Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
İran’ın kurtlarla dansı

Yaptırımlar İran üzerinde etkili olmadı ve İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerine devam etti. Büyük ihtimalle bu 4. pakette başarılı olmayacaktır. Bunu ABD’nin bilmemesi olanaksızdır. O takdirde bu dayatmalarda başka niyetlerde aramak daha doğru olacaktır.

Ahmet Hacaloğlu K.

Türkiye’nin BM Güvenlik konseyinde İran’a karşı gündeme gelen yeni bir yaptırım paketine “Hayır” demesi üzerine kıyamet koptu. En azından “Ahlaki bir yükümlülük olarak” verilen ”Hayır” oyunun, Türkiye için değişik alanlarda ve farklı süreçlerde olumsuz sonuçlar doğuracağını dillendiren kimi vicdanı kiralık yorumcular bunun ülkeye “Batı İttifakı”yla ilişkilerde deprem etkisi yapacağından bahisle felaket tellallığına soyundu.

İran’ın nükleer programına yönelik BM’nin Aralık 2006, Mart 2007 ve Mart 2008’de kabul ettiği üç yaptırım kararından sonra kabul edilen 4. paketle Tahran’ın nükleer faaliyetine, balistik füze programına ve ilk defa olarak konvansiyonel ordusuna da kısıtlamalar getirilmesi kararlaştırıldı. İran devrim muhafızlarıyla bağlantılı 40 şirket ve İsfahan’da uranyum zenginleştirme faaliyetinde bulunan nükleer merkezin başındaki Cevad Rahiki’nin malvarlığının dondurulması, İran’ın hassas nükleer malzemelere erişiminin engellenmesi amacıyla finansal yaptırımların genişletilmesi, deniz ulaşımıyla İran’a gidecek kargoların denetiminin sıklaştırılması, ağır silah ticaretine kısıtlamalar getirilmesi Türkiye ve Brezilya’nın muhalefetine karşın kabul edildi.

“Hayır” oyunun sonuçları  tartışılırken malum çevreler Başkan Obama’nın  “Tahran Deklarasyonu”ndan birkaç hafta önce Erdoğan’a yazdığı mektupta, takas edilecek uranyum miktarının bin 200 kilo olmasını kabulünü gözlerden kaçırdı. Siyasal iktidarın iyi kötü uygulamaya çalıştığı “komşularla sıfır sorun” teorisi gereği inşa etmeye çalıştığı yeni bölge politikası sonucu, bu talep çerçevesinde Brezilya ile birlikte 17 Mayıs’ta Tahran’da yapılan görüşmelerde mutabakata varılmış ve imzalanan deklarasyon ile bin 200 kg uranyumun takası İran tarafından kabul edilmişti. Ancak ertesi gün ABD “mızıkçı çocuklar” gibi, yazdığı mektubu unutup yeni bir yaptırım paketini Güvenlik Konseyinden geçirdi. ABD’nin iddiasına göre; İran Türkiye’ye 2009 Ekim ayında saptanan yüzde 3,5 oranında bin 200 kg zenginleştirilmiş uranyum gönderecektir. Ancak İran o günden bugüne geçen zamanda uranyum zenginleştirme çabalarını sürdürmüş ve stoklarını bin 200 kg’ın üstüne çıkarmıştır. Mutabakat anlaşması İran’a uranyum zenginleştirme çabalarından vazgeçmesi yükümlülüğü de getirmemiştir. Obama’nın  mektubunu basiretsizlik olarak izah etmek mümkün olamayacağına göre olayı kurtla kuzu hikayesindeki gibi,  İran’ı bir şekilde yemeğe niyetli ABD’nin Tahran deklarasyonunun gerçekleşmeyeceği düşüncesiyle Cenevre konferansındaki öneriyi kabul ettiği şeklinde anlamak herhalde daha gerçekçi olacaktır.

YAPTIRIMLARIN AMACI

Bilindiği üzere, yazımızın başında da değindiğimiz gibi BM daha önce de İran’a yönelik olarak 3 yaptırım kararı almıştı. ABD elebaşılığındaki emperyalizmin tüm baskılarına karşın yaptırımlar İran üzerinde etkili olmadı ve İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerine devam etti. Büyük ihtimalle bu 4. pakette başarılı olmayacaktır. Bunu ABD’nin bilmemesi olanaksızdır. O takdirde bu dayatmalarda başka niyetlerde aramak daha doğru olacaktır.

2009 senesinde İran’da yapılan seçimlerde Ahmedinecad’ın birinci turda kazanması üzerine ABD ve  AB’nin pompalamasıyla, seçimlerde hile yapıldığı, seçim sonucunun halkın iradesini temsil etmediği esasında “ılımlı lider” Musavi’nin seçimi kazandığı, muhalefetin sokağa döküldüğü şeklinde spekülasyonlar yapıldı. “Reformcu aday” olarak ortaya çıkarılanların da rejimin mutemet adamı oldukları bilinmesine rağmen dünya  kamuoyu uzunca bir süre kandırıldı.

