Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Balkanlarda Stratejik Kıskaç

Çok kutupluluğa dönüşün sinyallerini veren uluslararası politikada değişen ve çeşitlenen roller Balkan coğrafyasında da etkisini gösteriyor. Bölgenin asli aktörleri olan AB, ABD ve Rusya’nın çekişmelerinden etkilenen Balkanlar aynı zamanda ilişkilerin şekillenmesinde de önemli rol oynuyor. Balkanlar, ABD elebaşılığındaki emperyalizm için Hazar enerji kaynaklarının Güneydoğu Avrupa koridoru üzerinden batıya ulaşımında çok önemli bir stratejik bölge iken Rusya cephesinden ise Slavların birliği, Ortodoksluk bağıyla bölgede güçlenmenin atlama taşıdır.
SSCB’nin ortadan kalkması ABD-AB ilişkilerini de AB-Rusya uzlaşmazlığını da etkiledi. Bu da ilişkilerin yeniden masaya yatırılmasıyla sonuçlandı. Çıkarların değişmesi “dostlukların” da gözden geçirilmesine neden oldu. Sovyet sosyal-emperyalizminin tehdit algısı nedeniyle iki kutuplu dünyada ABD batı Avrupa’nın “korumasını” üstlenmişken yeni dönemde, Avrupa’yı kontrol altında tutma aracı olarak kullandığı mekanizması önemini yitirdi. Konjonktürden istifade etmek isteyen Rusya’da ABD-AB ilişkilerini gevşetme politikası güderek denklemi kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Rusya bölgenin en önemli enerji tedarikçisi olma kozunu, ABD’yle koşulsuz işbirliğini Irak’ın işgali ve İran’a müdahale konusunda rafa kaldıran AB’yi yanına çekmek için kullanıyor. Böylece ABD-AB, AB-Rusya ilişkilerinde ayrışma alanları kadar yakınlaşma alanları da çeşitlilik gösteriyor. Çok kutupluluğun gelecekteki etkin güçleri Çin, Hindistan ve İran’ı bir kenara bırakırsak üç büyük aktörün Kafkasya ve Orta Asya üzerinden de sürdürdüğü paylaşım mücadelesi artık Balkanlar’da genel hatlarını belli ediyor. Tarihin garip cilvesi olsa gerek, emperyalizme entegrasyonu AB tarafından üstlenilen Balkanlar’ın altından Rusya’dan uzanan enerji boru hatları, üzerindense ABD askerleri geçiyor.
RUSYA’NIN KONUMU
Slav kardeşliği ya da Ortodoksluk bağının yarattığı tarihi ve kültürel bir ortaklığın jeostratejik açılımları kolaylaştırması ve geçiş bölgesi olması nedeniyle Balkanlar tarih boyunca Rusya için önemli oldu. Ne var ki SSCB’nin dağılmasıyla birlikte Rusya’nın Balkanlar’daki nüfuzunu yitirme süreci hızlandı. Rusya iç sorunlarını halledip, ekonomik olarak toparlandığında ise “atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti”. Çünkü Balkanlar artık ABD’nin etkisindeydi ve emperyalist kapitalist sisteme entegrasyon süreci başlamıştı. Bugün Sırbistan dahil tüm Balkan ülkeleri AB genişleme stratejisinde yer alıyor ve Rusya’da süreci geri çevirme niyeti taşımıyor. Aksine değişen jeopolitik eksene uygun yeni bir politika geliştirip Rusya-AB ilişkilerinde Balkanlar’ı bir geçiş noktası olarak tuttuğu söylenebilir. Zaten enerjiyi stratejik koz olarak kullanmak üzere kurguladığı dış politika anlayışı da bunu gerektiriyor. Rusya’nın, özellikle enerji alanında yaptığı yatırımlar ve temel enerji tedarikçisi konumuyla Balkanlardaki konumunu her geçen gün güçlendirdiğini  söylemek doğru saptama olacaktır.
