Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Suriye Üzerine Stratejik Oyunlar

NATO ve Afri Com’un (ABD’nin Afrika Komutanlığı) Libya operasyonundan sonra sıradaki Suriye’de yaşananlar her geçen gün karmaşıklaşıyor. Yabancı basın organlarında, Türkiye’nin Esad rejimine karşı silahlı mücadeleye başlayan Suriyeli muhalifleri kanatlarının altına aldığı, muhalif “Hür Suriye Ordusu” mensuplarını eğittiği şeklinde haberler sık sık dillendiriliyor. Zaten Başbakan Erdoğan’da Suriye olaylarını, akrabalık ilişkisi nedeniyle iç işi olarak gördüğünü söyleyerek (ya onlarda akrabalık ilişkisinden bahsedip Türkiye’nin iç sorunlarına karışma hakkını kendilerinde görürlerse ne cevap verecek) Batılı ülkeleri askeri müdahale için teşvik ve tahrik ediyor. AKP iktidarının Suriye ile dostluktan sonra aniden yan çizerek ABD’nin dümen suyuna girmesi, saldırgan söylemi ise ABD ve AB nezdinde büyük alkış alıyor. Kartların yeniden dağıtıldığı ve yapılandırıldığı Ortadoğu’da siyasal iktidar Libya olayında olduğu gibi parsanın kırıntısını toplama peşinde. Süper gücün himayesiyle komşularla sıfır sorun politikasından, çok sorun politikasına geçen iktidar kazançlı çıkmayacağı bir yolda ülkeyi tehlikeli sulara sürüklüyor.
“Sıfır sorun”, “stratejik derinlik”, “pro aktif politika” başlıklarıyla ifade edilen dış  politika, ABD’nin desteğiyle Türkiye’nin bölgede güç yansıtma kapasitesini hesapta  artıracaktı. Ancak gelinen noktada Türkiye hem İsrail hem de Suriye’yle kavgalı olmayı başardığı gibi füze savunma sistemi dolayısıyla İran ile de ilişkileri bozmuş durumdadır.
Türkiye bugün basiretsiz ve efendisinin azgın fedaisi AKP politikaları sonucu tüm komşularıyla sorunlu, ABD ve İngiltere’den başka destekçisi olmayan ülke durumuna düşürülmüştür.
Libya’da hayata geçen senaryoyu kısa vadede Suriye’de de sahnelemek pek kolay görünmüyor. Zira Suriye’nin dağlık coğrafi koşulları, nüfus yoğunluğu, askeri gücü Libya’dan çok farklı. Ayrıca Güvenlik Konseyi’nde yaptırımlara veto koyan Rusya-Çin ve İran faktörünü de unutmamak gerekiyor. Zaten şu anda muhalefet toplumun önemli kesimini etkisi altına alamadığı gibi iç savaştan korkan nüfusun önemli çoğunluğu da Esad’ı destekliyor. Alevi Devlet sınıfları-Sünni burjuvazisi ittifakı da bozulmuş değil. İçten bir dönüşümle yönetimi devirmenin zorluğu karşısında ABD karar mercilerinde Türkiye üzerinden yapılacak ve Suudi Arabistan tarafından desteklenecek bir askeri müdahale olasılığı konuşuluyor. Dışişleri bakanı Clinton da, bir müddet önce verdiği mülakatta “Suriye sorunu Türkiye ve Arap Birliğine havale edildi” diyerek bu niyeti zaten açıkladı.
