Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Bölgesel güç masalları ve Türkiye

Türkiye’nin bölgesel güç olduğu şeklindeki savların dayanaklarını Davutoğlu’nun “stratejik derinlik” kitabında aramak gerekiyor. Davutoğlu stratejik derinlik kavramını açıklarken ülkenin iki özelliğine değinir.

Ahmet Hacaloğlu K.

Yaşamımıza  AKP hükümetinin dış politikasının mimarı Davutoğlu ile giren “stratejik derinlik”, ”pro-aktif politika”, ”bölgesel güç” vs gibi kavramlar sayesinde Türkiye’nin ne kadar etkin ve bölgesindeki gelişmeleri etkileyen, komşuları tarafından lider olarak tanımlanan bir ülke olduğunu öğrendik(!) Bu tanımlamalar o kadar ileri boyutlara vardı ki örneğin Nabi Yağcı gibi bazı aklı evveller küresel güç adaylığından bile bahseder oldular.

Son günlere kadar AKP’nin dış politika gemisi bu söylemler  çerçevesinde arabuluculuk çabaları, konferanslarla iyi-kötü yüzmeye devam ediyordu. Ne zamanki İran ile yapılan takas anlaşması, Rusya ile stratejik işbirliği anlaşması ve İsrail-Filistin sorunsalında üstlenilen yeni inisiyatif gündeme geldi “stratejik derinliğin” ne menem bir şey olduğu kamuoyunda tartışılır oldu.

Türkiye’nin bölgesel güç olup olmadığını analiz ederken onun jeopolitik konumu, derin tarihsel ve kültürel kökleri, demoğrafik, politik, ekonomik, ideolojik yeteneklerini tartıya koymak gerektiği izahtan varestedir. Ancak bu değerlendirmeyi yapmadan bölgesel gücün tanımını yapmak yararlı olacaktır.

Politik araştırmalar için Avrupa Ortaklık Komisyonuna göre bölgesel güç; Coğrafik olarak tanımlanmış olan bir bölgeye ait olan, bu bölgeyi ekonomik ve askeri açıdan etkileyen, bölgede hegemonya işlevi görebilecek güce ve güç kaynaklarının kullanımına istekli olacak şekilde dünya ölçeğinde belli bir etkiye sahip olmalı ve komşuları tarafından bölgesel lider olarak tanınmış ve hatta kabullenilmiş bir ülke olmalıdır. Bir bölgesel güç mutlaka kendine ait kimliği tanımlanabilir bir bölgenin parçası olmalı, bölgesel bir güç imajına sahip çıkmalı, kendi ideolojik yapılanması kadar bölgenin coğrafik boyutunda kararlı etkisini göstermeli, üst düzey askeri, ekonomik, demografi, politika ve ideoloji yetenekleri olmalı, bölge ile bütünleşmiş olmalıdır. İlaveten bölgesel güvenliği yüksek öneme görmeli, bölgedeki diğer kuvvetler tarafından ve özellikle diğer bölgelerdeki bölgesel güçlerce bir bölgesel güç olarak kabul edilmeli, bölgesel ve küresel yapılarla bağlantılı olmalıdır.

BÖLGESEL GÜÇ İDDİALARININ DAYANAKLARI

Türkiye’nin bölgesel güç olduğu şeklindeki savların dayanaklarını Davutoğlu’nun “stratejik derinlik” kitabında aramak gerekiyor. Davutoğlu stratejik derinlik kavramını açıklarken ülkenin iki özelliğine değinir. Üçüncü vektör ekonomi politiği (ülke ekonomisinde hakim örgütlenme biçimi, sınıflar ilişkisi, mali kaynaklar) ise işine gelmediği için es geçer.

Birincisi JEOPOLİTİK KONUM. Soğuk savaş parametrelerinin yok olduğu yeni uluslararası çevre içinde Türkiye jeopolitiğinin rolü de yeniden yorumlanmak zorundadır. Özellikle bu rol geçmişin statükoyu muhafaza stratejisi aşılarak değerlendirilmelidir. Küresel ve bölgesel dengelerin değiştiği bir dönemde Türkiye jeopolitiği sınırları koruma dürtüsünün yönlendirdiği bir statükoyu korumak için kullanmamalıdır. Aksine bu jeopolitik konum dünyaya açılmanın ve bölgesel etkinliği küresel etkinliğe dönüştürmenin aracı olarak görülmelidir.

