlığını dengelemek için öne sürülen ve desteklenen “Ilımlı İslam” fantezisinin Ortadoğu ve Türkiye’de siyasal İslam’ın manevra alanını genişlettiği bir gerçek. İran’ı dengelemek adına ABD tarafından desteklenen Türkiye’nin dış politika inisiyatiflerinin, “stratejik derinlik” hevesinin, sonunda “Müslüman Dünya”nın liderliğine oynama hayaline dönüşmesi yukarıda değindiğimiz fiyaskoları da beraberinde getiriyor.      Ortadoğu’nun kaygan zemininde, bölge içi-bölge dışı güçlerin fink attığı siyasal coğrafyada Türkiye’nin tek başına yapabileceği şeylerin sınırlı olduğunu, güzel temennilerin bittiği ve bölgenin acı gerçeklerinin su yüzüne çıktığı, kâğıt üstündeki hesapların pazardaki gerçeklere uymadığı AKP’ce de anlaşılmış olmalı.
AKP, ABD’nin oyunlarına, çıkarlarına daha fazla kapılıp hayali fantezilerle zaman öldürürse Türkiye’nin şimdi sahip olduğu manevra alanını daha da kaybetmesi beklenmelidir. Zira Türkiye’nin Arap-İslam dünyasında etkisini artırma hayali, ekonomik kaynak ihtiyacı nedeniyle büyük ihtimalle Arap ülkelerinin Türkiye siyaseti üzerindeki etkilerinin artması sonucunu verecektir.
Netice olarak şunu söylemek haksızlık olmayacaktır. AKP iktidarının ironisinin devamı halinde zamanla trajediye dönüşeceği beklenmelidir. Çünkü büyük oyunu tezgahlayan ABD elebaşılığındaki emperyalizm, Türkiye’nin Ortadoğu’daki işlevini, doğan boşluğun doldurulması olarak değil, doldurulmasının engellenmesi olarak tasarlıyor ve herhalde kolu kanadı kırık, bağımlı  Türkiye’nin boşluğu dolduracak kadar güçlenmesini engelleyecek sigortaları da şimdiden temin etmiş olmalıdır.

 
Share