Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Irak'ta Tarihin İronisi

Bush’u işbaşına getiren “neocon”ların projesi olarak 11 Eylül saldırıları bahane edilip gerçekleştirilen ve ABD’ye 1 trilyon dolara mal olan Irak savaşı, geride enkaz, yoksulluk ve 1 milyon insanın ölümüyle bitti! Tarih bir kez daha tekerrür etti. Sömürgeci bir güç çıkarken arkasında parçalanmış, parçaları birbiriyle savaş halinde bir ülke enkazı bıraktı. Obama yönetimi Irak’tan son askerini çekerken geride egemen, istikrarlı ve seçilmiş hükümeti bulunan bir ülke bıraktığını iddia etmişti. İstikrarın ne menem bir istikrar olduğu söylenenlerin mürekkebi kurumadan anlaşıldı. Ülkede bir yandan bombalar patlarken diğer yandan yönetim sarsıntıya girdi. Müslüman Kardeşler Örgütü (İhvan-ı Müslimin) ile yakın ilişkisi olduğu bilinen ve AKP hükümeti ile arasından su sızmayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sünni Haşimi’yi Başbakan Şii Maliki’nin, teröristleri destelemekle suçlayıp tutuklama kararı çıkartması Şii-Sünni kavgasını gün yüzüne çıkardı. Ortadoğu’da bombanın pimi çekilmiş oldu. Haşimi’nin Barzani’ye sığınması ise karışık denkleme Kürt boyutunu da kattı. Bu arada Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da Müslüman Kardeşler Örgütü (İhvan-ı Müslimin) üzerinden etkili olmaya çalışan Türkiye kavgaya karıştı. Görünen o ki kargaşa Irak’ı hızla iç savaşa,  bölünmeye doğru götürüyor.
Bağdat 8. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar Abbasi Halifeliği’nin başkenti iken Abbasiler, Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya kadar uzanan en güçlü İslam İmparatorluğu’ydu ve son derece hareketli Mezopotamya toplumu dini kurumların etrafında dolanıyordu. 1. Paylaşım Savaşı’nın ardından İngiltere, Osmanlı’nın asırlardır bağımsız olan üç bölgesini bir araya getirdi. Musul’dan yönetilen Kürtlere ait kuzey bölge, Bağdat’tan yönetilen merkez Sünni bölgesi ve Şiilere ait olan Basra ile bağlantılı güney bölgesi. Ancak toprak sahibi aşiretlerin merkezi bir rejim sayesinde güçlerini artırdıkları feodal bir kapsül olan Irak hiçbir zaman devlet olamadı. Irak’lı bireylerin kabile, etnik kimlik ya da mezheplerine olan bağlılıkları devlete olan bağlılıklarının üstünde olduğu için federalizm talepleri Kürdistan, Şiistan ve Sünnistan’ın kademe kademe kurulmasına yol açarak ülkenin Balkanlaşmasını hızlandıran iç savaşa doğru götürdü.
Obama’nın Başkan seçildikten sonra ifade ettiği gibi ABD, gelişen güç Çin’i dengeleme hesabıyla stratejik dikkatini Ortadoğu’dan Uzakdoğu’ya kaydırıyor. Ancak bu durum Avrasya’nın hemen altında stratejik enerji kaynakları bölgesi olan Ortadoğu’yu kendi kaderine bırakıyor anlamını da taşımıyor. Bölgenin emperyalizmin çıkarlarına hizmete devam etmesi için 2 ayaklı yeni bir “Büyük strateji” hayata geçiriliyor. Bu stratejinin birinci ayağında, 2010 sonunda kitlelerin demokrasi talebiyle başlayan devrimci dalganın söndürülmesi ve sonra emperyalizmle barışmaya hazır Müslüman Kardeşler hareketinin siyasi iktidarı alması hedeflendi. Önemli oranda da başarıldı. İkinci ayağında ise ABD elebaşılığındaki emperyalizmin bölgedeki çıkarlarına mani olacak güçlerin (İran’ın) yükselişinin, etkinliğinin kırılması yatmakta. İran’ın Irak-Suriye-Lübnan-Gazze hattı boyunca nüfuzunu Akdeniz’e kadar genişletmesi Hizbullah, Hamas ve Körfez ülkelerindeki Şii azınlıklar vasıtasıyla bölgede emperyalizmin çıkarlarını tehdit eder konuma yükselmesi emperyalizmin planlarında aksamaya yol açtı. Konjonktüre göre bu amacı gerçekleştirmekte en pratik çözüm de Sünni-Şii kamplaşması üzerinden İran-Irak-Suriye-Hizbullah eksenine karşı Suudi Arabistan-Müslüman Kardeşler-Türkiye ekseninin kurulması.
