Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Ali baba ve son firavunun öğrettikleri

Tunus’ta başlayan, Mısır ve Yemen’de devam etmekte olan halk hareketlerinin nasıl gelişeceği konusunda belirsizlikler devam ediyor. Tunus’ta çeyrek yüzyıl işbaşında kalan Ali baba, halkı sokağa döken bir halk ayaklanması ile ülkeyi terk etti. Mısır’a 31 yıl hakim olan Mübarek, hanedanı oğluna devretmeye hazırlanırken postmodern bir ayaklanmaya yakalandı. Uzatmaları oynamakla meşgul. Yirmi yıldır Yemen’e çöreklenen Ali Abdullah Saleh, Mübarek gibi oğluna iktidar yolunu hazırlarken halk tarafından alaşağı edilmek isteniyor. Bütün dünya sadece Mısır’da değil Arap dünyasındaki transformasyonun ne yönde gelişeceğini merak ediyor. Zira bölgedeki gelişmeler küresel güç dengelerini değiştirebilecek nitelikte. Bu yüzden  bölgesel ve büyük güçler olup bitenler karşısında pozisyon almak ihtiyacını hissediyorlar.
Fransa’nın cici çocuğu Tunus, Kuzey kıyı şeridinde yaşayanlar nispeten refah içerisinde güneyde yaşayanlar ise yarı-göçebe, korkunç bir yoksulluk içinde iken uzun bir süre “istikrar” içerisinde oldu. Ama sosyo-ekonomik nedenlerle güneyliler kuzeye göç edip tüm özgürlüklerin rafa kaldırıldığı soygun ve talan rejiminin farkına vardığında artık yeter diyerek sokaklara döküldü. Bin Ali def olup gitti ama ordunun işbaşına getirdiği meclis başkanının,  23 yıllık dikta rejiminde suç ortağı olan Muhammed Gannuşi’yi bir kez daha işbaşına getirmesi, emperyalist güçlerin oyun kurucu rollerini bırakmadığına işaret etmekte. 23 yıldan bu yana eski rejimin devam etmesinde, eski sömürgeci Fransa ve AB’nin, çok uluslu tekelleri ve bankalarının çıkarları için Bin Ali’nin despot ve talancı rejimini İslamcıların iktidarını önlediği bahanesine sığınarak son dakikaya kadar görmezden gelmesinin payı unutulmamalıdır. Nitekim Fransa Dış İşleri Bakanı son ana kadar Bin Ali’ye desteğini açıkça  ifade etti. Hatta isyanı bastırmak üzere güvenlik güçleri göndermeyi bile önerdi. ABD ise sokak gösterileri başladığında “göstericilere” açık şekilde arka çıktı. Baştan itibaren Bin Ali’den hoşnut olmayan ABD iyi kurgulanmış bir proje ile süreç içerisinde rejimi zayıf düşürecek hamleler yapıp, orduya kitlelere karşı güç kullanmaması yönünde “telkinde” bulunarak askerlerin diktatörü yalnızlaştırması için gereken zemini hazırlayarak oyunu profesyonelce oynadı. Böylece bir yandan  Mağrip’te eskisinden farklı, miadı dolmuş Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’nin yeni versiyonunu kullanıma sokma fırsatını  yakalarken diğer yanda Fransa’yı geleneksel nüfuz alanından dışlamış oldu. ABD’nin laboratuar olarak kullanacağı yeni strateji/proje de Tunus ordusu yeni dönemde “ılımlı İslamcılarla” iktidar paylaşımında garantör rolü oynayacaktır. (Yarı askeri vesayet rejimi) Nitekim Ilımlı İslamcı hareket Ennahda lideri Raşid Gannuşi’nin siyasi sığınmacı olarak 21 sene  kaldığı İngiltere’den apar topar getirilmesi de buna delalet etmekte. Kısacası Tunus bu satranç tahtasında bir piyon ve uygulamanın başarısı halinde diğer Arap ülkelerinde, özellikle Mısır ve Cezayir’de de projenin  hayata geçirilmesi beklenmeli.
