Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
2011'de Dünya ve Türkiye

Dünya 2011’e girerken büyük bir korku ve karamsarlık içindeydi. Burjuva iktisatçıları tarafından “Tarihin sonuna gelindiği” tatlı yalanlarıyla halklar kandırılırken 2008 Ekim ayında ABD’de patlak veren ve hızla bütün dünyaya yayılan emperyalist kapitalizmin bünyevi mali krizi 2011 senesinde de dramatik bir şekilde devam etti. Başta ABD olmak üzere birçok ülkede şirketler, bankalar battı, devletler iflas etti. Kapitalizmde devletin asli görevi sistemin uzun vadeli çıkarlarını gözeterek emeğin sermaye tarafından sömürüldüğü düzenin yeniden üretim koşullarını tesis etmek olduğu için bir bölüm sermayedar feda edilse de kriz kontrol altına alınamadı. Düzeltici savaş gündeme geldi.
Sene başında Tunus’da bir seyyar satıcının kendini yakmasıyla başlayan kitlelerin “demokrasi” talebi dalga dalga bir süre sonra tüm Arap coğrafyasını sardı. Tunus, Libya ve Mısır’da yönetimler kağıttan şato gibi devrildi. Kitlelerin başlangıçta dile getirdiği sistemden kopuş olasılığı ABD elebaşılığındaki emperyalizmi korkuttu. Nereye evrileceği belli olmayan dalgayı yönlendirmek, söndürmek için devreye girildi. Emperyalizmin müdahalesi, sınıf partilerinin güçsüzlüğü, programsızlığı, örgütsüzlüğü sonucu devrimci dalga tersine döndü. Bölgedeki alt üstten sonra sıra Suriye’ye geldi. Libya’da kullandıkları El Kaide militanları ve paralı askerleri Türkiye kanalıyla Suriye’ye sokan emperyalizm, Müslüman Kardeşler eliyle Sünni çoğunluğu kullanarak Alevi devlet sınıfları-Sünni burjuvazi ittifakını bozup Suriye’yi teslim almak peşinde. Böylece bölge yeniden dizayn edilirken Sünni ittifakı oluşturulup Şii eksenini parçalama hesabı da yapılıyor.
2007 Brüksel toplantısından sonra siyasal Avrupa birliği idealinden vazgeçip gevşek birlik politikasını benimseyen AB, Küresel kriz sonrasında 4 parçaya bölündü. Önce Avro alanı olarak nitelendirilen 17 ülke iki gruba bölündü. Bunlardan ilkini Almanya hegemonyasındaki alacaklı güçlü grup (Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Avusturya, Finlandiya ve Lüksenburg), diğerini ise Avro alanının borçlu zayıf halkalar grubu oluşturuyor. Almanya’nın kontrolünde gerçekleşen Avro’ya geçiş süreci küresel krizle kırılmaya uğradı ve Almanya süreçten en kazançlı çıkan ülke oldu. Fransa krizde ciddi darbe almasına karşın ikinci büyük olarak Almanya’nın müttefiki durumunda. Avro’lu hayatı tercih eden diğer 10 ülke (İtalya, İspanya, Yunanistan, Portekiz, İrlanda, Slovakya, Slovenya, Kıbrıs, Malta ve Estonya) ise sarsıntıya uğradı. Avro’ya geçişleri uygun olmayan 7 ülke (Polonya, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Macaristan, Bulgaristan, Litvanya, Latvia) diğerleri kadar olmasa da krizin darboğazıyla baş başa kaldılar. Avro alanı dışında kalan varlıklı grup İsveç ve Danimarka krizden pek fazla etkilenmediler.2007-2008’de finansal krizi en derinden yaşayan İngiltere küresel kriz enkazını onarmaya çalışırken yol açtığı bütçe açıkları ve kamu borç yükünü düşürme sorununu aşmış değil. Avro bölgesi yeniden yapılandırılırken birliğin artık Almanya’nın önderliğinde bir çekirdek tarafından yönetileceğini, onların etrafında ise ikinci ve hatta üçüncü grup ülkeler olacağını söylemek mümkün. AB mali kriz yaşar ve krizi aşmak için dış mali kaynağa ihtiyaç duyarken, 64 milyar dolarlık AB yatırımı ve 3 trilyon dolarlık rezervi ile Çin ise G.Avrupa’da hegemonya kurma hayaliyle gelişmeleri ellerini ovuşturarak izliyor.
