|
2007’de başlayıp 2008’de yoğunlaşan kriz, emperyalist kapitalist sistemin mahremi ABD ve Avrupa ülkelerinde derinleşirken hükümetleri deviriyor, devletleri iflas ettiriyor. Dubai, Bahreyn çöktü. Yunanistan iflas etti. İtalya, İspanya, Macaristan ekonomileri zor durumda. Her yerde işsizlik artıyor, gelir dağılımında bozulmalar hızlanıyor. Emperyalist eğilimler ve hegemonya rekabeti sertleşiyor. İşçi sınıfının eylemleri artarken buna paralel olarak Avrupa sathında küçük burjuvazinin korkularından enerji alan aşırı sağ ve yabancı (özellikle Müslüman) düşmanlığı da güçleniyor, AB’ye devredilmiş olan ulusal egemenlik haklarını tekrar “ulusallaştırmak” için çağrılar yapılıyor. Diğer taraftan krizle bağlantılı olsa gerek dikkat çekici bazı gelişmeler de olmuyor değil. Yakın zamanda ABD yönetimi, Marks’ın “ilk kez trajedi, ikinci kez komedi” sözlerini ispatlarcasına İran’ı, ABD toprağında Suudi Arabistan’ın Washington Elçisi’ne suikast düzenlemeye kalkmakla suçladı. Hemen akabinde de Uluslararası Atom Enerji Kurumu yaptığı açıklamayla İran’ın nükleer faaliyetlerinin ileri aşamaya geçtiğini duyurdu. Artan işsizlik, gelir dağılımının iyice bozulması, sosyal harcamaların azalması, artan enflasyon Wall Street dâhil dünyanın birçok ülkesinde insanları sokağa dökmeye devam ediyor. Sokağa çıkan kitlelerin sloganlarında bütünlük olmasa, tepkiler henüz kapitalizm içinde kalsa, örgütlenme ve programa sahip olmasa da ezilenler dayatılan faturanın kendilerine ödetilmemesi için direniyor. Diğer yandan hep kendine yontarak sermaye birikim çarkını döndüren, dünya nüfusunun çoğunu işsizlik, yoksulluk ve düşük gelire mahkum ederek sonunda tüketim eksikliği gibi bir sorunla krizi patlatan küresel finans kapital de, krizi aşmanın, kapitalizmin ömrünü biraz daha uzatmanın yolunu arıyor.1929 krizinde Yahudileri günah keçisi olarak ilan eden sistem şimdi de Çin’i işaret ederek hedef saptırıyor. Öfkeleri sokağa taşan kitlelerin tepkilerinin şimdilik finans baloncularıyla sınırlı kalması, sistemi terbiye etmeyi hedef alması, sorunu kapitalizmde değil “vicdansız” uygulanmasında görmeleri efendileri umutlandırıyor. Sınıf mücadelesinin keskinleştiği, devrimci durumun yükseldiği mevcut konjonktürde kapitalizmin akıl hocaları, sorunun sistemden değil yönetimsel hatalardan kaynaklandığını iddia etseler de kriz Marks’ın iddia ettiği gibi kapitalizmin türettiği sistematik bir krizdir. Sistem 80-90 yıllık evreler halinde kolay kolay aşılamayan krizleri zorunlu olarak üretir. Hatta bu sayede sermaye birikimini engelleyen engelleri aşar. Haddizatında sistemin başı ABD’de kapitalizmin krizi 2007’den çok daha önce başlamıştı. Finans kapitalin artı değerden aldığı payı sürekli olarak arttırması şişkinleşen bir borç ekonomisine ve finansal balonlaşmaya yol açtı. Ancak doların konumu sayesinde dış dünyadan kaynak aktarımı gerilimlerin krize dönüşmesini 2007’ye kadar erteledi. Sonunda finansal balon patladı. İpotekli konut piyasasının tetiklediği ısınma krizi patlattı. Sistemin tümüne bulaştı. İç talebe, üretime yansıdı. Hızla Avrupa’ya giderek çevre ekonomilere yayıldı. Krizin derinleşmemesi için özel borçlar ve finans kuruluşlarına çok büyük fonlar aktarıldı. Bu önlemler