Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Erdoğan'ın "Füze Kalkanı" ile İmtihanı

ABD’nin eski Başkanı Bush döneminde gündeme getirilen,mevcut yönetimce bazı rötuşlarla yeni boyut kazanan füze savunma sisteminde artık deniz bitti kara göründü.19-20 Kasım’da Lizbon’da yapılacak olan ve  ittifakın 10 yıllık “savunma konseptinin” saptanacağı NATO zirvesinin ana gündem maddelerinden birinin füze savunma sistemi  olacağı belli oldu. ABD,füze savunma sisteminin NATO projesi olarak kabul edilmesini  ve 28 İttifak ülkesinin onaylamasını istiyor.

Lizbon’da yapılacak zirvede NATO’nun yeni stratejik konsepti tartışılarak kabul edilecek.Yeni stratejik konsept ABD elebaşılığındaki emperyalizmin büyük ölçüde 11 Eylül sonrası dünyasında karşısına  çıkan riskleri ve bunlara karşı geliştirilecek “güvenlik ihtiyaçlarını” karşılayacak.Bu çerçevede emperyalizm için hayati olan enerji arz güvenliği ve siber uzayın güvenliği için alınacak önlemler önem taşımakta.

ABD adına yapılan açıklamalarda, projenin ilk etapta  balistik füze tehdidini artırdığı  varsayılan İran’ı hedeflediği belirtiliyor.Esasen İran NATO üyelerinin önemli bir bölümü tarafından da yakın geleceğin ana tehdit unsurlarından biri olarak görülüyor.Bunun yanında dillendirilmese dahi girişimin  Rusya-İsrail boyutu da var.Enerji adına  21.yüzyılın stratejik olarak en önemli mücadele alanı olan Orta Asya’ya ulaşabilmek,yakında tükenecek Kuzey denizi petrollerinin yerini almaya aday Hazar petrollerini  sömürebilmek yani Kafkasya’yı emperyalizmin çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etmek ABD’nin öncelikli jeopolitik çıkarları arasındadır.Bunu temin sadedinde de ABD Moskova’yı askeri tehdit altına sokma stratejisini izlemeye devam ediyor.Füze savunma sistemi, Amerikan çıkarları ve stratejik planları paralelinde Rusya’nın kuşatılmasına zemin hazırlayacaktır.Füze savunma sistemi ile, Ortadoğu’da siyasal nüfuzu artan  İran’a karşı ABD stratejik ortağı olan Siyonist İsrail’in güvenliğini de sağlamış olacaktır.ABD tarafından güneyden kuşatıldığını hisseden Moskova  ise yakın çevresini yani tüm Kafkasya’yı denetimi altına alarak Çarlık Rusya’sından beri süre gelen jeopolitik geleneklerini sürdürmekte kararlı. Bu nedenler ve  Polonya,Çek  Cumhuriyeti  Bulgaristan gibi füze kalkanı konusunda hevesli eski uyduları üzerindeki siyasi etkisinin kaybetmekten de korktuğu için “füze kalkanı bana karşı” diyerek bu projeye karşı çıkıyor.

Obama Yönetiminin girişimiyle NATO gündemine alınan “füze kalkanı” projesi 3 ayaklı bir proje.Kısa menzilli (1000-2000 km ) İran füzeleri için Türkiye’ye radar destekli füzesavar sistemlerinin yerleştirilmesi,Orta menzilli füzesavarların Polonya ve Çek topraklarına konuşlanması,Uzun menzilli füzesavarların Amerika’daki Colorado ve Alaska yörelerine konuşlandırılması.Kore savaşı,SSCB’ye karşı nükleer füzeler,İncirlik üssü,U2 casus uçakları,Irak’a karşı birinci ve ikinci Körfez savaşları,Çevik güç,AVACKS  filosu,Afganistan toprakları ve şimdi de “füze kalkanı…”ABD ELEBAŞILIĞINDAKİ EMPERYALİZMİN EMİRERİ BİR  TÜRKİYE."

İRAN  NİÇİN   ÖNCELİKLİ  HEDEF

ABD’nin jeopolitik saptamaları dikkate alındığında Ortadoğu,Hazar ve Orta Asya’da giderek yükselen jeopolitik oyuncuya dönüşmekte olan enerji zengini İran’ın,21 yüzyılda da tek süper kalabilmek için her yolu deneyen ABD için öncelikli hedefe dönüşmesi doğal görülmeli,ABD’nin İran ilgisinin bu ülkenin nükleer enerji ve silahlara sahip olma programı ile doğrudan bağlantılı olmadığı gerçeği kabul edilmelidir.İran’ın, 21.yüzyıl jeopolitiğinin sıklet merkezini teşkil eden bölgenin merkezinde bulunması,Avrasya’nın giriş kapısı olması,Basra körfezini kontrol etmesi,muazzam enerji rezervi,Ortadoğu’daki dengeleri alt üst etmesi ve emperyalizme uşaklık yapan Suudi Arabistan,körfez ülkeleri ve İsrail için tehlike teşkil etmesi onun baş düşman olması için yeterli nedenlerdir.