Başkan Mao’nun ölümünden sonra süratli bir şekilde kapitalist inşaya girişen Çin 2011’de, “barış içerisinde yükseliş” politikasıyla dünya düzenini şekillendirmede yavaş ve temkinli adımlarla da olsa ilerlemeye devam etti.3 trilyon dolarlık rezerviyle en çok kredi veren ülke konumuna yükselen Afrika, Latin Amerika ve Asya’da mevzi kazanan Çin’in Irak’ta kuyu işletmeye başlayarak en önemli enerji coğrafyasında doğrudan var olmaya girişmesi bugünün kapitalizmine liderlik edebilmek için gerekli adımları atmaya başladığını gösteriyor. Her sene yüzde 8-9 gibi yüksek bir hızla büyümeye devam eden Çin dünyanın en büyük ihracatçısı, ABD’den sonra dünyanın en büyük ekonomisi oldu. 2011 yılında, 110 yıldır kesintisiz olarak dünyanın en büyük imalatçısı konumunda olan ABD’yi geride bırakarak birinci sıraya yerleşti. 2005 senesinde yapılan çalışmalarda Çin’in ABD’yi 2027’de geride bırakacağı öngörülürken, emperyalizmin krizi bu tarihi daha yakına 2020’ye çekti.
2008 senesinde ortaya çıkan ve 2011’de derinleşen krizle birlikte 200 yıllık egemenlik döneminden sonra ABD elebaşılığındaki emperyalizm tepe noktasından inişe geçti. İnerken de birinci kalmak için çaba harcayan, 1985 senesinde dünya ekonomisinden yüzde 22,95 pay alırken bu yıl yüzde 19,59 pay alan ABD’nin gerileme süreci devam ediyor. Bush’un Ortadoğu merkezli Avrasya stratejisinin Irak-Afganistan’da çökmesinden sonra Obama çatışmanın sıklet merkezini Pakistan-Afganistan’a kaydırarak asıl kapışmanın Orta Asya’da olacağının sinyallerini vermişti. ABD bu çerçevede 2011’de Pasifik ve Hint okyanusunda yeni üsler kurarak Çin’i doğu ve güneyden kuşatma askeri faaliyetlerine devam etti.
Konjonktürel politik ve ekonomik gelişmeler sayesinde kendisini toparlayan Rusya kısa bir geri çekilme döneminden sonra kendi stratejisinin sınırlarını dikte ettirmeye 2011’de de devam etti. Bir taraftan Kafkasya’daki mevzilerini sağlamlaştırıp ABD’nin güçlü olduğu Kafkasya bölgesinin destabilize edilmesi ve kendisinin güçlü olduğu Orta Asya mıntıkalarının ise stabilize edilmesinde epeyce yol kat etti. Dünya ekonomisinden 1995’de yüzde 2,95 pay alırken, 2011’de yüzde 3,35’e çıkaran Rusya sistemin krizine karşın büyümeye devam ediyor.
2011 yılına “komşularla sıfır sorun”, “stratejik derinlik”, “pro aktif”, “yükselen güç”, politik hayaliyle başlayan Türkiye sene sonunda ahde vefasız, çok sorunlu, ABD’nin Ortadoğu’daki taşeronu noktasına geldi. Libya’daki emperyalist işgale katıldıktan sonra şimdide kapı komşusu Suriye’de iç çatışmayı körükleyen esas unsur pozisyonuna talip olması ülke adına korkutucu sonuçlar vermeye adaydır. Diğer yandan bütün cilalamalara karşın sıcak paraya muhtaç ekonominin çok kırılgan olduğu ve her an bir krizle karşılaşabileceği de ortaya çıktı. Dış borcu 310 milyar dolara, dış ticaret açığı 90 milyar dolara, cari açığı 80 milyar dolara çıkan, gerçek işsiz sayısı yüzde 17 olan, en tepedeki yüzde 10’un milli gelirden 32,2, en alttaki yüzde 10’un ise milli gelirin 2,1’ini aldığı ülkemizde halkımız tatlı yalanlarla kandırılmaya 2011’de de devam edildi.
Egemen sınıfların, emperyalizmin tüm manipülasyonlarına, yönlendirme çabalarına karşın yönü henüz belli olmasa da 2011 yılında dünyada devrimci dalganın yükseldiği görüldü.
Gerçek demokrasi, eşitlik, özgürlük, daha adaletli bir ekonomik düzen talepleriyle, tarihsel konumları, gelişmişlik düzeyleri farklı ülkelerde benzer talepleri dillendiren benzer örgütlenme biçimleri yaratan eylemlerin ortaya çıkmaya başlaması zaten başka türlü anlamlandırılamaz ve galiba 2012 için umutlu olmamızı sağlayan da bu ruh hali olacaktır.

 
Share