2010 yılı sonunda Tunus’ta  kitlelerin demokrasi talebiyle başlayan dalga, bir müddet sonra tüm Arap coğrafyasını sardı. Bu dalgayla başlayan devrim sürecinin gündeme getirdiği sistemden kopuş olasılığı tüm dünyada heyecan uyandırdı. Ancak ABD elebaşılığındaki emperyalizm devreye girerek bu dalgayı yönlendirmek, söndürmek için hemen sürece katıldı. Bu arada eski rejimden nemalanan ve büyük servetler elde eden burjuvazinin bir bölümü kimi ülkelerde eski rejimle anlaşma yolları ararken kimi ülkelerde ise içinde örgütlendikleri Müslüman Kardeşler hareketi kanalıyla  iktidarı kaybetmemenin yolunu aradılar. Emperyalizmin müdahaleleri, sınıf partilerinin güçsüzlüğü, programsızlığı ve örgütlenmedeki başarısızlığı sonucu  devrimci dalga tersine döndü. Arap coğrafyasındaki hareketlenme sonucu eski rejimlerle devam edilemeyeceğini gören ABD elebaşılığındaki emperyalizm ise Tunus ve Mısır’da yönetimleri devirdi. Son senelerde kendisiyle işbirliği yapan (Kaddafi 11 Eylül’den sonra ABD’nin “terörizmle” savaşında imkanlarını ABD’ye açmıştı) Kaddafi’ye güvenmediği için onu da alaşağı etti.
Bölgede yaşanan alt üst oluştan sonra sıra Suriye’ye geldi. Suriye’de Nusayri Baas rejiminin devrilmesi emperyalizm için çok büyük önem taşıyor. Zira Irak işgalinden sonra bölgede etkisini artıran İran’dan kurtulmak ancak Suriye’nin destabilize edilmesiyle mümkün olacaktır. Suriye rejiminin yıkılmasıyla İran-Irak-Suriye-Lübnan-Hizbullah Şii kıstağı  kırıldığı gibi izole edilen İran’ın teslim alınması da kolaylaşacaktır. Irak işgalinden sonra güçlenen Şii ekseninin parçalanmasına yönelik olarak uygulanan stratejik oyun ise Suudi Arabistan’ın mali ve diplomatik basıncıyla  oluşturulmak istenen Sünni İslam birliğidir. Bu amaçla Suriye’de yoksul Sünni alt sınıfları ayaklandırıp iç savaş çıkarmak hedeflenmiş olup, Sünni burjuvazi-Alevi Devlet Sınıfları ittifakını parçalamak için Müslüman Kardeşler üzerinden muhalefeti silahlandırmak dahil ABD-Suudi Arabistan tarafından her yol denenmektedir.
Projenin uygulanmasında ABD yanında başrol oyuncusu olan Suudi Arabistan’ın stratejik oyununa göre Suriye’nin de düşürülmesi halinde Hizbullah’ın direnci kırılmış olacak, bir taraftan İran yalnızlaştırılırken diğer yandan Türkiye’nin bölgede yükselme senaryosuna da son verilmiş olacaktır. Böylece Kuzey Afrika’dan Türkiye’ye (AKP Müslüman Kardeşler geleneğinden etkilenmiş bir Sünni Müslüman hareketinin partisidir.) kadar uzanan coğrafyada Müslüman Kardeşler geleneğine dayanan, ABD’nin denetlemesi kolay  merkezi bir Müslüman-Sünni-Arap bloku oluşacaktır.
ABD’nin güdümündeki S.Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri askeri harcamalarını hızla artırıp silah tekellerini, kapitalist sistemi mutlu eden gelişmeler olurken, 9 senelik iktidarında ülke ekonomisini gırtlağına kadar borca batıran, muazzam cari açık sorunuyla karşı karşıya bırakan Erdoğan, kimin elinin kimin cebinde olduğu belirsiz Ortadoğu’nun karanlık labirentlerinde ABD’nin talimatıyla işbirlikçi Arap Birliği’yle birlikte “demokrasi” getirmek masalıyla ülkeyi sonu belirsiz maceraya atıyor.
Esad’ın otoriter-totaliter rejimi bir yana bugün Suriye açık emperyalist işgal tehdidi altındadır. İşgal tehlikesine karşı sınıf partisi, işgalci güçlere karşı acilen tüm güçleri içine alan bir milli cephe oluşturma göreviyle karşı karşıyadır. Bu durumda demokratik görevler milli görevlere tabi olacaktır. Ancak bu cephenin kurulması hiçbir zaman milli devrim ile demokratik devrim görevlerinin birbirinden koparılması anlamına da gelmemelidir. Bize düşen ise emperyalist işgale karşı direnen Esad’ın onurlu kavgasını desteklemek olmalıdır.

 
Share