TÜRKİYE EKSEN Mİ DEĞİŞTİRİYOR?

Eski Başkan Bush döneminde uygulanan Ortadoğu merkezli Avrasya stratejisi,Irak ve Afganistan bozgunları ile bölgede Rusya-Çin’in yükselişinin önlenememesi sebebiyle ABD için tam bir hezimet oldu.Orta Asya’nın stratejik önemi ve Başkan Obama’nın döneminde uygulanan stratejiler birlikte değerlendirildiğinde 21.yüzyılda esas kapışma alanının Orta Asya olacağı sonucuna varmak  zor olmayacaktır.ABD elebaşılığındaki emperyalizmin Irak’tan çekilme sürecini başlatması,muharip güçlerini Afganistan’a yönlendirmesi de bu öngörüyü doğrulamaktadır.

Soğuk savaştan sonra ayakta kalan tek emperyalist güç ABD,Irak ve Afganistan’da uğradığı bozgun,İsrail’in Lübnan ve Gazze’deki fiyaskoları sebebiyle Ortadoğu’da manevra alanını da oldukça daraltmış durumda.ABD’nin hem esas muharip güçlerini Orta Asya’ya kaydırıyor olması hem de bölgedeki tecrit durumu nedeniyle hesaplarında değişiklik yapıp Türkiye’yi “pivot ülke” olarak devreye sokmak istemesi kabul edilebilir bir varsayımdır.İslam ülkesi niteliğiyle Türkiye’nin ABD’nin giremediği yerlerde ortaklıklar kurması,onun adına işler yapması pragmatist bir yaklaşım olacaktır.Yeni Suriye politikası,İsrail politikası,  Ermenistan diyalogunu bu bakış açısıyla okumak haksızlık olmayacaktır.Saptamalarımızın doğruluğunu sınamak  için dış politikayı yöneten Davutoğlu’nun “stratejik derinlik” başlıklı çalışmasına bakmak yeterli olacaktır.”Komşularla sıfır sorun”,”pro aktif politika” şiarlarıyla simgelenen yeni dış politika yöneliminde Davutoğlu, ülkenin yeni iddialı hedeflerinden bahsederken,”bölgesel güç”,”küresel güç” nasıl olunacağını bilinçli olarak es geçse de bunun yabancı bir gücün yani ABD’nin desteğiyle  gerçekleştirileceğin peşinen kabul edildiği izahtan varestedir.Bu itibarla ülkenin ekseninin kaydığı şeklindeki savların gerçeklik payının olmadığı,aksine ABD’nin yeni stratejisi çerçevesinde dış politikalar oluşturulduğu  görünen hakikattir.

SON  YERİNE

Başbakan Erdoğan, Davutoğlu’nun yönlendirdiği dış politika çerçevesinde son 2 senedir “one minute”,”Gazze”,”İran”,”Suriye”,”Güvenlik Konseyinde İran vetosu” vs.çıkışlarıyla Ortadoğu’daki Müslüman halklar nezdinde önemli bir itibar kazandı.Ancak  Erdoğan şimdi, kucağında bulduğu ve dayatılan “füze kalkanı” projesiyle 19-20 Kasım NATO Lizbon toplantısında  önemli bir samimiyet testinden geçecektir.Geçen hafta Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Savunma Bakanı Gönül ile ABD Dışişleri Bakanı Hillary ve Savunma Bakanı Gates arasında yapılan Brüksel’de yapılan ikili görüşmelerde, Türkiye’nin toplantıda “NATO şemsiyesi altında,bütün ittifakın tamamını kapsayacak ve bütün müttefiklerin emniyet ihtiyaçlarını karşılayacak “bir füze sisteminden yana olduğunun bildirilmesi, öneriye belli makyajlarla evet deneceğini çağrıştırmaktadır. Komşularla sıfır sorun ve pro- aktif politika izlediğini iddia eden  Erdoğan’ın ülkemizi ve komşularımız Rusya ve tehdit unsuru olarak görmediğimiz İran’ı doğrudan tehdit edecek “füze kalkanı” sisteminin Türkiye topraklarına yerleştirilmesi talebi karşısındaki tavrı onun aynı zamanda siyasi geleceğini de tayin edecektir.

 
Share