ABD’NİN DURUMU
ABD, Rusya’nın kendisini toparlama sürecinde olduğu, AB’nin ise ortak politika geliştirmediği 1990’lı yıllarda Balkanlar’ın en aktif aktörü idi. Clinton’un girişimiyle harekete geçildiğinde Bosna-Hersek için çok geç kalınsa da Kosova savaşı ve Makedonya’da AB ile birlikte hareket ederek önemli bir mevzi kazandı. Ancak11 Eylül süreci ile birlikte tüm dikkatini önce Afganistan’a ve Orta Asya’ya sonra da Irak ve Ortadoğu’ya yoğunlaştırınca bölgenin sistemle entegrasyonu misyonu AB’ye devredildi. Ama ne ABD ne de NATO bölgeyi terk etmedi. Dünyadaki 820 civarındaki askeri üsse Bulgaristan, Romanya ve Kosova’daki üsleri ekledi. Nasıl ki Rusya enerji sektöründeki yatırımları ve Balkanları sarmalayan boru hatlarıyla Balkanlar’da kalıcı olduğunun işaretini veriyorsa, ABD de açtığı her üsle askeri konuşlanmasının ve kalıcılığının süreceğini gösteriyor.
AVRUPA BİRLİĞİ
ABD’den ayrı bir siyasi vizyonu olan AB’nin Balkanlar konusunda önceliği, Avrupa’nın kıyılarında seyreden savaşların ve yayılma eğilimi gösteren istikrarsızlığın bir daha yaşanmaması noktasında beliriyor. Örgütlü suç, yasa dışı göç, silah ve uyuşturucu kaçakçılığının Avrupa’ya ulaşmasında Balkanlar’ın köprü olması da bunu pekiştiriyor. Bu noktada sınır güvenliği, bölgesel ulaşım ağlarının geliştirilmesi ve enerji nakil hatları için güvenli bölge oluşturulması da aynı derecede önemli. Bunu temin sadedinde söz konusu devletlerin bir an önce sisteme entegresi hedefleniyor. Bu sayede AB’nin imajı korunacak, güvenilirliği artacak ve daha da önemlisi bölge sorunlarını çözme kabiliyeti artacaktır.
AB ve NATO üyesi Balkan ülkelerinin bir yandan AB yapılarına uyum için gerekli düzenlemelere devam ederken diğer yandan ABD ile ilişkileri ve NATO üyeliğiyle ulusal güvenliklerini sağlama çabası, Rusya ile enerji bağlamında her geçen gün artan bağları Balkanlar’daki aktörlerin rollerinin mevcut konjonktürde dengeli dağıldığını gösteriyor. “Güvenlikte” ABD, enerji tedariki ve ticarette Rusya, ekonomik ve siyasi etkinlikte AB’nin bölgenin temel aktörleri olduğu açık.
SON YERİNE
AB’nin merkezi ülkeleri kendi çıkarları gereği çok kültürlü model örneği Yugoslavya’nın parçalanmasında öncelikli rol oynadılar. Önce Hırvatistan, Slovenya’nın Yugoslavya’dan kopmasına katkıda bulundular. Projeye göre Sırbistan, Slav kardeşliği ve Ortodoksluk bağı nedeniyle Rusya ile bağlantılı kalacaktı. Müslüman ağırlıklı Bosna ve Kosova’nın kaderleri de Rusya ile var olan enerji bağlantısının yönlendirmesiyle Sırbistan’a terk edilecekti. AB bu nedenle başlangıçta Sırp ırkçılığının katliamlarına seyirci kaldı. Eski Yugoslavya AB’yi zorlayacak çok kültürlü kimliğini yitirdikten sonra 9 devletçik olarak arka bahçeye uygun sıra dâhilinde sisteme dahil edildi ve ediliyor. Tito Yugoslavyası’ndan çıkmış 9 devletçiğin vatandaşları ise emperyalizmin oyununa gelerek parçalandıkları için birlikte paylaştıkları barış içindeki refah toplumu günlerini arıyorlar. Nasıl olduğunu anlamadan birbirlerini boğazlayarak bugün geldikleri koşullara hayıflanıyorlar.

 
Share