Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Erdoğan’ın karizması çizildi

Erdoğan yüksek perdeden ıvır zıvır lafların haricinde kalıcı, onurumuzu kurtaracak politikalardan bahsedemedi.

Ahmet Hacaloğlu K.

Yardım gemilerini engelleyeceğini günler öncesinden Türkiye’ye bildiren İsrail, Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisi öncülüğündeki gemilere uluslararası sularda askeri operasyon düzenleyerek birçok kişiyi katletti, sayısız kişiyi de yaraladı. Silahsız yardım gemilerinin uluslararası sularda vurulması, gemilerin bayrağını taşıyan ülkeye yani Türkiye’ye örtülü savaş ilanı,”casus belli” anlamına gelmesine karşın başbakan Erdoğan yüksek perdeden ıvır zıvır lafların haricinde kalıcı, onurumuzu kurtaracak politikalardan bahsedemedi.1997 post modern darbesinde askerin dayatmasıyla imzalanan stratejik işbirliği anlaşmasını misilleme olarak askıya almayı bile dillendiremeyen Erdoğan’ın samimiliği tartışılır oldu. Teknoloji fakiri olan ülkemizin durumu ne kadar vahim ki kanlı saldırıya karşı silah alımlarını durduruyoruz bile diyemedik. Böylece bölgesel güç olma, “komşularla sıfır sorun”,”pro-aktif “ dış politika söylemlerinin içinin ne kadar boş olduğu bir kez daha anlaşıldı. Karizma yerle yeksan oldu.

Uluslararası hukuka göre karasuları 12 mil olan İsrail savaş halinde olduğu gerekçesiyle 60 millik bir alanda operasyon düzenleyebileceğini senelerdir iddia etmekte. Nitekim uyguladığı son vahşette de aynı gerekçeye sığınıyor. İsrail bu operasyonda da her zaman olduğu gibi gene katil sürülerinden oluşan “Şayetet 13” birliklerini kullandı. Hemen herkes bilir ki bu birliklerin katıldığı tüm operasyonlarda mutlaka kan akar. Esasen İsrail bunun sinyallerini de önceden vermişti.Siyasal iktidar İsrail’in ne kadar acımasız olduğunu ve söylediğini yaptığını bilmesine karşın maalesef dolaylı olarak desteklediği aktivistlerin can güvenliğini sağlayacak hiçbir önlem almayarak günahsız-samimi insanları objektif olarak bile bile ölüme gönderdi.

İsrail’in son misilleme ve meydan okumasının nedenlerini analiz edebilmek için daha gerilere HAMAS-İsrail ilişkileri ve Hamas’ın kuruluşuna kadar geri gitmek faydalı olacaktır.

14.05.1948’de İsrail’in kurdurulmasıyla bölge şiddet ve terörün kıskacına terk edildi.Arap Müslümanlar için artık kutsal topraklarda yaşam hakkı kalmadı.Bölgedeki bitmeyen sorunlar yerel direnişçi örgütleri güç birliğine zorladı ve 1958-1960 arasında Arafat liderliğinde El Fetih örgütü,1964’de ise Ahmet Şukeyri liderliğinde Filistin Kurtuluş örgütü (FKÖ) kuruldu.Filistin’de ki ikinci büyük siyasi güç Hamas yani “İslami Direniş Örgütü” ise 1987’de 1.intifada sırasında Şeyh Ahmet Yasin tarafından kuruldu.Örgüt Ortadoğu’daki radikal İslami örgütlerin temellerini atan Mısır’daki Müslüman Kardeşler örgütünün Filistin’deki uzantısı olarak görülebilir.El-Fetih ile arasındaki ayrışma ekseni İsrail’in hukuki varlığı(Daha sonra HAMAS lideri Halid Meşal İsrail’in 1968 sınırlarına çekilmesi halinde tanıyabileceklerini deklare etti.) ve uydu Filistin devleti projesini reddetmesi ile silahlı mücadeleyi esas almasıdır.Bu arada , İntifada sırasında şekillenen örgüt kurulduğunda o dönemde saygınlığı ve kitle desteği olan Yaser Arafat’ın El-Fetih örgütünün dengelenmesi için güçlendirilmesi İsrail’in politikaları ile çakıştığından büyümesine göz yumulduğunu da not etmekte faydalı olacaktır.(Örgütün kurucusu Şeyh Ahmed Yasin 1985 senesinde İsrail tarafından cezaevinden serbest bırakıldı)

Ancak bu arada hesaplanmayan bir gelişme olarak Filistin’de 2006’da yapılan parlamento seçimlerini HAMAS kazandı. Filistin seçiminin sonuçları gelecekteki dengeyi ve siyasal iktidarların politikalarını etkileyeceğinden İsrail harekete geçti. Zira mevcut durum bölgedeki siyasi istikrarsızlıktan güç alan ABD elebaşılığındaki emperyalizmin tetikçisi İsrail’in stratejileriyle çelişiyordu ve gereken kısa zamanda yapıldı. Hamas ile El-Fetih bir birine düşürülerek Filistin ikiye böldürüldü. Batı Şeria’da El-Fetih yönetiminde, Gazze’de Hamas yönetiminde iki ayrı devletçik oluşturuldu.2008 Aralık ayında İsrail yönetimi son darbeyi indirmek üzere Gazze’de kanlı oyununu oynadı. İnsanları açlıktan ölüme terk eden abluka yetmiyormuş gibi birde Gazze’yi işgal ederek tümüyle harabe haline getirdi. Hedeflenen amaç hem kendi kamuoyunu tatmin etmek hem de 2009’da yapılacak seçimleri kazanma şansı yüksek Hamas’ın etkinliğini kabul edilebilir seviyeye indirerek uzlaşmacı El-Fetih’in Gazze’de yönetimi almasını sağlamaktı. İran ve Hizbullah destekli Hamas’ın iktidarının Ortadoğu’da tüm dengeleri kendi aleyhine değiştireceğinin farkında olan İsrail bu uğurda beton duvarlarla çevirdiği Gazze’yi senelerdir abluka altında tutmakta ve M ısır ile de işbirliği yaparak ablukanın delinmemesi için her çareye başvurmaktadır. İHH’lı ve uluslararası aktivistlerin Gazze’ye insani yardımları deniz yoluyla ulaştırma girişimi aynı zamanda ablukayı delme amacı taşıdığı için İsrail’in şiddetli tepkisiyle karşılaşmış, katliam yapılmasından çekinilmemiştir.

Uluslararası konjonktür, İsrail’in iç politikası, Filistinlilerin iç çatışmaları, çevre faktörleri, Suriye, İran, Arap dünyası, emperyalizmin İsrail ile ilişkileri, yeni güç ilişkileri dahil birçok denklemden güç alan ve kendini güvenlik devleti olarak tanımlayan İsrail, bölgeyi ancak istikrarsızlığa düşürerek varlığını koruyabileceğinin farkındadır. Bu çerçevede şiddeti her koşulda politika olarak uygulayan İsrail’in gerekirse bölgesel hatta küresel bir savaşı bile tetiklemekten çekinmeyeceği kabul edilmelidir. Savaştan çekinmeyen güçlerin son ve en eli kanlı temsilcisi İsrail bölgesel iktidar politikaları geliştiren Erdoğan ve ekibine haddini bil, hodri meydan deyip kılıcı çekmiştir.

 
Share