Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
KIBRIS SORUNU- RUSYA’NIN AKDENİZ AÇILIMI

Ahmet HACALİŞİ K.

Rusya Devlet Başkanı Medvedev Akdeniz açılımına Ekim ayında Kıbrıs’a resmi ziyaret düzenleyerek başladı. Medvedev ile Hristofyas çeşitli alanlarda 15 ayrı anlaşma imzaladı.  Medvedev Kıbrıs sorununun çözümünde  Moskova’nın tutumunun değişmediğini, hedefin tek uluslararası temsiliyeti olan birleşmiş bir devlet olmaya devam ettiğini  söyledi. Moskova,  Sovyetler Birliği zamanında başlayan özel ilgi ve desteğini bugün de sürdürüyor.

İlk bakışta bu ziyaret iş gezisi olarak görülse de tayin edici olanın karşılıklı siyasi çıkarlar ve hesaplar olduğu aşikar. Moskova Kıbrıs’a bağımsızlığını kavuştuğu tarihten itibaren yakın ilgi gösterdi ve tarihi hesapları doğrultusunda adayı Akdeniz’e inmek için sıçrama tahtası olarak gördü. Soğuk savaşın sona ermesinden sonra da bu ilgi ve stratejik hesaplar devam etti. Bölgedeki nüfusunu canlı tutmak için Kıbrıs yöneticileriyle geleneksel ilişkilerini sürdürmeye devam ediyor. Moskova’nın seyahatinin esas amacı stratejiktir. Rum tarafı için de bu ilişki büyük önem taşıyor. Zira Rusya Kıbrıs sorununun başlangıcından itibaren Rum tarafının görüşü olan birleşik Kıbrıs tezini  destekledi. Bununla beraber Moskova’nın özellikle son zamanlarda hızla gelişen Türk-Rus ilişkileri karşısında fazla öne çıkmamaya çalıştığı da bir gerçek.

1878 Osmanlı-Rus savaşında İngilizlere verilen Kıbrıs 1959’da imzalanan Zürich antlaşmasına kadar İngilizlerin işgalinde kaldı. 2. paylaşım savaşından itibaren Kıbrıs’ı ele geçirme siyasetini izleyen ABD emperyalizmi bu siyasetin aracı olarak Yunanistan’daki uşaklarına “enosis” fikrini ortaya attırmıştı. Bu amacını gerçekleştirmek için ada ve ada halkının mücadelesi üzerinde türlü oyunlar tertipleyerek 1955 senesinde faşist EOKA teşkilatını kurdurmuş, böl-yönet siyasetini yürürlüğe sokmaya çalışmıştır. Türk hakim sınıflarının da “Ya ölüm Ya taksim” haykırışlarıyla ABD emperyalizminin siyasetine uygun olarak başlattıkları propaganda ile şovenizm körüklendi. Adadaki Türk ve Rum milliyetinden halk ve Yunanistan ile Türkiye halkı arasında düşmanlık tohumları ekilip bu ülkelerdeki uşaklar eliyle emperyalist amacın parçası olarak bu çelişmeler körüklendi. Burada zikredilmesi gereken önemli satırbaşı Rumların  İngilizlere karşı direnişi esnasında Fazıl Küçük’ün liderliğini yaptığı Kıbrıslı Türklerin birlikte mücadele yerine İngilizlerin yanında saf tutmuş olmasıdır. Mücadelenin ve Kıbrıs’ın iki milletten halkının  boğazlaşmasının ivme kazanması üzerine 1959’da Londra’da imzalanan Zürich antlaşmasıyla bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kurduruldu.

15 Temmuz 1974’de Kıbrıs’ta faşist bir darbe teşebbüsü oldu. Bu girişim ile SSCB’nin uşağı  Makarios yönetimi yıkıldı ve yerine “Yunan Kıbrıs Cumhuriyetinin “ kurulduğu ilan edildi. Yunanistan’daki faşist askeri cuntanın yürüttüğü bu darbenin arkasında ABD vardı. ABD Kıbrıs’ta uşakları vasıtasıyla böyle bir darbeyi tezgahlayarak planları önünde önemli bir engel olan SSCB güdümündeki Makarios yönetimini devirmek ve adada kesin bir hakimiyet kurmak istiyordu. Böylece Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs, Rus sosyal emperyalizminin  denetim alanı içine girmeyecekti. ABD’nin operasyonunun başarıya ulaşması halinde  iki amaç gerçekleşmiş olacaktı.