Irak’ta bugün yaşananları projenin ikinci ayağının hayata geçirilmesi olarak görmek gerçekçi olacaktır. Bir taraftan Suriye teslim alınmak istenirken diğer yandan İran’ın geriletilebilmesi adına Irak karşılıklı iki eksenin savaş alanına döndürülüyor. Projenin farkında olan İran ise Maliki’nin son tasarrufuyla, geri adım atmayacağını göstermiş oldu. Tahran yönetimi El Maliki üzerinden Ortadoğu’daki Şii eksenini güçlendirmek, Irak ve Suriye’deki Sünnileri, bölgedeki etkin Müslüman Kardeşler yapılanmasını baskı altına almak, Beşşar Esad yönetiminin iş başında kalmasını sağlamak için Haşimi krizini patlak verdirdi. Böylece hesap tutarsa Haşimi ve Salih el Mutlak devre dışı bırakılarak Sünnilerin hükümetten çekilmesi ve Şii ağırlıklı merkezi otoritenin güçlendirilmesi sağlanmış olacaktır.
Bu kargaşada Türkiye’de ağırlığını, hükümet kurma sürecinde Maliki’ye karşı desteklediği, içinde Haşimi’nin de olduğu İyad Allavi liderliğinde El Irakiye koalisyonundan sonra ikinci kez Sünni Haşimi’den yana koydu. Haşimi’nin Barzani’ye sığınırken Sünni Kürtleri de yanına çekmek istediği açık. Çok bilinmeyenli denklemde Kürtlerin iki cami arasında kaldığı da bir gerçek. Haşimi’yi vermeyip dolaylı olarak muhalif El Irakiye koalisyonunu desteklemeleri halinde Bağdat yönetimine otonomiyi sınırlamak için önemli bir koz verilmiş olacak. Vermeleri halinde Maliki’nin yönetiminde bir Şii hakimiyeti ile bölge dengeleri değişeceğinden Irak Kürdistan’ının ne olacağı ise meçhul. Maliki ile bağları tamamen koparan Sünni ağırlıklı Türkiye’yi de denklemde mutlaka dikkate almak gerekiyor. Türkiye’nin, stratejik çıkarları gereği sahip çıktığı Irak Kürtlerini ve kendi ağırlığını Haşimi’den yana koyarak Haşimi’yi güçlü bir şekilde karşı tarafla masaya oturtmak istemesi kuvvetle muhtemeldir. Eğer denklem bu şekilde çözülmek isteniyorsa AKP iktidarının destek karşılığında kendi derdine düşmüş Kürdistan yönetiminden PKK ve Kürt siyaseti ile ilgili oyun planlarında yardım isteyeceği de beklenmelidir.
Irak’ta bugün İran, ABD’nin bölgedeki taşeronları Türkiye, S.Arabistan arasında Irak’ı merkeze oturtacak şekilde bölgeyi yeniden şekillendirmek üzerine bir yarış sürüyor. Irak’ın üç katı büyüklüğünde ve nüfusu dört katını geçen İran, ABD elebaşılığındaki emperyalizm ve onun bölgedeki baş taşeronu Körfez’in enerji devi Sünni rakibi Suudi Arabistan üzerindeki avantajını artırmak için Irak’ı kullanıyor. Bölgede İran hakimiyetinin oluşması ihtimalinden rahatsız olan Sünni Suudi Arabistan’da Sünnistan adına kalan bölgeleri maddi olarak destekleyip onlara silah sağlıyor. İran etkisinde bir Irak’tansa parçalanması için iç savaşı tetikliyor.
Amerika’nın ekonomik, siyasi ve askeri açıdan egemen olduğu bugünkü dünya düzeninde Irak’taki başarısızlığı ikinci bir Vietnam bozgunudur ve ABD’nin düşüşünün hızlanarak devam ettiğini bir kez daha göstermiştir. Bir üçüncü dünya ülkesinin bölünmüşlüğüne karşılık devasa ABD’ye kafa tutabilmesi ABD için prestij kaybı olmasının yanında diğer sömürülen üçüncü dünya halkları için de kurtuluş mesajıdır. İlk Irak savaşı Ortadoğu’da Amerikan döneminin başlangıcını temsil ederken ikinci Irak savaşının bu devri zamanından önce bitirmesi ise tarihin ironilerinden biri olsa gerek.

 
Share