İkincisi TARİHSEL VE KÜLTÜREL KÖKLER. Osmanlı mirasçısı olan Türkiye bu mirastan kalan tarihsel ve kültürel derinliği ile Balkan ve Arap dünyasını etkileyebilir. Nüfuz alanları oluşturabilir. Soğuk savaş sonrası dönemde “Rimlands” olarak tanımlanan Büyük Ortadoğu’da bir iktidar boşluğu oluşmuştur. Bu boşluğu Araplar değil bölgesel güç kapasitesi olan Türkiye doldurmalıdır. Davutoğlu teorisini oluştururken Türkiye’nin küresel güç ABD’nin desteğine ihtiyacı olduğu koşulunu da zikrediyor.

Davutoğlu ABD açısından, Türkiye jeopolitiğinin bileşenlerinin çakışmasının bilinciyle ABD’nin desteğini peşinen var addeder. Zira daha önceki yazılarımızda sıkça değindiğimiz gibi Obama’nın yeni stratejisinde İran’ın dengelenmesi, İsrail’in güvenliği, “radikal İslam”a karşı “ılımlı Müslüman” ülke modeli sunmak ve bölgedeki varlığını tedricen azaltırken Türkiye’yi “güvenlik unsuru” olarak devreye sokmak öne çıkmakta.

Türkiye Davutoğlu’nun teorisi bağlamında dış politikada pratik adımlar atarken, son dönemlerde başlangıçtaki arabuluculuk çabaları ve konferans düzenlemenin ötesine geçti. Bölgesel güç olarak yükselme hesaplarıyla İran ile yakınlaştı. İsrail ile ilişkileri koparma noktasına getirdi. İlaveten bir de Rusya ile stratejik işbirliği anlaşması imzaladı.  Teorinin temelinde ABD’nin uluslararası projeleriyle çelişen politikalar izlenmemesi yatarken ABD için yaşamsal olan üç konuda çelişildi ve gelinen aşamada da bu koşul süratle ortadan kalkıyor.

NİÇİN  BÖLGESEL GÜÇ  DEĞİLİZ

Bölgesel güç olma kriterlerinin analizini örneğin eski Osmanlı coğrafyasında ne kadar olumlu bir mirasa sahip olduğumuz tartışmasını bir tarafa bırakarak tek bir vektörü yani sağlam bir ekonomiye sahip olup olmadığımızı incelediğimizde bile Türkiye’nin bırakalım bölgeyi, kendisini bile etkileyebilecek bir gücü, potansiyeli olmadığı, söylenenlerin kifayetsiz muhterislik olduğu sonucu çıkacaktır. Alt alta sıraladığımız istatistiki veriler “güneş balçıkla sıvanmaz” dedirtecek düzeydedir.

• Dokuz yılda yüzde 6’dan yüzde 14’e fırlamış işsizlik.
• Sayıları 1.5 milyondan 3.5 milyona çıkmış resmi işsizler ordusu.
• Sıcak para, dış borç, yabancı sermaye girişi olursa büyüyen, bu kaynak çekildiğince kuruyan göbeğine kadar bağımlı ekonomi.
• 100 milyar dolara yaklaşan sıcak paraya muhtaçlık.
• 270 milyar doları aşan dış borç yükü.
• Asya ve Mısır’da ucuza imalat ve Asya’dan ucuza hammadde ithal edip örgütsüz köle emeğiyle üretileni sudan ucuza satıp anlı şanlı ihracat propagandası yapmak.
• Ne kadar fazla ihracat yaparsanız o kadar çok artan ithalat ve sürekli yükselen dış açık.
• Açık büyüdükçe onu finanse etmek için yüksek faizlerle borçlanma.
• Tedarikçilikle görevlendirilmiş bağımlı bir ekonomi.

Bölgesel güç olabilmek için öncelikle evin içini düzenli tutup barışı tesis edeceksiniz. On yılları bulan Kürt sorunuyla, her an istikrarsızlaştırılacak bağımlı ekonomiyle olsa olsa ancak ABD elebaşılığındaki emperyalizmin taşeronu olunabilir. Tüm veriler AKP dış politikasının yüzmeye devam etme olasılığının hızla düşmeye başladığını göstermekte. Dış politika iddialarının, aslında AKP’nin iktidarda kalmaya yönelik oportünist taktikleri olduğunu söylemek haksızlık olmayacaktır. Tarih bize uluslararası alanda büyüklük hayaliyle yola çıkarılan halkların büyük felaketlerle karşılaştıklarını ibretle söylüyor.

06.07.2010

KAYNAKÇA

Ahmet Davutoğlu-Stratejik derinlik
Mustafa Sönmez-Cumhuriyet gazetesi

 
Share