Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Emperyalizmin yeni dalaşma alanı: SUDAN

Milyonlarca Güney Sudanlı seçmen yıllarca süren iç savaşın yıkıma uğrattığı topraklarının bağımsızlığını tayin edecek referandum için 9 Ocakta  sandık başına gitti. Sonuçlar açıklanmasa da Referandum sonucunda büyük olasılıkla etnik ve dini hatlarla bağlı olarak, Kuzey ve Güney Sudan olarak iki ayrı devlet ortaya çıkacak. Oylama sonucunun geçerli sayılabilmesi için Sudan’ın güneyindeki 4 milyon kayıtlı seçmenden yüzde 60’ının oy kullanması gerekiyor. Oylama, 2005 Mayıs ayında  imzalanan ve iki milyon kişinin yaşamına mal olan iç savaşı bitiren anlaşma uyarınca yapılıyor.
Yüzölçümü itibariyle Afrika’nın en geniş ülkesi  olan Sudan, kuzeyden Mısır, kuzeydoğu’dan Kızıldeniz, doğudan Etiyopya ve Eritre, güneyden Kenya, Uganda, batıdan  Orta Afrika Cumhuriyeti ve Çad, kuzeybatıdan Libya ile çevrilidir. Yüzölçümü 2.504.000 km2, nüfusu ise 43.939.598’dir. Ülkenin kuzeyinde genellikle Müslüman Araplar ve Nubianlar, güneyinde ise Hıristiyan ve animist (yerli dinler) Afrikalılar yaşar.
1956 senesinde bağımsız olana kadar, İngiliz ve Mısır etkisinde kalan Sudan’ı İngiliz sömürge yönetimi, Kuzey ve Güney olarak iki parça halinde yönetti. 2.paylaşım savaşından sonra Güney’in, Arap-İslam kültürünün egemen olduğu Kuzey’e entegre edilmesi Kuzey-Güney çatışmasının ateşlenmesinde milat oldu. Sudan’da iki iç savaş yaşandı. Bunlardan ilki bağımsızlıktan önce 1956-1972 döneminde 500 bin kişinin ölümüyle ve 1972’de Güney’e daha fazla otonomi verilmesiyle sonlanan savaştır. 1983’de başlayan ikincisi ise  petrolün bulunması ile stratejik konumun değerlenmesi üzerine, İslami düşüncenin lideri Turabi’nin yönetimde etkinlik kurması sonucu ülkenin daha fazla İslami yönetime kaydığı bahanesiyle,  Güneyi oluşturan siyah Afrika kökenli Hıristiyan ve animist inanca mensup halkın, John Gurang’ın önderliğindeki Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM/A) ile yeniden başlattıklar silahlı mücadeledir. İki taraf arasında 20 yıl süren ve kesin galibi olmayan savaşta 2.000.000 kişi öldü. Nihayet 2005’de barış anlaşması yapıldı. Buna göre 6 yıl sonra Güneydeki özerk yönetim, bölge halkının Sudan’dan ayrılmak isteyip istemediğini referanduma götürecek, petrolden elde edilen gelir yarı yarıya merkezle bölüşülecek, petrol ve su kaynakları itibariyle zengin Abyei bölgesinin kaderi ise daha sonra belirlenecektir.
Sudan’da yaşanan iç savaşın nedenlerini sadece Müslüman Araplar, Hıristiyan-animist yerli Afrikalılar  arasındaki etnik-din savaşı olarak tanımlamak yeterli değildir. Sorunun merkezindeki, petrolden kaynaklanan uluslararası stratejik dengeleri ihmal ederek analiz yapmak hatalı sonuçlar verecektir. 1983 senesinde Sudan’ın ciddi bir petrol üreticisi ve ihracatçısı olma potansiyelinin ortaya çıkması (7 milyar varil petrol rezervine sahip ülkede petrol Çin-Hindistan-Malezya tarafından çıkarılıyor. Son dönemin yükselen sermayesi İslamcı ÇALIK grubu da petrol imtiyazlarına sahip ve AKP iktidarının Ömer El Beşir’i desteklemesinde bu faktör etkili  rol oynuyor.), bu ülkeye yönelik stratejide başta geri planda ABD, İsrail olmak üzere Çin ve bölge ülkelerinin  yeni bir akord ayarı yapması sonucunu doğurdu. İç savaşta, başta Etiyopya olmak üzere komşu ülkeler askeri olarak ayrılıkçı gerillaların yanında yer aldı. İsyancılara destek veren ülkelerin başında İsrail ve geri planda ABD geliyordu. Etiyopya’ya mali ve teknik yardımda  bulunarak Mavi Nil’in sularını kontrol altına alacak baraj yapımına destek veren emperyalizmin Ortadoğu’daki tetikçisi Siyonist İsrail, Sudan ve Mısır’ı askeri ve ekonomik yönden baskı altına almayı hedefleyen bir strateji izledi. İsrail stratejisi, Sudan’ı askeri ve ekonomik olarak baskı altına almayı, aynı zamanda Mısır’ın hayat damarı olan Nil’in sularını kurduğu ittifak sayesinde kontrol ederek avantaj elde etmeyi amaçlıyordu.
Sudan’daki iç savaşın bu kadar uzun ve dramatik boyutlara ulaşmasında başından itibaren güneyli ayrılıkçıları destekleyen ABD politikaları belirleyici oldu denilebilir. Ayrılıkçı gruplarla yapılan her barış görüşmesi imza aşamasında ABD müdahalesi ile akamete uğradı.  Sudan’a erken gelen 11 Eylül politikalarıyla 2001 Şubat’ında Ömer El Beşir, yönetimin etkili ismi İslamcı Turabi’yi tutuklatıp devre dışı bırakınca bu operasyona destek veren Amerikan yönetimi nihayet güneydeki ayrılıkçılara baskı yapıp  Sudan yönetimiyle barış yapılmasını onayladı. Sudan, hem enerji geçiş yolu stratejik Süveyş kanalının giriş koridoru Kızıldeniz’e kıyısı olması hem de  sahip olduğu zengin petrol yatakları  nedeniyle ABD elebaşılığındaki emperyalizmin ilgisini çekmekte  ve stratejik planlamada ciddiye alınmaktadır. İlaveten Çin’i Afrika’dan söküp atmak Kızıldeniz’e kıyısı  olan Sudan’dan geçtiği için ayrı bir önem taşımakta.
Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan küresel güç adayı Çin, ekonomik gelişimini devam ettirebilmek  için enerji ve enerji geçiş yollarını güvenceye almak zorunda. Afrika’da bir “neo-colonial” imparatorluk oluşturan Çin  ham madde ticaretine, enerji yatırımlarına verdiği kredilerle Afrika ülkelerinde önemli bir güç haline gelmiş durumda. Sudan petrolünün % 80’i bugün doğrudan deniz yoluyla Çin tarafından ithal edilmekte. Afrika’nın giriş kapısı Sudan, Çin’in kıtaya ulaşabilmesi ve kalıcı olabilmesinde önemli bir ülke.
Anlaşıldığı kadarıyla emperyalizm var olduğu müddetçe  petrol ülkesi Sudan’ın başı beladan kurtulamayacak ve büyük güçlerin çatışma alanı olacaktır. Sonuçta  mazlum ve mağdur Sudan halkı sürekli birbirini katlederken, her daim geçerli böl-yönet politikasıyla yer altı-yerüstü zenginliklerini talan eden emperyalistler ise halkın refahını çalmaya devam edecektir.

 
Share