Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Somali: Kara Afrikanın Kaderi

Geçen hafta Başbakan Erdoğan bütün sülalesi, Bakanlar Kurulu üyeleri, eşleri ve bilumum şarkıcı taifesiyle Somali’ye biraz da PR çalışması kokan “insani yardım” çıkarması yaptı. Dünyanın büyük çoğunluğunu acımasızca sömüren emperyalist güç odakları on binlerle çocuk ölümleri karşısında arazi vaziyetinde iken Erdoğan, Somali’yi kurtaracak proje, yatırımlar peşinde, öncülüğü gene kimseye bırakmadı…
Somali, bir Türk firmasının mallarını taşıyan geminin 2009’da korsanlar tarafından kaçırılmasıyla gündeme geldi. Ne var ki hiç kimse “Neden Somali” sorusunu sormadı. Uluslararası diplomaside çökmüş devlet olarak tanımlanan Somali’de 21 yıldır bir devlet yapısı bulunmuyor. Kuraklık ve açlık kol geziyor. Ancak bugün yaşanan kıtlığın iklim ve kuraklık meselesi olmaktan ziyade, son 20 yıldır siyasi otoritenin çözülüşü ve alt yapının tamamen çökmesiyle ilgili olduğunu da unutmamak gerekiyor.
Afrika’nın kaderi 1885 Berlin Konferansı ‘yla örüldü. Sömürgeciliğin resmi başlangıcı olarak kabul edilen Berlin Konferansı Avrupalı devletlerin Afrika ülkelerini aralarında paylaştığı ve bu ülkelerin siyasi, sosyal ve kültürel durumlarına birinci derecede etki etmiş olan sömürgecilik tarihinin dönüm noktalarından biridir. Konferans Portekiz’in talebiyle Alman lider Bismarck’ın sömürgeci 14 Batı gücünü Afrika topraklarını bölüştürmek üzere görüşmeye çağırmasıyla toplandı. Bismarck’ın hedefi İngiltere ve Fransa’ya göre çok az olan Afrika’daki Alman sömürgelerini artmaktı. Kıtanın o tarihte başlayan talan edilmesi tarihi bugüne kadar farklı şekillerde devam etti. Klasik sömürge imparatorluklarından sonra bağımsızlaşma süreci ardından ABD elebaşılığındaki emperyalizm ve Sovyet sosyal emperyalizmi arasındaki dalaşmalar-vekaleten savaşlar yerini şimdi de ekonomik dev Çin-ABD kapışmasına bıraktı.
9.5 milyon nüfuslu Somali sömürgeciliğin uygulanmasında sömürme, tüketme ve yok etme yöntemlerinden fazlasıyla nasibini almış bir ülke. Ekonomik ve siyasal alanlarda olduğu kadar toplumsal alanda da sömürgeciliğin tahrip ettiği bir ülke. Müslüman halk oldukça homojen bir yapıda. Ancak Afrika’nın 19.yüzyılın sonlarında Avrupalılarca paylaşılması üzerine İngiltere, Fransa ve İtalya’nın Somali topraklarına girmesi, Somali halkının farklı sömürge sınırlarında sıkışmasına neden oldu. Sömürge döneminin SOMALİ halkına bıraktığı bir diğer miras ise İngiltere’nin Etiyopya’ya bağışladığı Ogaden bölgesi. Burada yaşayan Somalili nüfus göz ardı edilerek uygulanan bu politika, Somali bağımsızlığını ilan ettikten sonra iki ülke arasında savaş nedeni oldu ve halen de sorun devam ediyor.