krizin 1929 bunalımındaki boyutlarda derinleşmesini frenledi. Ama müdahaleler sorunu ortadan kaldıramadı. Kaynaklarının çoğunu kurtarmaya ayıran devletler krizin maliyetini üstlendi. Tüketim talebi telafi edilemediği gibi bütçe açıkları, kamu açıkları sorunu artarak devam etti. Kapitalizmin krizlerinin 80-90 yıllık periyotlarda gerçekleştiği ve kolay kolay da aşılamadığı bilinen bir gerçektir. İktisat tarihi bize bu tip son dört-beş dalganın hep militarize olmuş bir küresel ortam, artan askeri harcamalar ve ne yazık ki çoğunlukla da açık savaş ile geçirildiğini gösteriyor. Küresel krizin bir “kara delik”e doğru doludizgin gidişi, krizde “düzeltici unsur” olarak savaş seçeneğini güçlendiriyor. Çıkarılacak savaşın silah çarklarını daha hızlı döndürerek bir yeniden paylaşım fırsatını yaratması ve kapitalizme biraz nefes aldırması ihtimal dâhilinde. Ancak çıkacak savaş öyle hemen topyekun nükleer üçüncü paylaşım savaşı şeklinde değil muhtemeldir ki bölgesel, yerel savaşlar, etnik huzursuzluklar, aşırı gerginlikler şeklinde yaşanacaktır. Daha çok Marksist iktisat terminolojisinde kullanılan “Düzeltici savaş”’ın (Rosa Luxemburg’dan günümüze gelen teknik terim) gündemde olup olmadığını anlamak için aşırı gerginliklerle sistemin krizi arasındaki bağlantıyı incelemek gerekir. Krizin esas nedeni üretilmiş malların satın alınamaması ve eksik tüketim kıskacına takılınması ise bu üretim fazlasının kapitalist sistemin devam edebilmesi için mutlaka tüketilmesi gerekir. O zaman da yatırıma dönüştürülemeyen, satın alınamayan mal fazlasının savaş konjonktürü içinde yakılması gündeme gelecektir. Çünkü bu sayede sermayenin yeni teknolojilere kavuşturulması, askeri silah teknolojisinden yeni üretim tekniklerine ulaşılması, modası geçmiş üretim tekniklerinin, kurumların yakılıp, yerine modern teknolojilerin, modern kurumların inşası sağlanır. Kapitalizm düzgün bir çizgi olarak ilerleyen bir sistem değildir. Genişleyen, krize giren, yıkan, yıktıktan sonra yeniden yapan, Joseph Schumpeter’in “yaratıcı yıkımlar” diye adlandırdığı bir büyüme modeli içinde dalgalar halinde büyük değişimlerin seyrettiği vahşi bir sistemdir. Emperyalist kapitalizm derin bir kriz içerisinde iken ve sorunları aşmak için can havliyle “düzeltici savaş”a ihtiyaç duyarken yazının başında değindiğimiz Suudi elçisine suikast teşebbüsü ve Uluslararası Atom Enerji Kurumunun İran açıklamalarının zamanlamasını tesadüf olarak açıklayamayız. ABD elebaşılığındaki emperyalizmin stratejisi gereği kaynak savaşlarına en uygun bölge Ortadoğu , “düşman” ise İran’dır. Böylece hem sistem krizden kurtulacak hem de emperyalizmin bölgedeki en önemli engeli tasfiye edilmiş olacaktır. Krizlerin varlığı, tekrarlanması, şiddeti kapitalizmin çürümekte olduğuna işaret ediyor. Ancak sistemlerin çürüdükleri için tarihe karıştıkları da görülmüş bir durum değildir. Bunun gerçekleşmesi için sistem karşıtı, örgütlü devrimci toplumsal mücadeleler gerekir. Dünyada devrimci durum yükselir, sınıf mücadeleleri keskinleşirken emekçi sınıflar kapitalizmi aşma yönünde kafa yormak, sorgulama yapmak zorunda kalacak ve bir yandan sosyalizmin sorunlarını aşarken diğer yandan kapitalizmi tarihin çöplüğüne gömeceklerdir.
|