Bütçesinin ortalama % 85’ni petrol gelirleriyle karşılayan İran’da yönetim ambargo nedeniyle petrol gelirlerinin düşmesi sonucu  darboğaza girmiş olup işsizlik oranı % 17 seviyesinde seyrediyor. BM ambargosu ve ekonomik zorluklarla boğuşan İran yönetiminin  gelecekte ciddi bir halk muhalefetiyle karşı karşıya kalması mukadderdir. Son seçimde kentlerin yoksul mahallelerinden kendiliğinden dökülen orta sınıf kalabalıkların “özgürlükçü”, “reformcu” talepleri rejimin militan gücü İran Devrim Muhafızlarının devreye sokulup şiddet kullanılmasıyla bastırılmış olsa da orta vadede tehlike çanları rejim için çalmaktadır.

Son yaptırım kararında en dikkat çekici yan  İran Devrim Muhafızlarıyla bağlantılı 40 şirketin yaptırım listesine alınmış olmasıdır. Yaptırımlar ile amaçlananın 1980-1982’de devletin şiddet araçlarını, bürokrasiyi, ekonominin dağıtım mekanizmalarını ele geçirerek devletleşen ve başlı başına bir kapitalist sınıf haline gelen molla örgütlenmesini ve onun militan gücünü ekonomik olarak çökerterek gelecekte yükselecek halk muhalefetinin önünü açmak olduğunu söylemek kehanet  olmayacaktır.

NİÇİN  İRAN

İran’daki İslami rejim kendini haklı olarak ABD ve İsrail tarafından kuşatılmış ve tehdit altında hissediyor. Zaten bölgedeki konumlanmaya bakıldığında da bu durum açıkça görülmekte. İki komşusu Afganistan ve Irak ABD tarafından işgal edilmiş, güneyde nükleer güç sahibi düşman İsrail, doğuda ABD ile ortaklık içinde olan nükleer güç sahibi Pakistan, batıda NATO üyesi ve ABD nükleer şemsiyesi tarafından korunan Türkiye, kuzeyde dünyanın ikinci büyük nükleer gücü Rusya. Yani etrafı nükleer silahı olan devletler tarafından sarılmış olan bir İran gerçeği. Fiili durum bu şekildeyken ve 1968’de kabul edilen NÜKLEER SİLAHLARIN YAYGINLAŞMASININ ÖNLENMESİ ANLAŞMASI (TNP), imza koyan devletlerin nükleer enerjiye sahip olmak için gerekli araştırma, geliştirmeleri ve üretimi yapmalarını güvenceye almasına karşın ABD’nin, stratejik ortağı nükleer silah sahibi İsrail’i görmezden gelerek İran’a aba altından sopa göstermesini anlamak mümkün değildir. Kaldı ki bölgenin emperyalistler tarafından infilaka hazır nükleer silah deposuna dönüştürüldüğü ortamda İran’ın nükleer silah yapmasına karşı çıkmak da pek mantıklı olmayacaktır.

Tüm bu de facto durum gözler önündeyken ABD elebaşılığındaki emperyalizmin İran ısrarının üstü kazıldığında ortaya 1991 senesinde ABD’de kabul edilen ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİSİ çıkacaktır. Bu strateji ile “enerji kaynaklarına ulaşımı güvenceye almak”, “hasım güçlerin gelişimini engellemek” ABD’nin yaşamsal güvenlik çıkarı olarak kabul edilmiştir. 21. yüzyılda tek süper güç kalabilmenin enerji ve enerji yollarını güvence altına almaktan geçtiğinin farkında olan  ABD’nin bu jeopolitik tespitlerini, Ortadoğu, Hazar, Orta Asya’da giderek yükselen jeopolitik oyuncuya dönüşmekte olan enerji zengini İran’a uyguladığımızda sorunun sadece nükleer silahlara sahip olma değil ondan da öte enerji paylaşımı kavgası olduğu gerçeği anlaşılacaktır.

• İran coğrafi konumu itibariyle 21.yüzyıl jeopolitiğinin sıklet merkezini oluşturan Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya’dan oluşan bölgenin merkezinde bulunmaktadır. ABD’nin İran’ı denetime alamaması haline enerji zengini bölgeleri kontrol etmesi zor olacaktır.
• Enerji zengini körfez ülkeleri ve petrol terminali Basra körfezinin anahtarı Hürmüz boğazını kontrol eden İran jeopolitik konumu ile ABD için önemlidir.
• Tek süper güç pozisyonunun devamını enerji kaynakları ve yollarının kontrol edilmesine dayandıran ABD’nin muazzam petrol ve doğalgaz yataklarına sahip İran ile ilgilenmesi kaçınılmazdır.
• Irak’ta etkin Şii oluşumu ile güçlenen İran Ortadoğu’da dengeleri sarsmakta, ABD’nin uşaklığını yapan körfez ülkeleri ile Suudi Arabistan’ın küflenmiş yönetimlerini  aşındırmaktadır.
• İran’ın nükleer silah elde etmesi halinde bölgede dengeler değişecek ve İran, ABD ve İsrail çıkarları karşısında daha büyük jeopolitik oyuncuya dönüşecektir.

Yukarıda kısaca özetlediğimiz özellikleri nedeniyle İran ABD için vazgeçilmez ve öncelikli hedeftir. ABD elebaşılığındaki emperyalizmin İran’ı teslim alamaması halinde geleceğe yönelik “Yeni Amerikan Yüzyılı” rüyası sona erecek, kolay lokma olmayan İran’ın karşı önlemleri ile Ortadoğu’daki olası gelişmeler bölgeyi daha da sarsacaktır.

17.06.2010

 
Share