1960 senesinde sömürgeci güçlerce Somali devleti kurdurulduktan sonra siyasi sistem, çok kısa zamanda kabileler arası çıkar çatışmaları sonucu iflas etti. 1969 yılında General Siyad Barre, askeri darbe ile devlet başkanlığı koltuğuna oturdu. SSCB ile işbirliği yaparak sözüm ona “sosyalist ekonomi” modelini benimsedi. Ogaden bölgesi sorunu nedeniyle Etiyopya’ya saldırdı. Barre’nin 20 yıl süren dikta rejimi 1991 yılında Etiyopya destekli muhalif güçlerce devrildi. Barre hükümetini devirerek Başkent Mogadişu’yu ele geçiren gruplar sıra iktidar paylaşımına gelince çatışmaya başladılar. Somali için sonun başlangıcı sayılan bu gelişmeler ülkede 21 yıldır dinmek bilmeyen iç savaşın nedeni olarak nitelendirilebilir.
Somali’de patlak veren iç savaş ve savaşın oluşturduğu trajik koşullar çok geçmeden yankı buldu. Mart 1992’de “insani yardım” amacıyla BM Somali’ye asker çıkardı, BM iç savaşla baş edemeyince bu kez Kasım 1992’de ABD ülkeye 36.000 asker çıkardı. Ama çok geçmeden batağa saplandığını gören ABD Ekim 1993’de birliklerini apar topar geri çekti. Bu arada SEBAB diye adlandırılan radikal İslamcılar örgütlenerek ülkenin büyük bölümünü kontrol eder hale geldi. Bu hareketin El Kaide bağlantısı olduğu bahanesiyle 11 Eylül’den sonra  ülkenin güney kesimlerini bombalayan ABD, 2007’de maşa olarak kullandığı Etiyopya’ya ülkeyi işgal ettirdi. Şimdilerde Somali’yi ABD destekli bir ulusal geçiş hükümeti temsil ediyor. Ancak hükümet ülkenin bütününü kontrol edemiyor. Yönetimi ayakta tutan, Etiyopya askerlerinden oluşan ve “Afrika Birliği Somali Görevi” adı altında ülkede bulunan yabancı askerler.
Afro-Arap güvenlik çemberi içinde olduğu için öteden beri tam bir kapışma alanı içinde olan Somali “İslamcı terörle savaş” döneminde de önemli bir çatışma alanı. Petrolü ve maden rezervleri fakir olan Somali, Batı’nın ham madde ve petrol trafiğinin bağımlı olduğu su geçidi, Süveyş Kanalı’na açılan bir kapı niteliğinde. Bu açıdan Somali’de askeri güç bulunduran ülke kanalın “güvenliğini” de sağlamış oluyor. Ayrıca oldukça uzun kıyı şeridi dikkate alındığında  Somali’yi kontrol altına alma, Hint Okyanusü’unda ve Doğu Afrika’da kontrolü sağlamak anlamına geliyor. Somali’yi emperyalist güçler için çekici kılan bir diğer unsur ise ülkenin İran körfezine yakınlığı. ABD-İran arasında süre gelen gerilim, Somali’nin stratejik önemini tartışılmaz kılıyor. Somali’nin stratejik konumunu hatırladığımızda gerek BM ve gerekse ABD müdahalesinin hedefinin “insani” kaygılar değil, Soğuk Savaş sonrası dönemde çıkan “Yeni dünya düzeni”nin devamını sağlamak ve Libya operasyonunda olduğu gibi, Çin’i kıta Afrika’sından söküp atmak olduğu gerçeği karşımıza çıkar.
ABD elebaşılığındaki emperyalizmle küresel güç adayı Çin arasındaki kara Afrika’nın zenginliklerini talan etme kavgası bütün şiddetiyle devam ediyor. Bu arada Libya’dan hemen sonra Nisan ayında Fransa’nın, eski sömürge alanı içindeki Afrika ülkesi olan Fildişi Sahili’ne yaptığı iç savaş ortamını körükleyen askeri müdahale de gözlerden kaçtı. Klasik sömürge döneminden beri kendi kaderini tayin hakkı engellenen Somali’nin geleceği ise emperyalizm var oldukça yine dış güçlerce belirleneceğe benziyor.

 
Share