1-Askeri açıdan önemli, “Batmaz uçak gemisi “ şeklinde tanımlanan  Kıbrıs sayesinde çevredeki haberleşmeler izlenerek kontrol sağlanacak, herhangi bir durum karşısında konuşlanacak savaş gemileri ile bölgeye müdahale için atlama üssü olarak kullanılacaktı.   Böylece  hem Kıbrıs’ın hemen yanı başında bulunan dünya petrol üretiminin çok önemli bölümünün çıkarıldığı alan denetlenecek hem de onlar arasında etkili olan emperyalist devlet Rus Sosyal Emperyalizmine karşı ada güçlü bir manevra alanı olarak kullanılacaktı.

2-Darbe başarılı olduğu takdirde Yunanistan halkından tecrit olmuş olan kendi kurdurduğu faşist Yunan cuntası güç kazanacak; Yunan halkının geçici de olsa desteğini sağlayarak yerini sağlamlaştıracaktı.

Fakat darbe başarıya ulaşmadı. ABD hemen işe koyularak durumu kurtarma politikasını yürürlüğe soktu. Başka güçleri harekete geçirdi. Başlangıçta “Bu Rumların iç işidir” diyerek gizliden gizliye darbeyi destekleyen Türk hakim sınıfları birden “Garantör devlet” olduklarını hatırladılar ve 20.07.1974’de Kıbrıs’a 1959 senesinde Londra’da imzalanan Garanti Antlaşmasının 3.maddesine dayanarak emperyalizmin icazetiyle askeri müdahale yapıldı. Bu saldırı hareketinin amacı ilan edildiği gibi Kıbrıs Türklerini kurtarmak değil emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda adayı bölmek, devlet olarak varlığını sona erdirmekti. Sonuç olarak Türk ordusunun  Kıbrıs müdahalesi  Kıbrıs’a esenlik, barış ve demokrasi değil  felaket ve zulüm getirdi.

Çevresindeki denizlerin büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olduğu saptanan Kıbrıs adasının önemi işgalden bu yana ABD elebaşılığındaki emperyalizm ve süper güç olma yolunda ilerleyen emperyal Rusya için daha da artmış durumdadır. Bu gün adada iki devlet olmasına karşın ABD, İngiltere ve AB adanın tümüne tamamen hakimdir. O kadarki Türkiye’nin adadaki hava üssü Geçitkale özelleştirilerek ABD-İngiltere ortak şirketi CAS’ye ihale yoluyla satıldı.

ABD elebaşılığındaki emperyalizmin stratejisinde Ada kısa vadede tamamen askeri üsler bölgesi olacak, enerji geçiş sisteminde odak noktası ve stratejik hale gelecek, Irakta kurdurulan devletin güvenliği ve Stratejik Süveyş ve İskenderun Körfezi’nin kontrolü Kıbrıs üzerinden sağlanacaktır Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’in petrol ve doğalgaz olarak önemi devam ettikçe bu süreç devam edecek, Kıbrıs’ta zamanla Yunanistan ve Türkiye’nin etkisi giderek azalarak İngiliz üslerinin yanına ABD, AB üsleri de gelecektir. Ancak Çin’in gelişmesini devam ettirmesi halinde orta vadede sürecin  kesintiye uğrayacağı ve ABD elebaşılığındaki emperyalizmin yerini Çin’in alacağını söylemek kehanet olmayacaktır.

Kıbrıs’ta tek adil ve kalıcı çözüm Kıbrıs halkının bağımsızlık ve halk demokrasisi uğruna yürüteceği birlik halindeki mücadelenin sonunda gelecektir. Emperyalistlerin “çözüm” planlarının Kıbrıs halkını köleliğe mahkum edici, emperyalist emelleri uğruna çözümler getiren çözümsüzlük planları olduğu zamanla anlaşılacaktır.

 
Share