Mısır, ABD ile stratejik ortaklığı, İsrail ile ilişkileri, enerji geçiş yolu stratejik Süveyş Kanalı, 80 milyonluk nüfusu, Arap ülkelerinde merkez ülke konumu itibariyle  son derece kritik bir jeopolitiğe sahip. Bu nedenle ABD elebaşılığındaki emperyalizm için, ayaklanmanın sonuçları itibariyle Tunus’tan çok farklı ve önemli. Nüfusunun yüzde 40’ı günde 2 doların altında kazanan, halkın üçte birinin yoksulluk içinde yaşadığı Mısır’daki halk ayaklanması göründüğü kadarıyla bir dönüm noktasında. Orta sınıf  halkın “Bir milyonluk” bir gösteri için toplanması ve direnebilmesi hem siyasal iktidar ve hem de kendi gücü hakkındaki algısında köklü bir değişiklik yaratmış durumda. Mısır sokaklarındaki halk hareketinin sonucu ve Başkan Mübarek’in akıbeti ne olursa olsun Mısır artık eski Mısır olmayacaktır. 30 yıllık rejim son bulacak, siyaset yeniden yapılandırılacak, politikalarda önemli değişiklikler hayata geçecek. Bu değişimlerin etkisi uluslararası alanda da hissedilecek. Bundan en çok etkilenen iki ülke ise ABD ve İsrail olacak. Bu sebeple ABD şimdi yumuşak geçişin nasıl olacağının hesaplarını yapmakla meşgul.
Ortadoğu’nun jeopolitik dengeleri hızla ABD ve İsrail aleyhine değişirken buna bir de Ortadoğu politikasında çok önemli bir yer tutan Mısır’ın eklenmesi ABD elebaşılığındaki emperyalizm için telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açacaktır. ABD Ortadoğu’da artan İran nüfuzuna karşı dengeyi tetikçisi İsrail, stratejik ortağı Mısır ve Sünni Arap krallıklarının işbirliği ile sağlıyordu. Arap dünyasında merkez ülke Mısır’ın düşmesi ile dengeler onarılmaz biçimde sarsılacak büyük ihtimalle ABD Ortadoğu’dan çekilmek zorunda kalacaktır. Diğer bir sonuç ise güvenlik devleti İsrail’in iyice yalnızlaşması ve operasyonel gücünün zayıflaması olacaktır. Zaten ABD’nin Irak fiyaskosu ile bölgede İran’ın ağırlığını artıran çekilme süreci başlamıştı. Yukarıdan aşağıya doğru hat üzerinde Irak, Suriye, Lübnan. Gazze’deki  nüfuzuyla Ortadoğu’da oyun kurucu haline gelen İran, bu sayede bir taraftan  ABD’nin bölgedeki ortaklarının saltanatını daha ciddi şekilde  tehdit ederken diğer yandan Mısır’ın düşmesiyle elini iyice güçlendirmiş olacak ve ABD’nin kendisini kuşatma politikasında daha da rahatlayacaktır.
ÇIKARILACAK  İLK SONUÇLAR
1-Gerek Tunus ve gerekse Mısır’daki halk ayaklanmaları bir bölüm hayalperestin zannettiği gibi  asla bir devrim değildir. Açlık ve yoksulluktan bitap düşmüş kitlelerin, herhangi bir siyasal/sosyal projelerinin olmaması bir yana, onların öfkesini kaldıraç gibi kullanacak subjektif unsurun yokluğu bunu imkansız kılmaktadır.
2-Mısır ve Tunus’taki halk ayaklanmaları sonucu rejimin hemen tamamen çökmeyeceği gözle görülür bir hal almıştır. Tunus’da rejimin asker denetiminde devam ettirilmek istenmesi ve Mısır’da ABD’nin direktifleriyle ordunun gözetiminde yumuşak geçiş operasyonunun uygulamaya konulması  göstergedir.
3-Artık bu tarihten sonra Ortadoğu Arap ülkelerinde güçlenen siyasal İslamı (Ortadoğu’daki tüm İslami hareketlerin fikir babası Müslüman Kardeşleri) tecrit etme  politikaları sona erecek, çeşitli tonlardaki İslami hareketler siyasi iktidarların ortağı olacaktır. Daha sonraki süreçte siyasal İslami hareketlerin iktidara tek başına sahip olup olmayacakları ise meçhuldür.
4-ABD’nin artık tek başına oyunu kuramadığı, tepe noktasından inişe geçtiği bir kere daha anlaşılmıştır.
5-Halk hareketleri, sadece diktatörlüklerin devrilmediğini, küresel emperyalist kapitalizmin de çöktüğünü bize göstermiştir.

 
Share